*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

25 Haziran 2015 Perşembe

birer birer ölüyorlar…kimi üç gün gündem oluyor…kimi üç saat…kiminin adına ölüm ilanları yayınlanıyor…kiminin adını yalnızca bilenler biliyor…kimi bir kibrit kutusu kadar yer buluyor gazete sayfalarında…oysa hepsinin ölümüyle türkiyenin bir rengi daha soluyor…




            birer birer ölüyorlar…
        
kimi üç gün gündem oluyor…
          kimi üç saat…
        
kiminin adına ölüm ilanları yayınlanıyor…
          kiminin adını yalnızca bilenler biliyor…
        
kimi bir kibrit kutusu kadar yer buluyor gazete sayfalarında…

oysa hepsinin ölümüyle türkiyenin bir rengi daha soluyor…
        
kimilerinin de aylardır sesi soluğu çıkmıyor hasta yataklarında…
         ölümü bekliyorlar…

         birer birer ölüyorlar…
         oysa hepsinin ölümüyle türkiyenin bir rengi daha soluyor…
        
bedii faik gibi bir kalem devi ölüyor…
gazeteciliğin , muhabirliğin lokomotifi ölüyor…
          koalisyon pazarlıklarının gürültüsünden adı bile duyulmuyor…

         başar sabuncu gibi bir kültür  devi,  hakkıyla bir entelektüel ölüyor…
         o kimdi laa oğlum  bile diyemiyor kara kalabalıklar…
        

         ölüm sümer tilmaç’ı bir düğünde yakalıyor…
         sümer tilmaç’ın ömrü boyunca ürettiklerinden daha çok yer kaplıyor nerede nasıl öldüğü…

         zeki alasya gibi bir ustanın karaciğeri oyun oynuyor…
         kalbimizin bir yerinden ince bir sızı geçiyor yalnızca
         bir caz müziği gibi , o kadar uzak , o kadar sessiz…

         ülkenin siyasi karikatür tarihinin  en büyüğü bedri koraman ölüyor…
         hatırlayıp bilenler,  hatırlamayıp tınlamayanların yanında vızıltı olamıyor…

birer birer ölüyorlar…

          kimi üç gün gündem oluyor…

          kimi üç saat…


         kimileri de direniyor…
         ölümün karşısında hayata tutunmaya çalışıyor…

         ve sonra ömrü uzun olası çetin altan
         bin yıldır “enseyi karartmayın..” diyen kalem
         88 yaşında aylardır yattığı hastaneden çıktığında
         “ enseyi karartmayın…” cümlesini bile daha kısık söylüyor
         ve şunları diyor ;
                 
Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan.


Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Gene de bir hayal kırıklığı yaşamıyorum. Menzil-i maksuda ulaşılamasa da çok yol katettik.


Bir ömür, sadece amaca ulaşmak için harcanmaz. O amaca doğru atılacak bir iki adıma yardımcı olmak için de harcanır.


Yaralı bir devi ayaklarının üstüne koyabilmek için kuşak kuşak o devi sırtımızda taşıdık. Yaralarının iyileşeceğine, o devin ayaklarının üstünde duracağına olan inancımı hiç kaybetmedim. Bir gün bu ülke ayaklarının üstünde duracak. O zaman da, masaldaki gibi “sihirli kedinin çizmelerini” giyerek amacına doğru uçarak gidecek.


Biz torunlarımıza istediğimiz ülkeyi bırakamıyoruz.


Ama siz uğraşırsanız, mücadeleden vazgeçmezseniz, dünyadan ayrılırken torunlarımıza istediğimiz ülkeyi bırakıyoruz deme mutluluğunu siz tadabilirsiniz.


Hayallerinizden, ümitlerinizden, mücadelenizden vazgeçmeyin.



Amacınıza ulaşamazsanız da, bu amacı gelecek kuşaklara devretseniz de, kozmosla son hesaplaşmanızda, daha iyi bir dünya için biz de fena mücadele etmedik diyebilirsiniz.


Bu da az şey değildir.


Buruk da olsa, yorgun gözlerinizde bir tebessüm yaratır.


O tebessümlerin çoğalması da elbet bir gün kurtarır bu ülkeyi.


Enseyi karartmayın….”



         seksen milyona giden bir ülke
         televizyon karşısına tünemiş
         akıp giden  hayatını seyrediyor…

         okumadan , yazmadan,  düşünmeden , üretmeden
         figüran olmayı yeğliyor…

ve ne acıdır ki kocaman bir nüfus
evde, sokakta, işyerinde , okulda 
üreten çok az sayıdaki insanının
yaşarken de öldükten sonra da
kıymetini hiç ama hiç  bilmeden 
           taytanik’in (!!!)  içinde  parti veriyor…
        
( murat  örem / 25 haziran 2015 / ankara….)  


          


       
       

        

        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder