*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

15 Nisan 2016 Cuma

“galatasaray aristokrasinin, fenerbahçe burjuvazinin, beşiktaş proleteryanın takımıdır…” kurthan fişek...


beşiktaş bir kez daha şampiyonluğa gidiyor ya…
fırsat yarata yarata ben de beşiktaşlı geçmişime gidiyorum…


beşiktaş deyince de, aklıma habire,  şu dünyada tanıdığım en nev-i şahsına münhasır, en delikanlı ve en renkli isimlerden olan kurthan fişek hoca ve onun tanımlamaları geliyor…


akademiden medyaya spordan sanata kadar hayatın her alanında kendi çizgisinde yürüyen net bir adamdı kurthan hoca… yirmi yıl önce,  o zamanlar anadolu ajansına bağlı olarak yayın yapan radyo anadoluda hazırlayıp sunduğum bir programa çağırdığımda koşarak gelmiş kaydı keyifle yapmış ve sonrasında da saatlerce sigara ve kahve eşliğinde sohbet etmiştik kendisiyle…


ntv’nin hafta sonları 6 saat spor yayını yapmaya başladığı  ya da ntvspor’u yeni açtığı aylardı ve kurthan fişek hoca hafta sonlarının sporla yeniden anlam kazanmasından çok mutluydu…


sonraki yıllarda da ne zaman kendisine ulaşmak istesem, danışmak istesem ikiletmemişti…telefonla katkıda bulunmuş gerektiğinde kalkıp gelmişti…türkiye’nin 1980 darbesine gittiği 70’lerin ikinci yarısındaki dönemde spor akademisinin sorumlu ismi olurken başından geçenleri anlattığı sohbetlerini “yok artık…yok artık…” diye diye dinlerdiniz…


neler neler yaşamamıştı ki…
spor akademisindeki genç öğrencilerin siyasal olarak keskin kamplara ayrıldığı dönemde kendi rengi hep belli olduğu halde,  neredeyse bütün öğrencileri hocalarının adalet duygusuna hiç itiraz etmemişler, büyük güven duymuşlardı…güreşçiler bir başka siyasetin yanındayken, basketbolcular ayrı atletler daha ayrı bir gruptaydı mesela…bir çok meseleyi  hakkaniyetli tarafıyla daha başlamadan çözmüştü kurthan hoca


kendisini ölümle tehdit eden öğrencileri  hocalarının hiçbir ayrım yapmadan onlar için de samimiyetle çabaladığını duyduklarında bambaşka insanlar olmuşlardı…12 eylül darbesi olduğunda bütün bu çabalarının karşılığını almıştı elbette kurthan  hoca da…!!! uzaklaştırılarak…!!!


uzunca bir dönem tempo dergisinde zeka kokan yazılar yazıp notlar vermişti…sıfırcı hoca lakabı köşesinin adıydı..


babacan  adamdı kurthan hoca…
ters adamdı da aptallıklar haksızlıklar karşısında…
davudi sesli adamdı…
okkalı argolu adamdı…
iyi içen adamdı…
ve  pek güzel adamdı…


severdi kitabın ortasından konuşmayı…
lafı eğip bükmeyi sevmezdi de bilmezdi de…
sporun sosyolojisine hakkıyla vakıf herkesin bildiği analiz de onundu…
kitabın ortasından konuşarak şu cümleyi kurmuştu kurthan hoca;       


“galatasaray  aristokrasinin
fenerbahçe   burjuvazinin
beşiktaş   proleteryanın 
takımıdır…”

elbette bütün genellemeler gibi bu genellemenin de istisnaları vardı/r…


fakat beşiktaş yeniden şampiyonluğa giderken,
ben de beşiktaşlı geçmişime gidiyorum ya…


beşiktaş tarihine dair izlediğim her belgeselde,  son noktada kurthan hoca’nın şu yukarıdaki tespitine bir kez daha hak veriyorum…İngilizcedeki loser tabiri ne kadar karşılıyor bilmiyorum ama oğuz ataycadaki tutunamayan tabirinin tam karşılığı biraz da bu tanım ve tutum…iradi bir tarafı var bu tavrın ve pilavdan dönenin kaşığı kırılsın  efelenmesi..


bu tutunamama hali  asla ve kat’a boynu büküklük içermiyor…
derinden gelen bir dip dalga var ki onun adı;
“ üstü kalsın…”  külhaniliği…


olan bitenin farkındayım ama “aşımı, işimi, eşimi, aşkımı…kaybetme pahasına bile.." sizden ve düzeninizin kötülerinden / kötülüklerinden olmayacağım külhaniliği…

ben yalnızca kazanmak için değil,  kalabalıklarda kaybolmamak için de, kendi gerçekliğimden ayrılmamak için de burdayım , yensem de yenilsem de burdayım tavrı…


90 dakikanızı ayırırsanız youtube’da da bulunan  “asi ruh” belgeselini izlediğinizde daha bir anlayabilirsiniz  bu hal ve tavrın dip dalgasını…


ve asla yağmacı, yıkıcı, despotik olmayan ama her ahval ve şartta “kumda oynamayı sorgulamadan koşulsuz şartsız kabul eden efendi çocuk olmayı da kesinlikle reddeden” bu külhanilik,  beşiktaşlılığı tanımlamaya çok yakışan kavramlardan…kurthan hoca’nın tanımı da tüm bunları pekiştiren bir kallavi özet cümle…


belki de bu yüzden zeki demirkubuz gibi bir ismin zaten beşiktaş’tan başka bir takıma yakın durması ihtimal dahilinde değil…tıpkı feridun düzağaç gibi….


bütün demirkubuz filmlerinde arka fona hep kaybetmenin gölgesi sıvanır…
duvarlara, insanlara, kelimelere…

hayat budur zaten…
kaybetmeye mahkum olmaktır…
ölüme mahkum olmaktır…

ama  hayat aslında nedir bilir misiniz ;
ölüme mahkum olduğunu bile bile
ölüme de, adaletsizliğe, haksızlığa da, aşksızlığa da,
samimiyetsizliğe de her daim karşı olmaktır…



iyi bir beşiktaşlı bunu bilir…
hüznü bilir…
kaybetmeyi bilir…

aşkın da bir yanı hep kaybetmeye bakar…
ne der mevlana;
“aşk bir uçurumdan atlamaya benzer
bu yüzden sevgiliye yar deriz...”

bu yazıyı yazarken , yunanistanın en güçlü kadın seslerinden olan eleni vitali’yi yeni keşfetmenin ayıbıyla ve tarifsiz mutluluğuyla defalarca dinledim şu aşağıdaki şarkıyı…

eleni vitali’nin sesi insanın ciğerini deliyor , tamam da…
peki,  türkçeye bu kadar etkili biçimde çevrilen sözlere ne demeli…
uyarlayarak söyleyelim o zaman ;


“siz kaybeden beşiktaşlı olmanın da huzurunu nereden bileceksiniz
bu kadar çok kazanma hırsıyla gözünüz kör olmuşken…”  

                   …………..
         eleni vitali ; grammi kai grafi / mektup ve yazı

bana, bir mektup; bir yazı yollamışsın...
beni, daha fazla sevmediğini söyleyen!..
bu, senin seçimin...
sana, iyi şanslar; her nereye gidersen!..

sadece, bak arkanda bıraktıklarına...
belki, sana arkadaşlık ederler;
yalnız bırakıldığında...

bana, bir mektup; bir yazı yollamışsın...
başka bir kadına, meylettiğini söyleyen!..
sen, âşkı nasıl bileceksin?..
bu kadar çok kadınla, birlikteyken...

sadece, bak arkanda bıraktıklarına...
belki, sana arkadaşlık ederler;
yalnız bırakıldığında...

            ( murat örem / 15 nisan 2016 / ankara….)
-fotoğraf/karikatür/ ali ulvi ersoy-
                        -web alıntı/karikatürcüler derneği-



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder