*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

24 Mayıs 2015 Pazar

didem madak’tı adı…gözleri çok uzaktan geçen bir gemi gibi bakıyordu…didem madak’ın her bir dizesini okuduğumda gözlerim şiir kırıklarıyla kanıyordu…



milyonlarca insan geldi geçti bu dünyadan…
sevdiklerine  bir tek cemal süreya , lorca , neruda şiiri okumadan…

milyonlarca insan geldi geçti bu dünyadan
evine işyerine tek bir demet çiçek  bile almadan….
yaşadığı evin  duvarlarına tek bir tablo asmadan,
tek bir türküye eşlik etmeden,
bir gece vakti iki satır okumadan yazmadan…

milyarlarca insan geldi geçti bu dünyadan…
sofokles’ten, aristotales’ten,  montaigne’den haberi bile olmadan…

bir de bir şair geçti bu topraklardan…
13 yaşındayken annesi füsun’u  kaybetti
tezgahtarlık  anketörlük  işsizlik yaptı
uzun yıllar sonra afla fakültesine dönüp avukat oldu

evlendi boşandı evlendi
iki bavula sığdırdığı hayatında
bodrumlarda  geçti ömrünün upuzun  dönemi
ve her su bastığında evini
kovalarla temizlerken nohut oda bakla sofasını
tanju okan’ın kadınım şarkısını dinledi
kendi kendini evinin kadını da (!)  gördüğü için…

ve her yağmur yağdığında ,
damlalara  “bas ulan bas evimi basacaksan…”
diye seslendi

sonra bir gün anne oldu…
ama şair olmadı
çünkü doğuştan şairdi…

çocuğu füsun’u  3 yaşında  bırakıp gittiğinde
kanser olup öldüğünde
yalnızca 41 yaşındaydı…

izmirliydi…
pulbiber mahallesindendi
ah’lar ağacındandı…
grapon kağıtlarını anlattı…

didem madak adı…

siz aşktan  n’anlarsınız bayım dedi…

bugün kendimi eski bir plak gibi
o kadar çok tersine çevirdim ki   dedi…

bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum  dedi…

az sevme bilmiyorum ben ,
çok sevmemdendir bu kadar incinmem dedi…

annemin temizlik günleri gibiyim, yorgun solgun ve beyaz …dedi…

yazgısını çokomel kağıtları gibi tırnaklarıyla düzeltemiyor insan dedi…

"birine altı çizili kitaplarınızı vermek
yaralarınızı emanet etmektir bir bakıma…”  dedi…

“insanlar aradığında gelmezler,
aramadığında keşke beni çağırsaydın  derler…” dedi

didem madak’ adı…

annesi füsun’u  kaybettiğinde 13 yaşındaydı…
kızı füsun’u  3 yaşında annesiz bırakıp öldüğünde  41  yaşındaydı…

şiirler yazdığında
15 yaşındaydı
23 yaşındaydı
36 yaşındaydı
41 yaşındaydı…

öldüğünde muhtemelen 1000 yaşındaydı…

didem madak’tı adı…

çok yıllar önce bir  edebiyat  etkinliğinde
bir ters köşe soru sormuştu  da  ters bir adam  ona
ters ters bakarak gülmüştü ve merhaba demişti
ters adam da içinden içinden kim bu kadar acılıgüzel  gülebilir diye geçirmişti....

ömrünün son yıllarında
çok tesbihler çekti ,
yılları zaten ahhh  (!)  çekmekle geçmişti…

“allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım!

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım! "
dedi…


didem madak’tı adı…

“ ama siz, sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? ''  diye yazdı…

ve duyguların iyiden iyiye yoksullaştığı bir coğrafyada
ve şiddetin iyiden iyiye ejderhalaştığı topraklarda
çoğunluğun azınlığın anasını her daim bellediği zamanlarda
"benden bu kadar...."   dediğinde yıl 2011’di ve 41 yaşındaydı…

didem madak’tı adı…
kendisini 13 yaşında annesiz bırakan füsun’un kızıydı…
3  yaşında annesiz bıraktığı bir başka füsun’un annesiydi…
iyi şairdi…
hakiki şairdi…

yazıda bahsettiğimiz o ters adama bir merhabası nasip olduğunda yıllar önce bilmiyordu o ters adam karşısındakinin didem madak olduğunu…

bilmiyordu o ters adam bukadargüzelacılıgülenkadının şiirlerinin ciğerlerini bu kadar dağlayacağını…

"her şeyin kırığının alındığı
voltajı düşük fakirhaneler gibiydik.
kırık pirinç, kırık yumurta.
semt pazarından ucuza.
kalbin kırığından söz etmeye sıra bile gelmiyordu."
demişti bir şiirinde..

didem madak’tı adı…

gözleri çok uzaktan geçen bir gemi gibi bakıyordu…
gözlerim çok uzaktan geçen bir gemiye bakıyordu…

didem madak’ın her bir dizesini okuduğumda
gözlerim şiir kırıklarıyla kanıyordu…


( murat örem / 24 mayıs 2015 / ankara…)


-fotoğraf / arkakapak.com-

4 yorum:

  1. Yazı.. Müzik.. Şahane...

    YanıtlaSil
  2. eksik olmayın...
    her yazı okurlarıyla anlam kazanır...
    bir de yorum varsa daha da....

    selamlarım ve iyilik dileklerimle....

    murat...

    YanıtlaSil
  3. Demek ki çok yaşamak değil, dolu dolu yaşamak lazımmış. Ölüm her an yanıbaşımızdaymış.

    Yüreğine sağlık dostum. Yazın da, şiir de, şarkı da müthiş. 🍀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. namıkcım, kadim dostum

      yorumuna, birikimine, ferasetine, insanlığına bereket...

      murat....

      Sil