*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

17 Haziran 2015 Çarşamba

Süleyman Demirel de tarihin terazisinde artık... isteyen istediği kefeye koysun darasını , ağırlığını, günahını, sevabını...ama benim aklım fikrim ve hakkım son tahlilde yine de Türkiye duvarına bir tuğla koyanlardan yanadır...




Türkiye’nin bir  ‘büyük siyaset belleği’  daha öldü...
Türkiye’nin bir hayat adamı daha öldü…

Turgut Özal,
Alparslan Türkeş ,
Bülent Ecevit ,
Necmettin Erbakan
daha önce gitmişti o dönülmez  köprünün üzerinden…

Sıra Süleyman Demirel 'deymiş meğer...
Bir süredir bu haberi bekliyorduk aslında...

-Tamam  arada Kenan Evren de var ama o siyasetçi değildi…
DARBECİYDİ...
Darbecilerle siyasetçileri aynı parantezde anmak demokrasiye hakarettir…
Türkiye 'ye hakarettir. . -

Beş nev-i şahsına münhasır isim de, içinde yaşadığımız ülkenin günahı sevabıyla mimarıydı...Yaşı 40 ve üzerinde olan bizlerin , hepimizin hayatına dokunan hatta kısmen belirleyen isimlerdi...

Kimileri,  bu beş isimden birinin kurduğu hükümet döneminde yaşadı babasının annesinin istenmeyen görev yeri değişikliğini, bir başkası en ballı ihaleyi belki de  bileğinin hakkıyla bu isimlerden birinin döneminde aldı veya en sevdiğini kör bir kurşunla sonsuzluğa uğurladı...

O kör terör yıllarında ölenler öldürülenler öldürenler de ne çok oldu...

Bu beş ismin hepsi de siyasetin ve hayatın hercümercini hem yaşadı hem de yaşattı …Türkiye’nin keskinkerekeskin biçimde kutuplaştığı l970’lerde bu beş ismin cenaze törenlerinde bile olsa ikişer üçer biraraya gelebilmesi, tokalaşması olay olurdu...

Çok yorgun günleriydi Türkiyenin...
Karanlık ve zorkerezor günleriydi. ..
Laf aramızda kolay günü olmadı Türkiyemizin. . .
Pek gün yüzü de göremedi bu yalnız ve güzel ülke.. .

1970”lerin sonunda ergen olmaya hazırlanan bir çocuk adam olarak ben,
severdim liderleri siyah beyaz televizyon ekranında izlemeyi...

          
          Bence tartışmasız biçimde

En hazırcevapları Süleyman Demirel 'di
En renklileri Necmettin Erbakan 'dı. . .
En az medyatik olanları Alparslan Türkeş'ti...
En şair olanı Bülent Ecevit 'ti...


Turgut Özal 'ın    “ en. . . ”   diye tanımlanacak bir pozisyonu yoktu daha.


Onun sahneye çıkması için aktörlerden biri hastalandığında başrolü kapan amatör  oyuncunun hayatının değişmesi misali peri masalına benzer süreç gerekiyordu...Ve bu da gerçekleşti 12 Eylül darbesiyle...Benzetmeyi devam  ettirirsek , aktörlerden biri hastalanmadı, hepsi birden sahnenin altına düşürüldüler. İtilip kakıldılar…


Tank paletleri geçti üzerlerinden. . .


Turgut Özal, koskocaman sahnede bir başına kalakaldı kendisini alkışlamaya hazır seyirciyi de avucunun içine almayı bilerek. .Laf aramızda bu one man show piyangosunun hakkını verdiği zamanlar da çok oldu ...Çok farklı isimleri sahnede görmeye alışmış seyirciyi  hipnotize etmek de bir meziyetti inanın ki...

Bu beş ismin hepsi öldü.
Bütün faniler gibi hepsi ama öldü bu isimlerin...

Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya onlara da kalmadı...

İnsanların hepsinin bildiği bu gerçeği , hakkıyla lider olmuş bu beş ismin
de bilmemesi mümkün değildi elbette. . .Belki arada unutur gibi olmuşlardır ama
onlar da biliyordu ölümlü olduklarını kendi  hırslarını bildikleri gibi. . .Onlarca yıl bulundukları yerlerde , siyaset ederken , dolaylı ya da dolaysız biçimde  yönetirken, bir koca milletin tarihini , talihini değiştirecek kararlara imza attılar,
atmak zorunda kaldılar…

İktidarı da tattılar defalarca...
Muhalefeti de...

Darbe dönemlerinde istiskal de edildiler. ..

Çok ama çok takdir edilecek biçimde Necmettin Erbakan da , Süleyman
Demirel de , Bülent Ecevit de , Alparslan Türkeş de hiçbir sorgu sualde
eğmediler boyunlarını. . .Aman dilemediler darbecilerden . . .

Yüzlerce, binlerce siyasi talebe yetiştirdiler...
On binlerce karar aldılar...
Aldıkları her kararda birileri memnun oldu , birileri hop oturup hop kalktı...

Siyaseti, idareyi , hayatı , insanı , kamu yönetimini iyi bilmek için çok
yaşayıp çok okuyan biri olarak, bu beş ismin hepsinin reel politikaları üzerine
saatler boyunca ve ağız dolusu eleştiriler getirebilirim ben de , sizler gibi...Birçoğunda haklı da olabilirim sonuna kadar…

Mesela

Demirel 'e çok popülistti, demagogdu diyebilirim.. .

Ecevit'e, bir insan ömrü boyunca her seferinde bu kadar mı kötü mü ekip kurar sorusunu yöneltebilirim. . .

Prof doktor Erbakan 'a , ah be hocam sen her şeyden önce dahi bir mühendis beyindin neden herkese bilim yerine kadayıf  hikayeleri anlattın cümlesini kurabilirim. . .

Türkeş 'e, gülmek sana da çok yakışıyordu neden bu kadar kaçtın
hayattan ve gülümsemekten diyebilirim....

Turgut Özal’a gelince;  evliliğimin ilk yıllarıydı…

Cumhurbaşkanıydı Özal…

Atakule’de artık yerinde yeller esen dreamlanddaydık Erhan Dayım ve sarıdamarlıgelinle...

Gecenin bir vakti hareketlenince ortalık anladık ki Özal gelmiş…

Aktör dayım koşarak gitti Turgut Özal’ın yanına ben Erhan Dilligil
cumhurbaşkanım saygılar sunuyorum dedi.. ..

Ben gençliğin  tepkiselliğiyle yapmadım bunu...
Gitmedim yanına Özal”ın. ..
Hayatımdaki  keşkelerimden biridir...

Oysa yanına gidebilir , saygılı bir üslupla , sayın cumhurbaşkanım tarih sizi de bir gün hatırlayacak, isterim ki doğrularınız yanlışlarınızdan çok olsun…misali bir cümle kurabilirdim…

O zaman şunu diyeyim Turgut Özal'la ilgili de ;  binlerce yıldır oturmaya
alışmış bir bedenle ancak bu kadar koşturabilirdiniz bir ülkeyi 100 metrede. . .

Süleyman Demirel de öldü...
Hepimiz öleceğiz. ..

Çok yıllar önce,  küçük oğlum Arda ,  Süleyman Demirel’in elinden almıştı okuma bayramında çiçek buketini öğrenci temsilcisi olarak...Ona şunu demiştik hepimiz; Ardacım bu çiçeği veren biliyor musun bizim eski cumhurbaşkanımızdı...Çocukluğun aklıyla şöyle demişti Arda omuzlarını silkerek; “Eski cumhurbaşkanıymış o....ne yapayım yani eskisini... ”

Gülmüştük…

Şimdi vereyim artık üniversite kapısına gelen küçük oğlum Arda’ya da o zaman yeni cevabımı ;

Bazı insanların bazı makamların eskisi olmaz...
Bazı sevgilerin nefretlerin de…



Süleyman Demirel de tarihin terazisinde artık...

İsteyen istediği kefeye koysun darasını , ağırlığını, günahını, sevabını...

Ben de sayabilirim bir çırpıda kusurlarını, günahlarını…


Ama
benim aklım fikrim
ve hakkım
son tahlilde
yine de
türkiye duvarına 
      bir tuğla koyanlardan
yanadır…

( murat örem / 17 haziran 2015 / ankara…) 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder