*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

4 Mart 2014 Salı

özay gönlüm ; "halk" denen "goca ustanın" talebesi....



          Türkülerin, deyişlerin, halk hikayelerinin  hasını bulup derleyen, kendine özgü Yaren’ ini  sohbet edercesine çalan ve  insanın içine işleyen sesiyle  hep yaşayacak olan  Özay Gönlüm’ü  yazıyla anmak kolay değil...

Hele bir de hayat bizi vakti zamanında Özay Gönlüm’le aynı koridorlarda karşılaştırıp aynı masalarda çok sık olmasa da yine de abi kardeş gibi oturttuysa,  bunu yapmak daha da zor...

O ,  Türkiye’nin Özay Gönlüm’üydü ama bizlerin de Özay Ağabeyiydi...

Haldun Taner,  Sersem Kocanın Kurnaz Karısı isimli oyunundaki karaktere şunları söyletir: 

“ Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır.Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyalogu eski kostümlerin yırtığına sığınmıştır.

İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler.Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. 

Perde! ”

Haldun Taner’in tiyatrocuların dünyasını anlattığı cümlelerini Özay Gönlümlere de rahatlıkla uyarlayabiliriz çünkü Özay Gönlüm’ün de havada asılı duran sesindeki notaları, yareninden çıkan  tınılarını hala görüp duyabilir herkes bugün de , eğer isterse....

Özay ağabeylerinin kah salon beyefendisi repliğiyle, kah ege ve bilhassa Denizli şivesinin  en has ve bozulmamış haliyle sorduğu ‘nassın eyi misin baken’  sorularına çok yanıt vermişlerdir Ankara Radyosunun yapımcıları, spikerleri,  sanatçıları...

Özay Gönlüm halk sanatçısıydı... Egenin ve özellikle Denizli , Kütahya yöresi türkülerinin  derleyicisi  olarak bilinen  Gönlüm köken olarak Denizlilidir ama  doğum yeri Erzincan Tercan’dır... İkinci Dünya Savaşı’nın tüm dünyayla birlikte Türkiye’yi de teyakkuzda beklettiği zorlu günlerin başlangıcında  5 Şubat   1940’ta doğmuştur...

Zaman içinde Denizli’ye dönen aile, görev nedeniyle Afyon ve Kütahya’da da bulunur...Bu görev yerleri yıllar yıllar sonra ege türkülerinin ağabeylerinden biri olarak anılacak Özay Gönlüm’e yeni derlemelerin, paylaşımların da kapılarını  açacaktır...

Özay Gönlüm’ün baba tarafı Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Kızılcabölük beldesinden annesi de yine Denizli’ye bağlı Acıpayam ilçesindendir...Çocukluk yıllarından itibaren müziğe yakın duran Özay Gönlüm küçük yaşında önce ağız mızıkasıyla tanışır. Ardından mandolin ve keman çalmayı öğrenir...Lise yılları ve sonrasında da bağlama vardır genç Özay’ın elinde...

Başlangıçta bağlamayı yalnızca çalan ama söyle(ye)meyen Özay Gönlüm’ün bir süre sonra deyim yerindeyse   dili çözülür’   ve hem çalar hem de söylemeye başlar....

Gençlik yıllarında okuduğu Denizli Erkek Sanat Enstitüsü'nde halk müziğine yatkınlığıyla  sevilen Özay Gönlüm’ün hayatının dönüm noktası  Muzaffer Sarısözen'le tanışması olur...

 Muzaffer Sarısözen Yurttan Sesler Topluluğu’nun da kurucusudur...
Özay Gönlüm de  bilinçli sanat hayatına başında Muzaffer Sarısözen’in olduğu Ankara Radyosu Yurttan Sesler programıyla merhaba diyecek ve buradan  seslenecektir Türkiye’ye, anadoluya  hatta ilerleyen yıllarda tüm dünyaya....

Yazının tam burasında bir bilgi notu da verelim ki Özay Gönlüm ilk gençlik yıllarında kısa bir İstanbul macerası yaşamış ve sazını gitar gibi kullanarak amatör konserler de vermiştir...

Özellikle ata toprağı olan Denizli , Kütahya ve ege yöresi türkülerini derleyen , sesi ve sazıyla mikrofonlara taşıyan Özay Gönlüm , farklı vasıflarıyla da öne çıkar zaman içinde...Sıcaktır, samimidir, Ege’nin dağına taşına, börtü böceğine, insanına sinmiş kalenderliğin, alçak gönüllüğünün , işlek zekanın sözcüsüdür bir yandan da Özay Gönlüm...

Taklit yeteneği ve bugünkü  tanımla  söylersek şovmenliği, fıkraları ve kullandığı su katılmamış Denizli şivesiyle  yediden yetmişe herkese seslenmeyi, kendini sevdirmeyi, saydırmayı başarır Özay Gönlüm...

Hem de bunu kendini hiç zorlamadan, oynamadan,  Mevlana’nın öğüdü misali yalnızca olduğu gibi görünerek  başarır....

Türkiye radyolarının kalbi olan TRT Ankara Radyosu’nda yıllar yıllar geçirirken  Özay Gönlüm, bir yanıyla  öğretmendir, hocadır , ağabeydir ama öte yanıyla da adına ‘halk’  denen ‘Goca Usta’nın,  mezuniyeti olmayan talebesi olduğunun bilincindedir...Yaşadığı dönemde çok sevilmesinin, bugün hala ismi geçtiğinde gülümseme ve özlemle anılmasının nedenlerinden biri de   bu gerçeği hiç unutmamasında yatar Özay Gönlüm’ün...

1970’lerin Türkiyesinin çok önemli faaliyetlerinden olan  İzmir Fuarı'nda da sahneye çıkan Özay Gönlüm, burada da egeliliğiyle, Anadoluluğuyla, kalenderliğiyle ve hepsinden önemlisi mesleğindeki ustalığıyla kendisine yönelik ilgiyi ve sevgiyi her daim diri tutmuştur...

Yine aynı dönemde siyah beyaz televizyonun hızlıca hayatımıza girmesi, daha çok yanık ve içten sesiyle tanınan Özay Gönlüm’ün gülümseyen yüzünü evlere de taşır...

Artık Özay Gönlüm’ün tüm Türkiye’ye sevdirdiği ve birincisi, ikincisi, üçüncüsü  diye art arda gelecek olan  Nine’den Mektupların  televizyonda da herkese okunma zamanıdır..

Türkiye’nin tarihinde,  büyük bir sosyoloji laboratuarı işlevi gören Türkiye’den avrupaya işçi göçünün  yansımalarını her zamanki şivesiyle anlatır Nineden Mektuplarının birinde Özay Gönlüm...Bir başkasında Askerlere Mektubunu paylaşır Ninenin...

Yıllar içinde ünü dünyanın dört bir yanına ulaşan Özay Gönlüm Avrupa, Amerika , Avustralya, Çin ve Hindistan'da da konserler verir...

Cura, bağlama ve çöğürü bir araya getirdiği sazı Yaren’le , Ninenin  Mektuplarıyla ve derleyip söylediği çok sayıda türküyle anılan Özay Gönlüm’ü 1999 yılının son aylarında Ankara Radyosu’nun koridorlarında gören  öğrencileri, arkadaşları, meslektaşları Özay Ağabeylerinin sağlığıyla ilgili bir şeylerin ters gittiğini sezerler  ama konduramazlar......

Her zamanki gibi tiril tirildir,  şıktır , kibardır, hatırşinastır fakat özellikle hastalığının son döneminde mecalsiz ve çok yorgundur  Özay Ağabeyleri...

Gözlerinin feri sönmüştür ve ağır bir hastalıkla savaşmaktadır Özay Gönlüm ama kimselere yakınmaz, yük olmaz bu dönemde de...

Tarih 1 Mart 2000’i gösterdiğinde de altmışlı yıllarının daha en  başında geride kalanlara Hoşçakalın der Ankara Radyosu’nun Özay ağabeyi ve  tüm Türkiye’nin Özay Gönlüm’ü...

Özay Gönlüm, yıllarını verdiği TRT Ankara Radyosu’nun büyük stüdyosuna son kez getirildiğinde herkesin gözü yaşlıdır...

Ege türkülerinin, Anadolu türkülerinin büyük ustalarından olan Özay Gönlüm törenle  uğurlanırken,  birden Ankara Radyosu’nun tarihi stüdyosunda her yeri kuşatan o ses duyulur...

Özay Gönlüm’ün  tandır ekmeği gibi çıtırdayan ve  aynı zamanda berrak bir su gibi akan sesi kaplar ortalığı...

İşte o zaman içe akıtılan yaşlar da tutulamaz olur ve dualarla, alkışlarla , hıçkırıklarla uğurlanır Özay Gönlüm Usta...

Aradan 14 yıl geçer...
Unutulur mu Özay Gönlüm....
Kadir kıymet bilenler elbette unutmaz...

Bilmeyenlere de ne denir ki ....
              ( murat örem / 04 mart 2014 / ankara...) 









                               

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder