*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

5 Nisan 2015 Pazar

bana sorarsanız ; çocukluktan ilk gençliğe giderken yalnızca birkaç kez uğradığım bir duraktı kayahan…ama yine de umur’umu da , arda’mı da büyütürken şu şarkısını çok mırıldandım içimden ve sırf bunun için bile o sevimsiz kibrini bağışladım kayahan’ın; “ kırmızı pabuçları duruyor başucunda başı düşmüş yastığa uyuyor mışıl mışıl… e bebeğim eee”





Ayşın,  birkaç gün önce Hüsnü Arkan konserine gitmiş…
Ankara’da….

Ömrü uzun olsun ; Hüsnü Arkan , Hüsnü Arkan gibi söylemiş yine…
Sulandırmadan, ajite etmeden , duya duya , sindire sindire söylemiş eserleri…

Şarkı aralarında  kısa cümleler kurmuş…
Bu kadar ürkmeyin etrafınızda olan bitenden demiş, ucundan kıyısından siyasi görünen şarkılara bile eşlik etmekten imtina eder olmuşsunuz demiş…Şu Ankaralı  kocaman robot heykeli göreniniz var mı , ben merak ediyorum demiş….

Kayahan da,  uzun zamandır beklendiği gibi  uzaklara gitmiş…
Çok uzaklara gitmiş…

Bin yıl olmuştu Kayahan’ı dinlemeyeli…

Sevmiyordum çünkü,  Kayahan’ın hastalığının bu kadar öne çıkmadığı son yıllarında daha da baskın ve sevimsiz olan  ve çocuklarıyla olan ilişkilerine bile yansıyan  onudabunudaşunudaeniyibennn(!)bilirim halini…

Muhtemelen benim gibi bazıları da  sevmiyordu bunu ama yine muhtemelen Kayahan’ın hiç de umurunda değildi etrafa verdiği bu imaj…
        
Aşk gibi sevgi gibi sevda gibi her türlü istismara açık ve o oranda da birbirine çok benzediği sanılan  posası çıkarılmış duyguları , ortalama insanın müzikte anlayacağı forma sokan sahici bir yeteneği vardı Kayahan’ın…Kendi kulvarında koşanların arasında  yine de farklı  diye tanımlanabilecek nevi şahsına münhasırlığı da...

Sanıyorum en büyük ve kalıcı patlamasını 1991 yılında körfez krizinin de patladığı dönemde, gece yarısı yapılan canlı savaş  yayınlarının arasındaki boşlukları dolduran flaş haberlerle bol kesintili albüm tanıtımı şarkılarıyla yapmıştı…

Irak’ta bombalar patlarken
Türkiye’de de Kayahan patlamıştı yeniden (!)

Muhtemelen kendisi de şaşmıştır bu işe…
Hayat böyledir işte, kiminin bahtına  bir büyük oyunda bombalar düşürür kimilerinin bahtına da bomba gibi(!) şarkıların yayınlanacağı absürt savaş zamanları…

Laf aramızda , ortalama insan için besteleri de anlaşılır ve iyiydi Kayahan’ın…
Sesi de , hafif tarazlı ve boğuk haliyle,  farklıydı…

Duruşu , huysuzluğu , eksantrik tavrı ve  zamanlanmış çıkışları  yaşadığı toplumun tanjantını  kotanjantını   iyi hesaplamış hocaların temkinliliğiyle(!) örülmüş gibi görünse de ,   kendine özgü bir tutarlılığı ve anlaşılırlığı vardı…

Ağırlıklı biçimde döne döne sevgiyi ve aşkı aynı tencerede pişirse de insana dair duyguları da kötü anlatmadı  Kayahan…

Mottosu  çok arabesk görünse de,  kendi içinde   anlaşılır gibiydi ;

“yolu sevgiden geçen herkesle
bir gün bir yerde buluşuruz…”

Bir eğretileme / ironi / mecaz  yaparak söylersek ,
yukarıdaki cümleyi kuran biri için ölüm zamanı çoktan gelmişti…

Çünkü Allah selamet versin,
Allah sonunu  hayır etsin ama ;   

Türkiye’de yollar
uzun zamandır
sevgi yerine
sevgisizlikten geçer oldu
ne hikmetse…

Bir gün ülkenin pop müzik tarihini dört başı mamur biçimde araştırıp yazacakların uğramak zorunda kalacakları duraklardan biri de elbette Kayahan olacak…

O durakta herkes kendi ufkunca bir şeyler bulacak…
Kimileri bir yağmurda sığındıkları bir yer olarak hatırlayacak o durağı, kimileri de çok sevdiği bir insana kavuşturacak otobüsü beklediği bir tarifsiz anın tanığı…

Bana sorarsanız  ; çocukluktan ilk gençliğe giderken yalnızca birkaç kez uğradığım bir duraktı Kayahan…Öyle tarifsiz bir sefere de çıkmadım o duraktan…Sonraki yıllarda hatırladım mı o durağı diye sorarsanız gönül rahatlığıyla  hayır derim…

Peki, unuttum mu…
Ona da Hayır derim..

Kayahan , uzaklardan bir caz müziği gibi belli belirsiz gelip geçti ömrümden…
O kadar…

Ama yine de Umur’umu da , Arda’mı da büyütürken şu şarkısını çok mırıldandım  içimden ve sırf bunun için bile o sevimsiz kibrini bağışladım Kayahan’ın;


“ kırmızı pabuçları duruyor başucunda
başı düşmüş yastığa uyuyor mışıl mışıl…
e bebeğim eee”


( murat örem / 05nisan 2015 / ankara…) 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder