*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

18 Nisan 2017 Salı

1978 ya da ‘79 haziranı olmalı…şarkıyı söyleyen liseli ablayla gözgöze geldik...içimden bir kuş uçtu…sonra tam bir ergen gibi masaya oturdum…"susurluk yalı gazozumu" içtim…

                           susurluk lisesi 6 mat/b...1984/1985/şampiyonluk kupasıyla


1980’li yılların hemen öncesi….
tank paletli  günlerin eli kulağında…


tam tarihi hatırlamıyorum…
‘78 ya da  ‘79 haziranı olmalı…
susurluk lisesinin mezuniyet töreni var…
susurluk şeker fabrikasının lokalinde
hem de gece yapılacak mezuniyet töreni….



-bir gün birileri susurluk’un sosyal  tarihini hakikaten her haliyle yazacak olursa susurluk şeker fabrikasına , o sosyal hayatın susurluk’a  kazandırdıklarına hatırlı bir fasikül ayırmak zorunda…tam burada nurettin kuş ağabeyimizin emekleri için can-ı gönülden teşekkür edelim ama bu iş, sen yaparsın nurettin ağabey deyip, tembellikle kenara çekilecek konu değil….nurettin ağabeyimize de yazık…hakikaten !!! -



ışıklı pırıl pırıl bir haziran gecesi…herkeste güzel bir telaş var…
susurluk lisesi bir dönem mezunlarını daha hayata uğurluyor…



tören kalabalık…mezun olan öğrenciler…lisedeki öğretmenler ve öğretmenlerin aileleri…öğrencilerin anne  babaları da dahil herkes orada…bizler de oradayız kardeşim ayşınla beraber…lisenin fizik kimya biyoloji dalı öğretmeni "taşkın hocanın"  evladı olmak böyle güzel işte :))…annem müjgan hocanım da zaten yılların ilkokul öğretmeni olarak hep eşinin yanında….



evet, eskiden susurlukta bile lise mezuniyetleri böyle güzel yaşanırdı…biz mesela 1980’lerin tam ortasında aynı okuldan mezun olduğumuzda,  gündüz vakti bile böyle bir organizasyon yapılmadı ! okulumuz tarafından…


yalnızca 6 mat b’liler olarak sınıf öğretmenimizin böyle  iyiniyetli bir  çabası oldu ama bu kez de  sınıfın huysuz erkek ergenleri olarak biz pek icabet etmedik gündüz vakti susurluk parkında yapılan bu davete…



her neyse…
bugüne bakarken dünü asla unutmayın…
yarınları  da  tam da bugünlerin hazırladığını da  unutmayın…



işte böylesi güzel bir törende ben de ilkokulu yeni bitirmiş bir ergenim işte…ergen dediğin ne yapar…habire of pof , sıkıldım ben der :)) muhtemelen ben de öyle yapmışımdır….huysuzluğum yeni değil yani sevgili okurlarım:)) susurluk şeker fabrikası salonunda yapılan lise mezuniyet töreninde o gece de mutlaka sıkılmış olacağım ki bir ara kapının önüne çıktım…annem babam içeride…kardeşim de…


salondan  güzel ve mutlu insan sesleri geliyordu…
o kadar net hatırlıyorum ki…


birden içeriden bir genç kız sesi duyulmaya başladı….
ben bu sesi çok iyi tanıyordum…sesin sahibini de iyi tanıyordum…
benden çok büyüktü ama tanıyordum bu mikrofondaki sesi…



çünkü zaman zaman babamla liseye gittiğimde taşkın hocanın oğlu kontenjanından liseli büyüklerim benimle de  ayrı ilgileniyordu…o güzelim köhne kantine götürüp gazoz simit çikolata bile alanlar oluyordu…. babam taşkın hoca yaşıyor olsaydı yazının tam burasında şimdi hemen telefonu kaldırır teker teker isimlerini bile öğrenebilirdim babamdan o büyüklerimin…

artık o şansım da yok….!!!



işte içeriden gümbür gümbür ,  daha doğrusu şıkır şıkır sesi gelen, liseye gittiğim zamanlarda beni ayrı seven liseli büyük ablalarımdan biriydi…ben de onu çok severdim…kuka gibi burnu vardı…simsiyah saçları vardı…güzel çok güzel biriydi…ablaları da en az onun kadar güzeldi..  -hayatım boyunca , çocukluğum dahil , güzel ve zeki kadınları tarifsiz bir saygı da duyarak, çok sevdim...çok da sevildim onlar tarafından...- içeriden gelen işte o liseli büyüğümün büyülü sesiydi….o kadar güzel bir sesle söylüyordu ki…ilk defa duyuyordum bu şarkıyı ama ne kadar etkilenmişsem can kulağıyla dinler olmuştum…



şarkının nakarat kısımlarında salonda bulunan herkes eşlik ettiğine göre bilinen ve çok sevilen bir şarkıydı…şöyle diyordu şarkının nakarat kısmında ;

“artık mum yak da ara,
sen benim gibisini
benden sana fayda yok
bul başka birisini…”


daha öyle aşk acısı çekecek yaşlarda falan değildim…tam bir ergendim işte…
belki liseli büyüğüm,  kimbilir kimin  için söylüyordu o şarkıyı ciğerden ciğerden…



şarkının sözleriyle  şarkıyı söyleyen o liseli ablanın güzel yüzünü gözümde birleştirince şarkı daha da güzel gelmişti…şarkı biterken ortalık alkışlarla inliyordu…ben de son anda sakince  salona girdim…


şarkıyı söyleyen liseli ablayla gözgöze geldik yine…
içimden bir kuş uçtu…
sonra tam  bir ergen gibi masaya oturdum…
 susurluk yalı gazozumu içtim…


uykum da gelmişti….
gece de bitmek üzereydi….


işte o gece,  anılar denizinin limanına,   ışıklı bir kotra daha yanaşmıştı… bugün bile şu aşağıdaki şarkı ne zaman kulağıma çalınacak olsa taaa o günlere giderim….bilmem ki o kuka burunlu abla ne oldu…yaşıyorsa ömrü uzun olsun…aramızdan ayrıldıysa,  belki taşkın hocasına bir formül soruyordur yine orada da ; hocam, element tablosunu iyi okumak, unutmamak için öğrenmeye neresinden başlayalım diye…


kimbilir…
kim bilebilir….

ama siz şu şarkıyı mutlaka can kulağıyla bir dinleyin….mutlaka….
        ( murat örem / 18 nisan 2017 / ankara….) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder