*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

25 Nisan 2016 Pazartesi

ve okul birincisi kardeşi , kız kardeşi, can kardeşi yıllar boyunca tatlı tatlı ne çok dalga geçmiş abisinin lacivert damatlık ceketi, mavi keten gömleği , kot pantolonu ve kravatıyla “abi , vallahi kamil koç şoförleri gibisin/gibiydin…” diye diye…



arda’yla konuşuyoruz arabanın içinde....
gecenin bir vakti, konuşuyoruz…


ehliyet almasına sayılı zaman kaldığı için  arda’nın trafiğe kapalı alanlarda yavaş yavaş direksiyonuna da geçtiği ve pekbisevdiği italyan aygırı alfa’nın içinde ne  çok yollar devirdik biz arda’yla…


ne çok konuştuk…
ne çok dağ bayır aştık…


batı karadenizin belki de en güzel , en aydınlık  ilçesi olan ve  büyük yazar , namuslu aydın  rıfat ılgaz’ın da doğup büyüdüğü cide’den yola çıkıp,  hakkıyla yılankavi ve bakımsız yollarda gözümüzü aynı anda yoldan , denizden ve uçurumlardan(!!!)  da ayırmadan abana’ya da gittik arda’yla…


abana’dan ılgaz dağlarına da…ankara’dan amasra’lara, ayvalık'lara da…bir gece vakti , yağmur ve sis gözümüze gözümüze girerken bir metre bile önümüzü görmeden susurluk'lara da gittik…

-arda’yla son iki yıldır ne çok konuşup  yol yapıyoruz  yahu…
ve ben hala ne çok seviyorum arda’yla didişe didişe konuşmayı…
onun tek cümlelik öğreten, sarsan, kendine getiren aforizmalarını…
ve ne çok seviyor arda kalabalıklarda pata küte çakmayı bana…-


arda’yla konuşuyoruz gecenin bir vakti…
eve dönüyoruz arabanın içinde…
-gaza her hafifçe dokunduğumda sağı solu inletiyor italyan aygırı…ama bahar dalına sorarsanız , bu arabanın amortisörlerinde de  bir sertlik, bir accayiiplik var..dır…baktırmak lazımdır…!!! zaten erkek adam kırmızı arabalara da mesafeli olmalıdır…dır dır dır dır…-


arda’yla birlikte , sesi de gülen,  kendi de gülen, ismi de gülen  bir  teyzeyi götürmüşüz evine…şehrin bir ucundan öbür ucuna çeyrek saatte gitmişiz…gülen  teyze, selis bir türkçeyle bazı harfleri de gönlünce uzata uzata ama kendisine çok da yakışan  akide şekeri tadında anlatmış biz dinlemişiz…biz anlatmışız o cevaplar vermiş…


sözün bir yerinde gülen teyze kitabın ortasından konuşarak

“bunca yıl nasıl geçip gitti hiç anlamadım...
sanki o başka şehirlerde
o başka evlerde hiç yaşamamış
bu yetmiş yıla giden ömrü
hiç ama hiç solumamış gibiyim…”
demiş…


o,  bu cümleyi kurarken, çok uzun zamandır , elli yaşın kapısındaki halimle, tam da benzer duygular içinde olduğum geçmiş aklımdan…


fırsat bulduğum anlarda defalarca bakmaktan hem büyük bir haz aldığım hem de yaşanmışlıkların dehlizlerinde kaybolup hüzünlendiğim yüzlerce fotoğrafta bu küçücük çocuklarının elinden tutan gepgenç adam ben miyim….sorularım gelmiş aklıma…


kardeşinin üniversite mezuniyetinde, cebinde üç kuruş para varken bir trene paldır küldür atlayıp günü birlik eski bir şehre gidip hemen geri dönen “şu kapkara saçlı ve "taptaze işsiz"  genç adam kim…?”  diye  eski fotoğraflara baktığım gelmiş aklıma,  yirmi küsur sene önceki halimle karşılaşırken…


o trene binerken, büyük oğlu/m umur örsan’a annesi sekiz buçuk aylık hamileydi  ve bir gün önce  onlarca kişiyle birlikte radyo anki’den atılma kağıdını imzalamıştım…tebellüğ etmiştim...çünkü belediye başkanlığı seçimlerini artık başka bir parti kazanmıştı…bu işler dün de böyleydi…!!!


ve  onlarca kişiyle aynı anda işten atıldığımı "tebellüğ ettiğimi"  daha hiç kimselere söylememişim…


kardeşinin okul birinciliğiyle bitirdiği üniversite mezuniyet töreninde, lacivert bir ceket, mavi bir gömlek,  üç beş yıl önceki nikahından kalan kravat ve tabi ki kot pantolon varmış genç adamın üzerinde…


ve okul birincisi kardeşi , kız kardeşi, kan kardeşi , can kardeşi  yıllar boyunca tatlı tatlı  ne çok dalga geçmiş abisinin lacivert  damatlık ceketi, mavi keten gömleği , kot pantolonu ve kravatıyla “abi , vallahi kamil koç şoförleri gibisin/gibiydin…”  diye diye…


bu benzetmeye,  hep gülüp geçmişler…
eskiden ne çok şeye gülüp   geçerlerdi   karşılıklı…


işte , sesiyle de gülen teyze , geçip giden ömründen söz ettiğinde bir gece vakti arabanın içinde,  saniyeler içinde bunlar geçmiş adamın aklından…


gülen teyzeyi bıraktıklarında eve dönüş yolunda arda’ya sorular sormuş yine babası…


olan bitene dair…
yaşananlara dair…
olacaklara dair…
insanlara dair…
hayata dair…


arda’yla babası , bir gepgenç adamın geçmişteki  tavrından konuşmuşlar karşılıklı…“onun bu söylediklerini inan  ben duymadım...” demiş arda


ben duydum…bir iki soru sordum…cevabını dinledim…açıkçası  sığ analizlerinden korktum, kalabalıklara benzemesinden korktum ” demiş babası arda’ya…


sonra yine sormuş arda’ya babası “sen duysaydın onun bu söylediklerini,  cevap verir miydin benim gibi…işin doğrusunu anlatmaya çalışır mıydın …”


kitabın ortasından konuşmuş arda…


“ben anlatmazdım baba…
cevap da vermezdim…
ciddiye de hiç almazdım…
çünkü bunun ötesine geçemez…
hem istemez…
hem de istese de ancak burada kalır….
ötesine geçemez…
herkes seninle  yetişmedi…

herkes gerçek sorularla acıtan cevaplarla yetişmedi…


hamaset, her zaman kalabalıklarda alıcı bulur
yarı eğitimlilerde , yarım porsiyon şehirlilerde
daha çok alıcı bulur”

demiş arda…


bütün ömrü boyunca salak bir iyimserlik ve kör bir inatla  bildiğini  tekrar tekrar etrafına anlatmaya vakfeden babanın birden  ayakları suya değmiş…


kırk küsur yıldır etrafına ayın karanlık yüzünü göstermeye çalışırken aslında kalabalıkların ayın aydınlık yüzüne bile yalnızca göz ucuyla baktığını düşünmüş…


aklaşan saçları gelmiş aklına…gözaltları torbalanmış yüzüne bakmış italyan aygırının aynasında…

 “haklısın oğlum…” demiş baba,  oğlu arda’ya…


sen haklısın da…
bu  durum
benim de haksız olduğum
anlamına mı gelir…
hala şüphelerim var…

demiş içinden baba oğluna…


arabadan inmişler…
bahçesinde ıhlamur ağaçları, erguvan kokuları olan yolun içinden eve geçerken derin bir nefes almış adam….asansörün  boy aynasında boyu boyunu  geçen oğluna  bakmış…


“yarın belki yağmur yağar…

demiş…!!!


yarın olduğunda , 
gerçekten de "yağmur" yağmış...!


( murat örem / 25 nisan 2016 / ankara…)
             


                -fotoğraf / kardeşinin mezuniyetine yetişen
              “kamil koç şoförü kostümlü ağabey”…
             ve okul birincisi kardeş …
             1994/eskişehir-










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder