*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

11 Haziran 2014 Çarşamba

alper beşe'ye yazar olduğunu da söyleyin...çünkü o iyi bir kalem...

yukarıdaki kitap resmine göz ucuyla baktıysanız  daha detaylı bakın isterim bu resme, başlığına ve yazarına...

çünkü
“birtakım tuhaflıklar” ismiyle alakarga   yayınlarından çıktı bu kitap...
ve matbaa kokusu hala üstünde...

laf aramızda , kapağın sağ alt köşesindeki hınzır kargayı görmemek,  görüp de sevmemek pek  mümkün değil...en azından benim için böyle...

gerçi,  kargalar hayvan dünyasının looserlarıdır  / kaybedenleridir daha çok...bir çok fablda , hikayede kargaların kargalıkları (!) anlatılır...tilkilere yem olduklarından , cevizleri kapıp kaçtıklarından veya  ağızlarındaki peyniri kaptırdıklarından bahsedilir....

oysa samed behrengi’nin kitaplarında bir başka anlatılır kargalar...
ben kargalarla ilgili fikrimde samed behrengi’nin yanındayım...
belki bizler de insanlık dünyasının kaybedenlerinden olduğumuz için seviyoruzdur kargaları...

birtakım tuhaflıklar kitabının yazarı sevgili  alper beşe’yle de  muhtemelen konuşmuşuzdur bunu ; birkaç kişi bir araya gelip bir yayınevi kursaydık günün birinde,  ben oyumu mutlaka  karakarga yayınlarından yana kullanırdım...

bilmiyorum var mı karakarga isminde bir yayınevi...
yoksa da bir gün olsun...
telif hakkı da istemem...

ama alakarga yayınları var işte...
iyi ki de var...

alper’in kitabı da bu yayınevinden çıktı...
iyi de oldu...
kitap daha dosya  halindeyken dikkate değer bulunmuştu zaten...

alper beşe iyi bir kalemdir...
sorgulayan bir akıldır...
ve hayatını,  harflerin kelimelerin üzerinden her gün yeniden kazanmanın çabasındadır bugün de...

felsefe eğitimi görmüştür alper...
felsefecidir demek istemedim çünkü ters adamdır alper , abi nasıl ifade bu  şimdi,  leblebici gibi diyeceği tutabilir...

birlikte çok yazıp çizmişizdir alper’le...
başladığımız uzun soluklu ve çok çetrefilli bir işi fikir olarak her zaman hep aynı yerde durmasak da kırıp dökmeden bitirmenin huzurunu da yaşamışızdır...

alper beşe’nin “birtakım tuhaflıklar” kitabını okursanız hem ne demek istediğimle ilgili taşlar daha bir iyi oturur zihninizde hem de ankara’nın sokaklarında dolaşırsınız  zaman zaman..

ben alper’e kitabının çıktığında bir mail atmış iki soru sormuştum;
mayıs ayının 20’siydi...

alper daha baba olmamıştı...
değerli eşi sinem de anne olmamıştı...

şimdi üç kişiler evlerinde sayı hesabıyla...
ama alper’le sinem’e sorsanız  , onlar artık ne çok kişiler...
bir bebek yalnızca bir insan değildir ki...

benim mailimi ve alper’in 20 gün aradan sonra gelen cevabını noktasına virgülüne dokunmadan paylaşmanın zamanı bugünmüş...

                                               ******

alpercim ;

hayırlı olsun...
çocuğun biri geldi :))

diğerinin de eli kulağında mı
yoksa geldi mi ? 


sana şunun için yazıyorum...
sen kıl :)))) adamsındır , sevmezsin böyle şeyleri ama...

şu kitaba ve sana değineceğim blogda...

şöyle sorularım var kitapla ilgili , cevapla , veya serbest stilde (!) iki satır yaz
bana gönder , gerisini bana bırak ...

-insan neden yazar ?
-insan neden okur ?

selamlar...
kestane kebap , acele cevap....

                                                *********

Sayın Örem,

O kadar zor bir soru ki bu. Bir yandan cevabı çok yalın: "Öyle olduğu için." Ama bu cümle dünyanın en karmaşık kitaplarından birinin ilk cümlesinde geçecek kadar da karmaşık. 

Neden yemek yiyorsun sorusuna, acıktığım için diyebilirim. Ama bu bir şeyi açıklamış olur mu? 

Bir sabah uyanıp gördüğü her şeyin sahte olduğu inancına kapılan, bunların aslının kitaplarda olduğunu düşünen bir insandır belki de okuyan insan. Platon'un mağarasında yaşamaya devam edemeyeceğine karar vermiştir. Duvara gölgesini vurduran ateşe değmiştir eli belki yanlışlıkla.

Biraz yoğunluk, biraz unutkanlık; bugüne kaldı cevap vermem. Hafta içi ajanstan ayrılmam mümkün olamıyor. Radyoya uğramak istiyorum yoksa. 

Sevgiler,
Alper



                                               *******

sevmenin , nefret etmenin , özlemenin , kızgınlığın, aşıklığın hatta hatta  düşmanlığın bile  sıradanlaştı(rıldı)ğı çağda, “birtakım tuhaflıkların”  külliyen tuhaflaştığı zamanlarda   alper beşe’nin kitabını alın okuyun...

alakarga’nın da
alper beşe’nin de
birtakım tuhaflıklar’ın da
yolu açık olsun...
okurları çok olsun....

( murat örem / 11 haziran 2014 / ankara...)

-kitaptan bir bölüm- terapi / sayfa / 14

“ ...Oturduğum yere göre karakter tahlili yaparak başlayacaktı Tijen Hanım. Tekli koltuklar tehlikeliydi. Bencil olduğum sonucuna varabilirdi. Kanepenin, yastıkların yığıldığı köşesine geçsem ana rahmini özlediğimi düşünebilirdi. Sandalyeyi gerçekten belim ağrıdığı için değil muzipliğimden istedim...”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder