*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

13 Mart 2014 Perşembe

1970'ler..."türkiyenin vicdanının son demleridir.." gelmemek üzere gitmiştir...


          Yıl 2014...
Aylardan Mart...

Ne diyordu  büyük şair Nazım Hikmet  o unutulmaz şiirinde  ;

“... memleket mi
yıldızlar mı
gençliğim mi
daha uzak...”

İnsan,  iş için , eğitim için uzaklara düştüğünde memleketini özler...
Çok özler...

Bir dostumun yıllar yıllar önce, vatanına yeni döndüğü bir İstanbul gecesinde kurduğu “biliyor musun insan şu ülkenin sokaklara dağılmış çöplerini bile özlüyor...” cümlesini hiç unutmadım mesela ben 20 küsur yıldır...

Gençlik yıllarında bazen yaşananlara , olan bitenlere bakıp bakıp kızgınlıkla  “ gideceğim buralardan ”  demek kolaydır da , edilen cümleler  gerçeğe döndüğünde vatan özlemi gençlikte bile çok ağır gelir....

İnsan uzaklara düştüğünde memleketini özler...
Çok özler...
Çünkü özlediği hem vatanıdır, hem sevdikleridir hem de en çok  içine doğduğu kültürün kokusudur, ruhudur, sesleri görüntüleridir...

Tüm bunları bilerek  yazmıştır  Edip Cansever ;

“insan yaşadığı yere benzer / o yerin suyuna toprağına benzer...”

dizelerini...

Türk edebiyatının en hakkı yenmiş isimlerinden olan Bekir Yıldız’a bir kitabının ismini “Almanya Acı Vatan ”   koyduran  da aynı memleket özlemidir...

Memleketinin , yıldızların uzağına düştüğünü bilmek acıdır...
Ama bir de umut vardır...
Bir gün memleketine , sevdiklerine kavuşmanın umudu vardır..
İnsanlığın bir gün yıldızlara ulaşacağı hayalinin de büyüsü vardır...

Ama çocukluk , gençlik gitti mi gider...
Önce tay tay adımlarla sonrasında da koşarayak gider hem de...

Mesela  bizler için de artık çocukluk da gençlik de yıldızlar kadar uzak...

Çoğumuz 40’lı yaşların ortasını geçti , kalanlar da  ha geçti ha geçecek durumdaz..Kimimiz 50’lerin durağındayız çoktan...

Üniversiteli olan , master doktora yapan , hatta evlenen çocuklarımız var...

Oysa çocukluk , ilk gençlik  yıllarını   özellikle 1970’lerde  yaşayanlar iyi hatırlar; üzerlerine yün minderlerin konduğu somyaları, divanları, üstü dantel örtülü kocaman radyoları, kaçmış çoraplardan yapılan paspasları,  misafirden misafire  girilmesine izin verilen gizemli odaları.

1970’lerin Türkiyesi üzerinde uzun uzun yazıp çizilecek, anlatılacak kadar zengindir, latiftir ve uzaktadır...
Yıldızlar kadar uzaktır....
Hepimizin çocukluk ve gençlik yılları kadar uzaktır...

1970’ler zengindir çünkü yokluğun, yoksulluğun getirdiği bir dayanışma vardı insanların gönüllerinde....
Latiftir çünkü kocaman bir toplum tüketimin büyüsüne bu kadar körü körüne ve bin hevesle teslim olmamıştır daha...
Nesneleri çok kolay tüketmeyi öğrendikçe kaçınılmaz olarak insanlar ve  ilişkiler de bundan payını alacaktır ama buna  zaman vardır.

O, 80’ler ve  özellikle  1990’lar ve sonrasının meselesidir çünkü...

Akşam gezmeleri hemen hemen tüm ailelerin olmazsa olmazıdır 1970’lerde...Çocukların gelen misafire hoş geldiniz demek zorunda olması ve kendilerine bin yıldır değişmeyen okul nasıl’ minvalince yöneltilen soruları cevaplarken ayaklarına ve çoraplarına bakması da...

Ayfer Tunç, Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek  isimli kitabıyla hem o günleri akide şekeri tadında anlatmıştır yıllar önce  hem de toplumsal belleğimize hatırlı bir miras bırakmıştır...

nezlelikarga isimli blogundaki yazıları ustalık emeği olan Alkım Doğan da bir yazısına şöyle başlamıştır aylar aylar önce ;

Somyaların üzerinde yanyana dizilmiş çocuk bacakları...
Bekliyorlar, şekerliklerin, terliklerin, örtülerin yanında bekliyorlar.
Ayaklarını sallıyorlar.
Kadınlar...Yuvarlak gövdeli, yuvarlak yüzlü kadınlar...
Yerlere kadar danteller örüyorlar.
Başkalarının yanında  ‘elbisen ne güzelmiş’ diyorlar.
Kimse yokken sorular soruyorlar.
Birbirlerini dürtüp dizlerine vurarak gülüyorlar.
Çamaşır asıyorlar, halı çırpıyorlar, balkonlarda sokaktan benim geçmemi bekliyorlar.
Çantalar haftanın beş günü okula reçelli ekmek taşıyor.
Bir de kitap, bir de ayakta zor duran harfleri taşıyor.
Çantalar sıkı sıkıya kapatılıyor....”

Alkım Doğan imzalı nezlelikarga isimli blogdaki bu yazıyı ve başka yazıları okuyanlar için  anlatılanlar tam da 1970’lerin Türkiye’sinin tarifidir...

1970’ler çocuk kalmış ya da çocuk bırakılmış bir toplumun bir daha asla geri gelmeyecek günleridir aslında.

O yüzden naiftir, içten pazarlıksızdır, komiktir, hüzünlüdür ama  gerçektir...

La Mourisse imzalı Kırmızı Balon romanının çocuk kahramanı Pascal’ın  uçup giden balonu için dolu dolu  ağlaması kadar  sahihtir...

Belki sobanın üstünde kurutulan mandalina kabuklarıdır, belki tıslayan bir çaydanlıktır, belki kardeş kardeş yatılan sobasız bir odada daha az üşümek için birbirine sarılarak uyumanın tarifsiz tadıdır 1970’ler...

Bir de aranjmanları vardır 1970’lerin kimi unutulan kimi hala hatırlanan, kimi film müzikleriyle üstündeki tozu silkeleyip gün ışığına çıkan...

Çünkü 1970’ler artık en çok filmlere, dizilere meze olan masumiyet Türkiye’sinin siyah beyaz, karlı, flu, Kaf Dağı’nın ardında kalan  çocuk yüzünün resmidir...

1970’ler de o çocuk yüzleri gibi gitmiştir....
Ve  bir daha
asla ama asla geri gelmeyecektir....

         ( murat örem / 2012 - 13 mart 2014 / ankara....) 
         
                         - meraklısı için not : nezlelikarga.blogspot.com   / Alkım Doğan
                                             fotoğraf  : "La Mourisse / Kırmızı Balon" kitabı  



2 yorum:

  1. Sevgili dostum,
    ellerine sağlık, 70'ler o yılları yaşayan herkesin kalbinde bıraktığı tortu ile ayrı bir dönemdir.

    Türkiye'nin vicdanının son demleridir.
    80'li yıllarla beraber her şeyin değiştiği bir döneme girilecek ve artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.

    Keşke hayıflanmalarının, bir daha hiç göremeyeceğimiz bize ait ama bizi biz yapan yoksunluklarımızın yıllarıdır onlar.

    Her hatırladığımızda geride bıraktığımız çocukluğumuzun, bir daha hiç göremeyeceğimiz sevdiklerimizin olduğu, ilkleri yaşadığımız yıllardır.

    İyi ki bunları tekrar hatırlamamı sağladın.

    selam ve saygılarımla.

    Ahmet Talimciler.

    YanıtlaSil
  2. Değerli Hocam;

    Ne güzel demişsniz 1970'ler için ;
    " Türkiyenin vicdanının son demleridir..."
    diye...

    ve ne kadar uzaklarda kalmış o günler...

    selam ve merhabayla...

    murat örem...

    YanıtlaSil