*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

24 Haziran 2015 Çarşamba

neredeyse çeyrek asır önce gepgenç yayıncıyken kendisiyle bir röportaj yaptığımda kayıt bitmiş saygılı bir çekingenlikle teşekkür ederken kendisine ben, mavi gözlerini ipil ipil kısarak , külhani tavrı , gevrek ve biraz da üstten bakan sesiyle bana “ evlat…” demiş ve eklemişti cüneyt arcayürek ; “ bu işte sesine , aklına , bildiklerine , meslektaşlarına , konumuna , parana parasızlığına eğitimine gençliğine , haber kaynaklarına güven elbette ama en sonunda sezgilerine ve vicdanına bak…çünkü bu saydıklarımın hepsi yıllar içinde eksilir ya da artar ama sezgi ve vicdan terazin şaşmaz ….”



ferhan şensoy  çok yıllar önceki eski ama hala  eskimeyen o ünlü  oyununda  lafı döndürüp dolaştırıp gazetecilere getirirdi…

gazetecilik mesleğinin,  gazeteci ve insan olduğunun farkında olmayan vakanüvislerle, embedded / iliştirilmiş gazetecilerle nasıl aşındırıldığını , utanılacak durumlara düşürüldüğünü  anlatan cümlesini  de argo ama çok yerinde bir tabirle tamamlardı oyunda ferhan şensoy…

sözünü ettiğim dönem taaa 1980’lerdi, milattan önceydi….!!!
o zamandan bu zamana köprülerin altından çoook sular geçti…
bozbulanık sular ama daha çok…

gazeteciliğin başka hırslara, küçük ya da büyük iktidar odaklarına yaslanması, kalemin ve vicdanın terazisinden uzaklaşıp sahibinin sesi olması , gerçekler yerine algılar üzerine konumlandırılması yalnızca bugünün meselesi ve utancı da değildir…

yalnızca bu topraklara da ait değildir…

dünyanın her yerinde her zaman iyi(niyetli) gazeteciler ve kötü(niyetli)  gazeteciler olmuştur…tıpkı iyi ve kötü doktorların, eczacıların , öğretmenlerin kasapların , tesisatçıların olduğu gibi…

gazeteciliğin , eğer meslek dersek , -ki gazetecilik de bir anlamda öğretmenlik gibi meslekten daha ötedir ve yaşam tarzıdır-  diğer alanlardan en temel farkı,  kalabalıklara seslenebilme onları maniple edebilme hatta körü körüne biçimlendirme yeteneğidir…bu kullanmak isterseniz bir güçtür ve insanın gözünü alan bir güç de olabilir…

gazeteciliğin son yıllarda evrile evrile medya çalışanı olma aşamasında geçirdiği dönüşümler de üzerinde yüzlerce makale yazılacak kadar fazladır ve söylenecekler çok da umutvar değildir….

iyi gazeteci olmak için
akıl , eğitim ve vicdan şart kipidir…
çok iyi kültürel donanım mütemmim cüzdür…
sentez yapabilmelidir gazeteci…

bireylerin ve toplumların dönüşümündeki gücünü ve etkisini istismar etmemelidir gazeteci…parayla malla  mülkle arasına mutlak mesafeyi  koyabilmeyi asla unutmamalıdır…
diye gider bu cümleler….

türk basın ve medya tarihi Osmanlının son yüzyılını da dahil edersek,   susturulan, kalemi elinden alınan, bir şekilde iktidar odaklarının maşası yapılan , canından bezdirilen, paranın ve gücün şehvetine teslim alınan daha da ötesi ruhen ve bedenen  öldürülen yüzlerce gazetecinin ismiyle dolup taşar ne yazık ki….

türk basın tarihi,   
susturulan seslerin ,
kırılan kalemlerin ,
söylediği sözlerin,
aktardığı haberlerin bedelini
canıyla  da ödeyenlerin  tarihidir….
ve bu övünülecek bir tarih değildir….

bir de yaptıkları işin yoğun sıkıntısı ve stresiyle, sistemli ya da sistemsiz yıldırmalarla  ömür treninin çok erken istasyonlarında inmek zorunda kalan gazeteciler vardır ki ; onların sayısı binlerle on binlerle ifade edilebilir….
çoğu ne yaşarken ne de öldükten sonra haber olabilmiştir ömürlerini geçirdikleri kuruluşların bültenlerinde, haberlerinde, gazete ve dergilerinde, programlarında…

silik sipsilik bir anıdır hepsi….

bakın mesela daha geçen hafta öldü bedii faik…
ve bir gazetecilik çınarıydı…
hanginiz duyup bildiniz…..

gazetecilik , yayıncılık hakkıyla yapmaya kalkarsanız akıllı insanların talip olacağı bir iş de değildir…dünyanın en zor , en nankör , en bıçak sırtı ama bir o kadar da keyifli işlerindendir gazetecilik, yayıncılık…

“bazıları,
bazı şeylerin
bazı yerlerde
yayınlanmasını istemez.
işte o şeylere haber diyoruz.”

der siyaset bilimci John KEANE….

gazetecilik , gerçeğin yanında olabilme dirayetidir…

o dirayeti gösteremediğiniz anda da , belinizi de , ruhunuzu da , kaleminizi de , geleceğinizi de, vicdanınızı da , onurunuzu da unufak ederler ve çoğunlukla ruhunuz bile duymaz bunu,  iyi dekore edilmiş evinizin salonunda otururken ya da sekiz çekerli jipinize binerken….
siz kendinizi gazeteci zannedersiniz ama artık işiniz bittiğinde kenara atılacak bir elbezinden farklı değildir dünyada kapladığınız yer…çocuklarınıza iyi bir maddi gelecek bırakabilirsiniz belki de iyi bir isim bırakamazsınız insanlığa….

hoş, bunu göze aldıktan sonra siz , kim ne diyebilir ki….

elbette her meslek grubunda olduğu gibi ömrü boyunca dört ayağının üstüne düşen / düşürülen gazetecileri de olmuştur dünyanın ve ülkenin….bu gazeteciler her dönemde bir şekilde suyun üstünde hatırlıca kalmayı başarmış , birbirine taban tabana zıt iktidar dönemlerinde bile iliştirilmiş gazeteci olmayı kuşaktan kuşağa sindirebilmeyi başardıkları için yollarına devam etmişlerdir…bu gruptakiler de göze alanlardandır bir şeyleri ama neyi göze aldıkları ortadadır….

bütün bu denklemlerin arasında bir de kamu gazeteciliği vardır ki o da uzun upuzun bir tartışmanın konusudur….

artık aramızda olmayan
cüneyt arcayürek
iyi bir gazeteciydi….

neredeyse çeyrek asır önce gepgenç yayıncıyken  kendisiyle bir röportaj yaptığımda kayıt bitmiş saygılı bir çekingenlikle teşekkür ederken kendisine ben,  mavi gözlerini ipil ipil kısarak , külhani tavrı , gevrek ve biraz da üstten bakan sesiyle bana   “ evlat…” demiş ve eklemişti   cüneyt arcayürek ; 
“ bu işte sesine , aklına , bildiklerine , meslektaşlarına , konumuna , parana parasızlığına eğitimine  gençliğine , haber kaynaklarına güven elbette ama en sonunda sezgilerine ve vicdanına bak…çünkü bu saydıklarımın hepsi yıllar içinde eksilir ya da artar ama sezgi ve vicdan terazin şaşmaz ….” 

bütün faniler gibi mutlaka onun da kusurları vardı, vardır…
ama o iyi bir gazeteciydi….
şanslı bir gazeteciydi…
ömrünün son anına kadar kalemini kaybetmemişti….
onlarca meslektaşı gibi bir suikastte öldürülmemişti…
mesleki taltiflerin de  sindirmelerin de bir çoğunu yaşamıştı…
aman aman bir parasızlık çekmemişti…
ve  suyun üstünde kalmayı başarmıştı….
daha da önemlisi suyun üstünde kalmak için kırk takla atmamıştı…

bizim , ülke olarak, doğru ya da yanlış olsa da aklı erdiğince özü sözü bir insanlara ihtiyacımız var…
ve bu gerçek yalnızca bugünün meselesi değil….
bu onlarca yılın meselesi…
bu gerçek yalnızca gazetecilerin de meselesi değil….
dünyanın meselesi….

         bir gazeteci dünyanın meselesini tabi ki çözemez…
         ama yeni bir mesele de olmamalıdır…
         sel gidip kum kaldığında aynaya bakabilmelidir…

         ( murat örem / 23 haziran 2015/ ankara…) 


2 yorum:

  1. Taşkın Örem:Belirttiğin gibi takla atmayan,parayla satın alınamayan gerçek gazeteci sayısı gittikçe azalıyor.Dolayısı ile toplum kime inanacağını şaşırıyor.Gerçekleri göremiyor.Ülke kaosa sürükleniyor.İlkeli gazetecilerin çoğalmasını diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar

    1. insan şu hayatta en çok vicdanına inanmalı diyeceğim ama....
      ona inananların da hali pür melali ortada....

      sevgiler ...

      murat....

      Sil