*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

18 Nisan 2016 Pazartesi

" şu son iki üç yılda uğurladığımız ibrahim balkan’a, ismail özkök’e, tahsin bozoğlu’na...selam söyle bizden hayrullah ağabey..." diyorum içimden...



çok güneşli  bir ağustos günü olmalı…
erdek  tatlısu dalyandayız…
1990’ların başı…


hayatımın neredeyse tüm  yazlarını rehin verdiğim o yerdeyiz…
evlatlarım 1998 doğumlu arda, 1994 doğumlu umur bile yok daha hayatımda…
hasılı, o kadar tarih olmuş bir zaman işte…


nazım hikmet’in o büyük bahri hazer şiirindeki gibi

“çıkıyor kayık
iniyor kayık,
devrilen
bir atın
sırtından inip
şahlanan
bir ata
biniyor kayık….”
misali , devriliyor ilk gençliğimin günleri arka arkaya , yanımdaki  sarı damarın rüzgarı ve gölgesiyle…


çok güneşli  bir ağustos günü olmalı…
erdek  tatlısu dalyandayız…
1990’ların başı…
       

yolculuk hazırlığındayız…
eve , ankara’ya dönüş zamanı artık…
bir yaz mevsimi kalebentliğim daha  bitmek üzere…


iniyorum her tarafı hazan kokan otel odasından…
teras lokanta karışımı yerde bir adamla bir kadın masa futbolunun başındalar…
daha çok kullandığımız  tabirle “langırt” oynuyorlar…
adam , güleç ve insan yüzüyle bizim hayrullah ağabeyimiz…


hani şu delişmen lise son zamanlarımızdaki en ergen halimizle protesto olsun diye  mezbahaspor adıyla katıldığımız ve babam taşkın hoca'nın antrenörlüğünde fırtına gibi estiğimiz voleybol turnuvasında,  bizi biraz da hamhumşaralop hakem kararlarıyla finale bir adım kala yenen  şekerspor takımındaki rakibimiz ve o takımın da kaptanı  olan hayrullah ağabey bu susurluk’tan…


ilçedeki ilk gençlik yıllarımızda küçük büyük demeden sokakta yolda belde her karşılaşmamızda nezaketle bize hal hatır soran, hepimize ayaküstü ağabeylik , yol göstericilik yapan hayrullah ağabey bu…hemen tanıyoruz birbirimizi karşılıklı…konuşuyoruz oradan buradan…hatta takılıyorum hayrullah ağabey’e…hakemi ayarlamadıysanız langırtta bile zor işiniz…siz alışmışsınızdır hakemle aynı takımda oynamaya..son dakikada bir şekilde kazanmaya... diye…her zamanki nezaketiyle gülümsüyor hayrullah ağabey…hiç itiraz etmiyor…anlıyorum ki onun da aklında kalmış biz tıfılları  zamanında biraz da öyle böyle yendikleri…


önceden tanımasam da hayrullah ağabey'in  karşısındaki kadın da  eşi  olmalıdiyorum içinden…


o kadar güzel bir kırmızı etek ve bembeyaz bir tişört var ki üzerinde…

o kadar güzel gülen bir kadın ki,
o kadar güzel bir kadın ki…


ve adamla kadın,
o kadar güzel bakıyorlar ki
birbirlerine…
oyun oynarken bile…


aşk bu olmalı diyorum içimden…
aşkın daha o yaşta bile neredeyse her halini yaşamış biri olarak,  mutlulukla gıptayla bakıyorum ikisine de…


sonra herkes kendi yoluna gidiyor dalyan’dan kalkan araçlarla…


ve aradan çok yıllar geçiyor…

hayrullah ağabey  susurluk belediye başkanı oluyor…
hem de hiç hesapta yokken…1999/2004…arasında…


ama on yıl önce , 1989/1994 arasında öyle bir efsane başkan görüyor ki susurluk tahsin bozoğluyla birlikte,  hayrullah ağabey'in başkanlığı da yıllar geçse bile sanki  bu dönemin gölgesinde kalmaya mahkum oluyor…


ben ancak uzaktan takip edebiliyorum elbette bunları…
yorumlarım çıkarımlarım da uzaktan uzaktan...
belki daha derinini  o dönemde de susurluk’ta yaşayanlar biliyor…
ve  ben uzaktan uzağa hep güzel ve insan bir ağabey diye biliyorum hayrullah köroğlu’nu da…


sonra,  zor günler geçirdiğini duyuyorum onun da…
sıkıcı sıkıntılı , dedikoduya açık ve yaşarken anlatılması zor günler…


ama insan bu…

oluyor , 
her şey olabiliyor…

işte bu yüzden ne diyor eskiler, atalar ;
“gör ki neler gelir sağ olan başa…”

fakat ne olursa olsun hayata hep bir yerinden asılıyor hayrullah ağabey…
yanık sesiyle şarkılar söylüyor
çok derin çok içli vurguyla yıllarca ezan da okuyan bir ses çünkü o….

resim yapıyor…
hatta yeni bir teknikle  üç boyutlu  resimler yapıp  sergiler de açıyor…

medyada haber oluyor bu çabaları…
serdar dostum, gazetedeki köşesinde emek emek haber yapıyor bunları…
bizler çok uzaklardan okuyoruz…
mutluluk duyarak...
gurur duyarak....

sonra aradan yine zaman geçiyor…!!!

2015 yılının mayıs ayında efsane başkanı tahsin bozoğlu’nu beyin kanaması nedeniyle toprağa veren susurluk, aradan bir yıl bile geçmeden bu kez de bir başka belediye başkanı olan hayrullah köroğlu’nu 2016 nisan’ında bu kez  kalp kriziyle bırakıyor kara toprağa….


çocukluğumun, ilk gençliğimin bir  güzel ağabeyi daha ölüyor…

gecenin bir vakti, zaman yeni güne giderken,  bilgisayarın klavyesindeki tuşlara tek tek vururken parmaklarım, aklıma gelen bölük pörçük anılar  bunlar oluyor…


hepsini şu son iki üç yılda uğurladığımız  " ibrahim balkan’a, ismail özkök’e, tahsin bozoğlu’na selam söyle susurluk’tan, bizlerden  hayrullah ağabey.." diyorum içimden...

ve kendimi gelmeyen uykuma  teslim etmeye hazırlanıyorum…  

( murat örem / 18 nisan 2016 / ankara…)
kayıt / seslendiren / hayrullah köroğlu / 2015 / 



5 yorum:

  1. Murat Bey, başınız sağolsun;

    Cemal Süreyya, "Her ölüm erken ölümdür" diyor ya, gerçekten de, insan kaç yaşında hayata veda ederse etsin, "daha yaşamalıydı" diye düşünüyoruz. Daha doğrusu, hayattan başka şey düşünemiyoruz. Ancak, ölüm hayattan daha gerçek sanki! Biz, "anların tadına varıp" hayatı yaşayabilmek akıl almaz çabalar harcarken, o akıp gidiyor elimizden, kayaya toslar gibi ölüme çarpıyor. İşte biz de hayattan başka şey düşünemiyoruz; elimizdeki tek şey o, ancak bir gün kaybedeceğimiz bilgisiyle evirip çeviriyoruz onu, kimi zaman korkup, kimi zaman umursamayıp devam ediyoruz, ötesi yok! Kafamızı toslayıp toslayıp hayata geri dönüyoruz, tamamen oraya geçene kadar. Ölüm hayatın öbür adı, hayat ölümün... İnsan da bu arada yaşayabildiğiyle kalıyor... Yine aynı yere dönüyor: anlar ve anılar...

    Sevgi ve saygıyla...

    Kemal Atalay

    YanıtlaSil

  2. uzun zamandan sonra bir kelam ve kalem ustasının sesini duymak...
    anlamlı...

    başsağlığı için eksik olmayın...

    iyilik dileklerimle...

    murat....

    YanıtlaSil
  3. Kimler gelip geçiyor dünyadan. Boşuna dememişler fani dünya diye. Yine de insanın sevdiklerinden ayrılması çok zor.

    YanıtlaSil
  4. Hayrullah ağabey de nurlar içinde yatsın diğer değerli kaybettiklerimiz gibi; yıllar sonra facebookta bulmuştuk birbirimizi ne güzel sözler söylemişti ailem için annemle olan komşulukları ve aile dostluğumuz üzerine ki ben çoğunu hatırlamakta zorlanmıştım o kadar yürekten anlattı ki o kadar güzel yorumlar yaptı ki okurken göz yaşlarımı tutamamıştım aynı ölüm haberini aldığım gün gibi... mekanı cennet olsun annemin sınıf arkadaşı İbrahim Balkan gibi (ki büyük oğlu adını annemden alır) Tahsin Bozoğlu gibi, İsmail Özkök ve tonton yanaklım Taşkın Hocam gibi... selam ve sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. fundacım;

      annen 1925 doğumluydu demek ki ha...
      peki sana bir sır daha vereyim o zaman; annenin de ilkokul öğretmeni, babamın öz dedesi ferit dedeymiş o zaman...


      çünkü güzel ve hakkıyla zeki insan ibrahim balkan taaaa bin yıl önce biz sarı damarlıyla evlenmek için sözlendiğimizde söylemişti babama bir sohbet anında...balya kökleri üzerine konuşurken iki aile , uzaktan hısımlık falan bile çıkmıştı neredeyse...

      ferit dedemizi hatırlayanlar babamı ona çok benzetirlermiş,arda'yı da babama hala çok benzetenler olurdu...

      şu dünya ne garip...
      ve şu hayat ne gizemli...

      çok sevgiler...
      çok çok sevgiler sana ve ailene...

      murat....

      Sil