*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

3 Mart 2017 Cuma

"iki gül var elimde" demiş kocasının mezarına seslenerek "gitanes kızı" ; bu güller kuruyana kadar buradayım, sonrasında tek bir kez bile, ne seni ziyaret edeceğim ne de seni anacağım !!!



 


ankara….
yıl  2000 bilmem kaç…
aylardan ocak…


çok yorucu, karlı buzlu geçen haftaların ardından durulmuş gökyüzü…ruhları kendine getiren  kış güneşi havada  sakince asılı duruyor...sabah  ayazında  hiç beklemediğim  sesin  ardından gidip almışım  gitanes kızını  şehrin   bir ucundan…30yıldan fazla olmuş… ne çok içerdi o sert gitanesleri… mimar sinan’ın boğaz  manzaralı güzel sanatlar fakültesine her gittiğimde bana da verirdi…modaydı o zamanlar bu sigara…gauloises içerdim üniversite yıllarında,  sevmezdim çingene kızının kekre tadını ama o hep gitanes içerdi…gitanes kızı  da oradan kaldı işte…



kötü geçmiş yolculuğu…yüzünden de sesinden de belli… önce ıstanbul ardından ankara…arabanın içinde air france’a ağız dolusu söylendikçe,   müziğin sesini daha bir artırmışım farkında olmadan…bıkmışım artık insanların söylenmelerinden en yakınımdakiler ve  kendim de dahil…eve gitmeden iki lokma yemişiz  daha çoğalmayan sakinliğinde  tunalının…eve varınca herkes uykunun mahmurluğuna bırakmış kendini…bu odan, bunlar “muvakkat”  uyku  giysilerin, bunlar da bunlar bunlar demiş çekmişim kapısını…kendime bir kahve yapmış, internet  istatistiklerini incelemiş, ben de vurmuşum kafayı….


aradan birkaç saat geçince  uyanıp çıkmışız dışarı…sitenin bahçesinde ellerinde köpek ipleri, ayak üstü laflayan yaşlı teyzeler her zamanki gibi eni konu süzmüşler…günaydın diye gevelemişim ağzımın içinde…nerede bizim yakışıklı  oğlanlar demiş içlerinden biri,  küçük kendine tatil verdi, büyük uzaklarda şimdilik demişim…otoparka ilerleyip koltuğa oturunca ilk hamlede çalışmış kahrımı çeken araç…otomobilin de toz toprak  içinde  küstah ve gürültülü ama insanı saran bir sesi var…demiş kıkırdayarak…hep aynısın, bin tane bela geldi başına, kuyruğu dik tutmaktan yorulmadın, severken dövmekten de yorulmadın  demişim…


trafiğe  karışmışız teker teker ilerleyerek….


en sonunda gidip bir yerde susturmuşum aracın gümbürtüsünü…al sana park, yürüyecek misin, bağıracak mısın, söylenecek misin, sigara mı içeceksin al sana uçsuz bucaksız  park…demişim…biliyorum ben burayı, eski halini biliyorum, çocukken babam çok getirirdi , o zamanlar hep gecekondular vardı buralarda, uçurtma bile uçurmuştum çok, yine bulur muyuz uçurtma satanları diye sormuş…git allahaşkına, beni böyle abukluklarla yorma, yeterince taviz verdim koca günümden senin için, allahın şubatında ne uçurtmacısı  diye tıslamışım….tamam tamam, seninle ne uçurtma uçurulur, ne balık tutulur…seninle habire inatlaşılır, sen de hiç değişmemişsin onlarca yıl geçse de demiş ve bir sigara yakmış hemen…sonra bana uzatmış garip isimli beyaz filtreli bir sigarayı…ben sana gitanes kızı diyorum ama bakıyorum bitmiş aşkınız onunla da,  değişmiş sigaranın markası  diye iğneli bir cümle kurmuşum,  gitanes fabrikasının yıllar önce kapandığını bile bile…yüzüne çok güzel oturan güneş gözlüğünü yukarı kaldırmış,  efendi, şu yaşına geldin, elli bin hengame yaşadın aşkların bitmeyeceğini öğrenemedin…aşklar bitmez, aşklar ölür !!! hem gitanes yok artık demiş  attığım oltaya gelerek !!!  bitmek ölmeyi de kapsayabilir, ölmek bitmeyi her zaman karşılamaz ama demişim bilgiç bilgiç…e yani, yine mi demogoji demiş pis pis sıratarak…demogoji değil demagoji…sen yıllarca oralarda nasıl yaşadın da bunları bile öğrenmedin, fransızlar öyle mi diyor  diye cevaplamışım, kalın kalın batırarak kelimeleri…


yürürken  yürürken, yerdeki taşa bir tekme savurmuş…taş yuvarlana yuvarlana havuzun kenarına kadar gidip durmuş…onun tekmesiyle yuvarlanan taş havuzun kenarında durunca, buradaki havuza mı itmek istemiştim, aylar boyunca  yanımda dolaştırmak hem çok hoşuma giden hem de birlikte zaman geçirmekten büyük rahatsızlık duyduğum  o plastik kere plastik  kadını yaz akşamlarından birinde diye geçivermiş zihnimden bir anda…zihnine tüküreyim oğlum…artık unut bazı şeyleri…diye mırıldanmışım…bir şey mi dedin diye bakmış  gitanes kızı  yüzüme …evet, bir şey dedim… ne var, diyemez miyim diye devam ettirmişim  aynı pervasız ama içten üslubu,  bin yıllık hukukumuza güvenerek…

                                                       **********

yine ankara…
yine aynı tarih…
yine aynı iki insan…

onca yıldan  sonra, uzun, büyük ve kocaman bir bahçenin içinde yan yana geziyoruz gitanes kızıyla elimizde sigaralarla…onlarca yıl öncesine ait eski defterleri açıp birbirimize yeni borçlar çıkarmazsak, yürüyüşün ardından belki oturup saatlerce  bir şeyler de yer içeriz…belki günler bile sürebilir onun bendeki konukluğu ve benim zorunlu ev sahipliğim…ben hala bu şehirdeyim… bitmiş bir ilişkide, o eşik geçilince,  bir erkek bir kadına nasıl uzaktan uzaktan gönülsüzce ve kerhen  bakarsa öyle bakıyorum ankaranın her semtine yıllardır…ama kapıyı vurup çıkamamışım hala…o veya bu sebeple hala ankaradayım…gitanes kızı  ankarada misafir…hem ülkeye hem başkente hem de bana…zaman ve mekanla da pek  işi yok…aslında, kökleri uzaklarda kalmış bir girit kızı o…endamı boyu posu, kuka gibi burnu , mütenasip yüzü oralardan, oradaki köklerinden geliyor daha çok…bunu biliyorum onlarca yıl öncesinden…anne babası  artık yok gitanes kızının…eş durumundan ikinci anne babası da yok çünkü  aylardan beri eşi de yok…bunları bilmiyorum…bunların hepsini yeni öğreniyorum…o anlatıyor, ben öğreniyorum…ne kadar kolay…biri anlatıyor…biri hemen öğreniyor…keşke hayat hep böyle olsa…


bir gün her şey sakin bir nehir gibi akarken   başım çok dönüyor,  çok da ağrıyor şakaklarım  demiş,  fransız kocası gitanes kızına…geçer, sen şurada biraz dinlen, ben  dışarı çıkıp  bir şeyler alıp geleyim  demiş  kocasına…ama daha dışarı çıkmasına bile kalmadan  bir gürültü duymuş mutfaktayken…sonrası bilindik şeyler işte…kilisede törenler yapılmış…kızları çok ağlamış…sosyal devlet maaş bağlamış iki kıza da annelerine de daha haftası geçmeden ölümün…


donmuş kalmış günlerce gitanes kızı…
o dağın tepesindeki nemrutun kayaları gibi donmuş kalmış…
ne yemek ne içmek ne uyku ne ağlayıp dövünmek….
sigara ve kahve…sigara ve kahve…


bazı günler değişmiş sıralama, kahve ve sigara olmuş…bir de garip biçimde muz istemiş canı, her seferinde büyük bir ısırık almış elindeki muzdan ve her seferinde klozete koşmuş ağzındakini hemen çıkarmak için…


günler günler sonra bilinmedik şeyler de çıkmış karşısına…yıllarca tahmin ettiği ama yüzleşmek istemediği bilinmedik şeyler…günlerin birinde  o upuzun nehrin kenarında dalgın ve mutsuz yürürken  bir genç kadın yolunu kesmiş ve kocanızın 3 yıldır çok çok çok yakınındaydım, anlarsınız işte !  benimle onca şey yaşarken bile her gün en az bir cümle kurardı sizinle ilgili…demiş kadın…


kimden bahsediyorsunuz bile demeden yürüyüp gitmiş hemen kocasının mezarına…iki gül var elimde demiş kocasının mezarına seslenerek , biri senin biri benim… bu güller kuruyana kadar buradayım,  sonrasında  tek bir kez bile,  ne seni ziyaret edeceğim ne de seni anacağım demiş…


gitanes kızı, bunları bana ağlayarak anlatırken ben yine gökyüzüne bakıyordum  ve o parktaki ulu ağaçların altında adım adım yürüyorduk…ölülerle konuşmanın insanı sağaltıcı bir yanı olmalı , bunu mutlaka  mantık içinde açıklayabilmeliyim  diyordum her zamanki duygusuz ve pür akıl halimle…biz bunları konuşurken, bir anne çocuğunun kaşkolunu  çekiştiriyordu  boynunu sıkarak  ve üşürsen hasta olursun berkecan diye diye…akşama evde pantomim var , bu kadın  bu çocuğun babasına da gösterecektir sevgisini(!)  mutlaka diye hınzırca gülümsüyordum ve gitanes kızı burnunu çeke çeke ağlıyordu…


günlerce  burada kalabilir, günlerce susabilir, günlerce ağlayabilir gitanes kızı veya bir sebeple zaman neyi gösterse de her an kapıyı vurup  çıkabilir bana da  mim koyarak…ikimiz de biliyoruz birbirimizi…ne ben ısrar ederim kal diye…ne o naz yapar gideyim ya da kalayım diye..herkes içinden geldiği gibi dangır dungur kurar cümlelerini ve hayat bizi bir yerlere götürür… çok yıllar önce o  iki yakalı boğazdaki  şehirde de  olduğu  gibi…ankaranın portakal çiçekli parkında  adım adım yürürken, zırıl zırıl ağlarken  bile bazen gözlerinin önüne düşen kahkulünü yana kaydırıyor kibarca gitanes kızı ve yine  çok yakışıyor o zarif hareketler 30 yıl öncesindeki gibi…


havada güzel bir kış  güneşi asılı hala… ben çok zaman yaptığım gibi ellerimi siyah parkamın cebine sokup çıkarıyorum …kadim  bir şehirde, çınar ağaçlarının altında yağan kar tanelerini yakalamaya çalıştığımız o gençlik günlerimiz geliyor birden aklıma…ne çok zaman geçmiş aradan…ne çok yakınlaşıp yakınlaşıp uzaklaşmış insanlar…onca yıl içinde olan bitenin yüzümüze yüzümüze  attığı yumrukların hiçbirini sorgulamadan adım adım soluk soluk yürüyoruz gitanes kızıyla…onca yıldan sonra…bir yokuşu çıkıp bir başka yokuşu iniyoruz…bazen birinin dengesi bozulur gibi olunca diğeri belli belirsiz bir temasla sen düşersen ben  tutarım iyi kötü mesajını veriyor…oysa herkes  vakti zamanında o kadar çok düşüp kalkmış ki…


aklıma o şarkı geliyor  gün akşama dönerken…taaa bin yıl önce öğrenci evlerinde kalabalık gruplar halinde ders çalışırken dinlediğimiz o şarkı...gitanes kızının soprano sesiyle inin inip çıktığı türkü formundaki  o güzelim azeri şarkı…

“gözlerin aladır yar / sanki piyaledir yar
dertlerim dermanı / başıma beladır yar…”


niye daldın birden diyor bana gitanes kızı…
niye çıktın ki o büyülü derinlikten diyorum ben de ona

telefonum çalıyor…o kadar eminim ki o uzun saçlı sesin “neredesin…” cümlesinden….kainatta bir yerdeyim…demenin bile anlamı yok…

galiba; kainatta bir yerde olmanın bile anlamı yok,  bazı durumlarda…

     ( murat örem / 2016-2017/ 03 mart 2017 / ankara…) 

2 yorum:

  1. Yazında umarsızlığı, farklı dünyaları, bitmeyen hisleri, özlemleri okudum.
    Ben istesemde hiç umarsız olamadım. Beşlide hastalıklarımın erken ortaya çıkmasının ned molerinden biridir bu. Sanki bir daha gelecekmişiz veya hiç gitmeyecekmişiz gibi bu dünyadan.

    Kalemine sağlık dostum. Sen hep yaz iyi mi. 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili dostum;

      hep verilen örnektir ya, her şey bir lastik toptur para, makam, iş şu bu...ama sağlık cam bir küredir...ben babamın ani kaybında bunu dank ede ede anladım...

      aman diyeyim sağlığına dikkkat et...
      sağlığımıza dikkkat edelim...

      hem senin keygin yerinde olmazsa sbf 89 mezunlar grubunu kim derleyip toparlar...

      çok sevgim ve selamlarımla biraderim sana ve ailene...

      murat...

      Sil