*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

15 Ağustos 2013 Perşembe

17 ağustos 1999 ; zihinlerdeki paslı ve hüzünlü çivi....

Türkiye’nin hemen her  yerinde  çok sıcak bir Ağustos günü...
Her sene bu günlerde  alışık olunduğu gibi...
Farklı olan, yadırganan, anormal bir durum yok...
Yazlıktakiler bahçede yudumlarken akşam çayını şehirdekiler sıcak gündüzlerin  ardından  çoluk çocuk  sokaklarda...
İçeceklerin en güzeli bir bardak soğuk su....
Türkiye sıcak geçen Ağustosun yarısını devirmiş gelecek günlerin sıradanlığını bekliyor...

Ya da öyle olduğunu sanıyor...


episod 1 /
Çoluk çocuk  dört  kişilik Ersen Ailesi  evlerine  dönüş yolunda...
Yaşadıkları şehre vakitlice dönmek, tatil sonunda birkaç gün de evde dinlenmek istiyor büyükler...
Artık birer yetişkin olan çocuklar için de hava hoş...
Uzun süredir ayrı kalınan bilgisayara, internete kavuşma zamanı...
3 gler, akıllı telefonlar, kablosuz bağlantılar , adsller  yok daha..
Yıl 1999...
Evin babası arabayı kullanırken  eşine dönerek,  eve gitmeden önce büyük teyzenlere uğrayıp bir gün onlarda kalalım  ister misin ? diyor....
Seviniyor anne....
Bir kez daha kocasına derin  bir sevgi ve saygı duyması gerektiğini  düşünüyor...
Akşam olduğunda  Gölcük’teki büyük teyzelerin evinde mutluluk var...
Sofra donatılmış....
Yemeğin ardından  balkona çıkılıyor  babaların elinde küçük kadehlerle... Hanımlar yatılacak yerleri hazırlıyor...
 Büyük teyze hastalıklardan  yakınırken enişte lafa girip  bir bu kadar daha mı yaşayacağız, bu yaşta olacak bunlar  üzme çocukları  diyor...
Konuşmalar, gülüşmeler  derken saat de  ev halkının yatması da gecenin 3’üne doğru ilerliyor...

Takvim  16’dan 17 Ağustos 1999’a uzanıyor...

        
episod 2 /
Remzi Bey’le Meliha Hanım, orta halli  yazlıklarında oturuyorlar birkaç yıldır...
Sitedeki daire küçük ama yetiyor onlara...
Komşular da genellikle yaşıtları...
Sitenin yaş ortalaması 70’li yaşların birkaç parmak altı...
Herkesin derdi tasası   çocuklar, gelinler, damatlar, torunlar...
Kadınlar sabah kahvelerinde bir araya geldiklerinde gelinleri çekiştirecek olsa Meliha Hanım   Anlayışlı olun...Araya kara duman sokmayın diyor gözleri dolu dolu...
Sonra denizin kirinden, sitenin eksiklerinden, pazar fiyatlarından açılıyor laf...
Remzi Bey sitenin fahri idari işler müdürü sanki...
Otuz yıllık memurluğun ardından, can çıkar huy çıkmaz misali , kumlu ayaklarıyla  bahçeye  giren gençlere sitem ediyor...
Gençler genellikle hoş görüyor aksi ihtiyarı...
Allah’ın sıcağında bile altında bermuda  şort üstünde kravatlı kısa kollu  gömlek olan Remzi Bey’le   gençlerin tartışmaya pek  niyeti yok...
Ankara’dan torun bekliyor  Remzi Bey’le Meliha Hanım gece yarısı otobüsüyle....
Meliha Hanım , kazancı son dönemde  çok iyi olan oğlu eşinden küt diye ayrılsa da , eski geliniyle hala  görüşüyor...
Remzi Bey, sık sık ağlarken gördüğü  eşine hep şunu söylüyor;
İlk senin oğlun ayrılmadı karısından , son da olmayacak...
Bitirdin kendini...


episod 3 /
Cemal güneydoğulu beş çocuk babası bir işçi...
Her sene bu vakitler para kazanmak için gurbet ellerde...
Bu kez yanında büyük oğlu da var...
Seneye üniversiteli  olmak istiyor Rahim...
Okuyacak, adam olacak...
Yıllar sonra bir evi  olursa babası yaşındaki ustalara ağır işler yaptırmadan ödeyecek yevmiyelerini..
Hallerinden anlayacağım yaşlı ustaların  diyor içinden...
Babası  gibi çok içmeyecek sigarayı Rahim ...
Bir de okul bittiği gibi evlenecek..
Bu yüzden saat gecenin üçüne doğru ilerlerken  takvim 17 ağustos 1999 olsa bile hala gözüne uyku girmiyor Rahim’in...
Gece yarısı uykusu kaçıp dışarı çıktığında, elini uzatsa yakalayacak kadar yakın görünüyor yıldızlar Rahim’in gözüne; Allah’ım hayırlara çıkar diyerek giriyor içeriye Rahim....
Yarın çok iş var yine...

the final cut ;
Yıl 1999 tarih 17 ağustos  olduğunda saat önce gecenin üçünü vuruyor...
Yelkovan  bir iki adım daha atıverdiğinde de  kıyamet kopuyor, Marmara’nın, Anadolu’nun her yerinde...

episod 1 / final
Ersen Ailesi, içlerinden biri hariç  büyük teyzelerin evinin altında  yan yana yatıyor günlerce toz toprak içinde   o  geceden sonra , dozerler kendilerini bulana dek...
Bir bu kadar daha mı yaşayacağız üzme çocukları diyen büyük enişteyi karısının elini tutar halde buluyorlar yıkıntıların arasından beş gün sonra...

episod 2 / final
Torunların gelişinin son anda üç gün ileriye  sarktığını  öğrenen  Remzi Bey yılların kuralını bozup balkonda beşinci sigarasını yakmaya hazırlanırken yaşıyor kıyameti...
Eşi Meliha Hanım’ı depremle dümdüz olmuş sitenin yıkıntıları arasından on gün sonra çıkardıklarında tanelerinin çoğu  kopmuş yeşil bir tespih buluyorlar elinde...
Muhtemeldir ki oğlu ve gelini tekrar bir araya gelsin , yeniden evlensinler   diye ettiği duaların  içindeyken yakalanıyor zelzeleye Meliha Hanım..

episod 3 / final
Güneydoğulu Cemal Usta sarsıntının ilk anında fırlarken yatağından, yıkılıveriyor  çürük duvar , oğul Rahim’in üstüne...
Seneye Cemal Usta kimbilir nerede olacak ama artık Rahim’in olacağı yer belli.....


Aradan yıllar geçiyor...
Tarih
17 Ağustos 2000,
2001,
2002....
2010,
2011,
2012  oluyor..
17 ağustos 2013 olmasına saatler kalıyor.....

Yıllar ilerledikçe , Ersen ailesinin hayatta kalan tek çocuğu burslarla okuyup üniversitede psikoloji hocası olsa da Ağustosu hiç sevmiyor...
Hala kendini suçluyor o geceden sağ çıktığı için...

Depreme balkonda yakalanan Remzi Bey bir mucize eseri  kurtulsa da , bir daha  o günden sonra hiç kravat takmıyor, sakal traşı olmuyor... Ahhh Meliha Hanım diye andığı karısının günler sonra elinde buldukları  taneleri kopuk tespihe bakıp bakıp ağlarken şunu söylüyor ; Meliha Hanım, oğlun gelininle tekrar evlendi  duaların kabul oldu...

Cemal Usta sıradağlar kaybetmiş baba olarak oğlu Rahim’in ardından hiçbir yere sığmıyor o geceden sonra....

Böyle böyle yüz binlerce insan hikayesi 17 Ağustos 1999’la zihinlere acıyla çivileniyor...

Yıllar yıllar geçse de
belleklerde  paslı ve acı  bir çivi misali  yaşamaya devam ediyor...

( murat örem / 15 ağustos 2013 / ankara...)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder