*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

17 Mayıs 2015 Pazar

gönlüm bulanık bir nehirken üç saatliğine de olsa düşürdüm yolumu ankaradan niğdelere…"bu çocukların evliliğine gönülden şahidim ben de” diyerek katıldım kalabalığa ağzımı doldura doldura…





“azınlığın da  azınlığı…”  bir adam olarak  şu hayatta hiçbir nane olamadıysam bile iki çocuğumun her manada babası, arkadaşı, yol göstereni, yol açanı, güven vereni, bildiğini içtenlikle paylaşanı, duygu arkadaşı , oyun arkadaşı  , akıl arkadaşı olmaya çalıştım…

ne kadar başardım bilemem ama gökteki yıldızlar bile şahidimdir ki çok çabaladım çok çalıştım…

hem umur’a hem arda’ya zihinsel ve  duygusal    babalık olarak öyle isteyerek emek verdim ve öyle tatmin edici zenginlikler yaşadım ki , bundan sonra  başıma ne gelirse gelsin asla pişman olmayacağım, keşke demeyeceğim  bir yerdeyim…

bu çabaları bile isteye harcarken , kendi çocuklarının yalnızca fiziksel , bedensel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamakla yetinenlere  , en en yakınımdakiler de  dahil , ağız dolusu en sert en kınayıcı en hakaretamiz cümleleri kurdum bu kadarı yetmez ana baba olmaya, yarın bu çocuklar sığlığınızdan dolayı hesap sorarlar sizden  diye diye…

gün geldi karşıma çıkardılar en yakınımda yıllarca yaşasalar bile  çoğunluğun içindekilerden olmayı yeğleyenler  bu cümlelerimi hiç utanıp arlanmadan zabıtlarla, celplerle…gene olsa gene kurarım aynı cümleleri hepinize   dedim ağzımı doldura doldura…

aradan zaman geçti çocuklarım büyüdü…
üniversiteli liseli oldular…

ben kocalır yaşlanırken zihnim yavaş yavaş hızını ve berraklığını kaybetmeye başlarken  iki evladım da  ilk gençliğin muhalefet şehvetiyle ustalıklarını önce benim üzerimde denemeyi yeğlediler…ikisi de , susan boyun eğen evlatlar olmadıkları gibi cümleleri bazen zehirli oklardan daha ölümcül oldu…bunu da kabullendim çünkü unutmadım gençliğimdeki  o alnı nar yapıp çatlatan muhalif halimi…

yetişkin birey olmanın en yakınlarınızla  kurduğunuz muhalif ilişkiyle has bir olgunlaşmaya evrildiğini bilecek kadar yaşadım çünkü…

çocuklarımla yaşadığım sayısı çok az ama okkası çokk ağır her büyük hayal kırıklığında bedia babaannemin şu cümlesi yankılandı zihnimde ; evlat yetiştirmek demirden leblebiye  benzer oğlum…yutamazsın midene oturur…ısıramazsın dişlerin kırılır kanar…ağzında tutamaz evirir çevirirsin…

iki öz , iki has evladımın yanında,  sayısı beni onurlandıran başka evlatlarım da oldu ne mutlu ki…onlarca yıldır yalnızca evlatlarıma ve evime hesapsız kitapsız harcarken zamanımı ,  emeğimi , ekonomik gücümü  onlardan arta  kalan vakitlerimi de  vali olan , kaymakam olan , diplomat olan, bilmemne başkanı, müsteşarı olan okul arkadaşlarım yerine hep gençlere gençlere gençlere ayırdım…

bundan  hiççç pişman olmasam da;
cahiller kınadılar beni…
cahiller gereksiz gördü bu halimi…

cahiller , şu oturup kalktıklarına bak, bir tane vali arkadaşınla çay içmek yerine şu çoluk çocukla geçiyor ömrün dediler…
allahümme sabirin dedim içimden dışımdan…
ha …tir ordan  dedim içimden dışımdan…

o cahillerin çoluk çocuk dediği ülkemin geleceğiydi…

o cahillerin çoluk çocuk,  dediği, mızraklı ilmihallerle , insanı boğan cehalet timsali rivayetlerle büyüdükleri halde kabuklarını kanaya kanaya kıran ülkemin güzel gençleriydi, güzel çocuklarıydı, sayısı çok az çocuklarıydı…

son zamanlarda şu yukarıda fotoğrafını gördüğünüz iki talebe evladımdan hem meslekleriyle hem hayatlarıyla ilgili öyle güzel öyle onurlandırıcı haberler aldım ki , aylardır yüreğim kurum bağlamış olsa bile yine de içime güneşler doğdu…

iki elim kandayken, gönlüm kanayan bir nehirken üç saatliğine de olsa düşürdüm yolumu Ankara’dan Niğdelere…rüzgar gibi gittim geldim…

miraç’ın evet’ine de , mehmet’in evet’ine de,  adına evlilik denen hem kapkara hem apak olan kuyudan çeyrek asırdır çok su içmiş biri olarak “bu çocukların evliliğine gönülden  şahim ben de” diyerek katıldım ağzımı doldura doldura…

iki  talebe çocuğumuzu , miraç’ımızı mehmet’imizi evlendirdik bu gece…

iki öz çocuğum daha var…
ömürleri uzun olsun, onlar ne  yaparlar , evlenirler mi bilemem…
bunca hayal kırıklığıyla ben olur muyum onu da bilemem…
ama bu kadarını yaşamak bile güzel geldi gönlüme…

ben “üstü kalsın’ımı ”  hazır edip kış tutayım da elimi , yaz gelirse bahtıma düşen bu oldu diyeyim…

hasılı kelam ;
gökten üç elma düşsün
miraç da mehmet de , ola ki günün birinde  incir çekirdeğini doldurmayan didişmelerinde  birbirlerini tam inciteceklerken,  gökteki yıldızlara bakıp bakıp ak saçlı hocalarının evet şahitliğinin hatırına  “daha gidecek çok yolumuz var güzel yârim”  diye diye aynı çatının altında en az yarım asır görsün…


 ( murat örem / 17 mayıs 2015 / niğde-ankara )




        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder