*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

27 Kasım 2016 Pazar

ne kadar çok olmuş tunalının kalabalığına karışıp kitap kokuları arasında sade kahveyi höpürdetmeyeli…bir de güzel insan "ambassador ömer tarkanı" anmayalı...



ne kadar çok olmuş  tunalının kalabalığına karışmayalı…
kuğuluparkın duldasından yürümeyeli…
madoların, cevizlerin, d&r’ların önünden geçmeyeli….
kitap kokuları arasında  sade kahveyi yanyana höpürdetmeyeli…



çıktık bugün yayan yapıldak yollara, güneşli bir kasımda…
gönlümdeki son yükten de kurtulmak için yanımdaydı arda erhan
gün bitmeye hazırlanıyordu…
kışkırtıcı bir kasım vardı havada, güneşi bile kasım kasım kasılıyordu…



birden aklıma geldi  gazeteci  ömer tarkan….
ne çok karşılaşmıştık  onunla tunalıda, kuğuluda, esatta…
yanımda sarıdamarlı varsa,  diplomat gibi reveransla selamlardı onu da…
nezaket,  takısı değil  özüydü  ömer tarkanın…




ne kibar adamdı….
ne donanımlı adamdı…
ne zarif adamdı…
ne adam gibi adamdı ömer tarkan



kaç yayın yükünü sırtladık onunla yıllar içinde….
‘hafta biterken’ di programın adı…
2000’lerin en başıydı….
ömer tarkan neredeyse benim şimdiki yaşımdaydı…
ben 35’inde bile olmayan bir genç adam…
iki  evladım,  iki haneli yaşlara bile uzaktı…



mavi gözleri cam gibi boncuk boncuktu ömer tarkanın
sırtında bir teenage çantayla gelirdi son dakikada…
o çantanın içinde de mutlaka  kementli kovboy sigarası…
ama light’ından…



yayın sonralarında mutlaka birer çayla içerdik tütünümüzü…
tütün yasakları başlamamıştı daha…
yoksa kurallarla didişmek değildi işimiz…


o anlarda  anlatmıştı  kestirmeden hayat hikayesini…
basın yayın enformasyon genel müdürlüğü yılları…
cumhurbaşkanlığı danışmanlığı zamanları…


bir an gelmiş hepsini elinin tersiyle itmişti…
hayatıyla rus ruleti oynayan şövalyelerdendi ömer tarkan…
puşkinin şiirlerinden, çehovun oyunlarından  fırlamış bir yanı vardı…


düellosu da,  bu müptezel hayatlaydı…


tenezzül etseydi piramitin tepelerinde   yıllarca durabilirdi….
hem de çok genç yaşından itibaren…
oysa o gazeteci olmayı seçmişti….
gazeteci kalmayı seçmişti…
kendi sesine sahip çıkmayı seçmişti hiçbir ideolojiye yaslanmadan…



diplomasiler diplomatlıklar danışmanlıklar kenarda kalsın demişti…
ölümünden çok kısa süre önce yine tunalıda karşılaşmıştık onunla…


aylardan mayıstı ama dondurucu bir soğuk vardı havada…
tunalının tam ortasındaki cafede çay içiyorduk sarıdamarlıyla…
bizim karı koca aramızda da vardı karayel poyraz  taaa 90'lardan…


çocuklar bir büyüsün diyordum…
çocuklar bir büyüsün…
kırmadan dökmeden  hele çocuklar bir büyüsün….



ömer tarkan yanımızdan geçerken ayağa kalktım bir çay ikramı için…
her zamanki kibarlığıyla ben yürüyeyim, rahatsız etmeyeyim dedi…
peki dedim  gençliğin toyluğuyla…
şimdi olsa tutar kolundan oturturdum…


son kez gördüm ömer tarkanı 2005 mayısında…


sırtında çantası…omuzları biraz çökük…
yürüdü gitti..yürüdü gitti…
tunalının kaldırımlarından kuğulu parka doğru…



o yürüyüp gittikten sonra biz de belki iki kelam ettik etmedik…
havada ağır bir mayıs rüzgarı vardı…


aradan iki ay geçti ki bir gazetede kibrit kutusu kadar haber oldu
“ gazeteci ömer tarkan kalp krizi sonucu 52 yaşında öldü…” diye…
yurt dışında yaşayan kızının telefonları çalmış çalmıştı…
saatler saatler boyu...açan olmamıştı...
kırılarak açılan kapının yanında bulmuşlardı ömer tarkanı...


arkasından gazeteci arkadaşı zülfikar doğan  muhteşemhüzünlü bir yazı yazdı…
çok yıllar önce zülfikar doğan da yaşamıştı bir başka ölüm acısını…


şimdi bu yazıyı yazarken enikonu aradım zülfikar doğanın yazısını ama…
kara kayıplara karışmıştı  internet denizinde o güzelim yazı…



bugün o zamanları  hatırladım ardayla yürürken…
ömer tarkanın düşük omzuyla yürüdüğü kaldırımları adımlarken…


bir kasım akşamında genç kızlar geçiyordu  saçları dağıla dağıla…
genç erkekler yürüyordu sakallarıyla dünyaya kafa tutan…

kimbilir onları neler bekliyordu…
“yürek enfartktı kanser falan mı…”

yoksa daha güzel günler mi…

              ( murat örem / 27 kasım 2016 / ankara …)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder