*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

17 Ağustos 2014 Pazar

adamlar kadınlar çoluk çocuğa karışmış çocuklar ve çürük elmalarla yapılan turtalar....



adam  koca bir ömrü atların  ve   iki ayaklı eşşeklerin   arasında heder etmiş…

çocuğun süt  parası  okul parası  ,  hanımın  sütyen parası ,  evin erzak parası  yıllar boyunca  atlara, 6 lı ganyanlara, biralara, maç biletlerine , dipsiz kuyulara gitmiş…

eşin dostun ensesinde boza pişire pişire ,  ar damarını  çatlata çatlata kişiliğini harcaya harcaya para dilenmiş , borç dilenmiş , makam dilenmiş adam…

ne koca olabilmiş,
ne baba olabilmiş
ne de onurlu bir insan olabilmiş
adam..

ama sorsan, memleketin  gidişatına dair  en parlak fikirler hala onda…
kimlerin hangi meydanlarda sallandırılması gerektiği konusundaki iddialı fikirler onda…milli takım kalecisinin bin yıl önceki  hangi maçta  bacak arasından yediği gollerin tafsilatlı hikayesi onda…

fakat  adamda en temel ,
en olması gereken sorumluluklar ,
nanay…

kadın ,  koca bir ömrü saç boyalarının  viledaların   komşu laklaklarının   işyeri arkadaşları arasındaki  kaprislerin egoların içinde zebil etmiş…

çocuğun ilgi zamanlarını  , kocanın sevgi zamanlarını bozuk para gibi harcamış  mutfak tezgahlarının ,  kalitesizlik abidesi kitch  çin vazolarının , topuklu ayakkabıların , baş ağrılarının arasında kadın…

ama sorsan , mesut  aile hayatına, kusursuz çocuk bakımına  ait en iddialı fikirler onda…dönüp dönüp kendini işyerindeki, apartmandaki  kadınlarla kıyaslayıp elinin altındakilere , çocuklarına habire çakmak onda…

çalışıyorsa, dudağını büze büze emekliliğim gelmiş benim canım artık çalışma sırası gençlerde, biz çok çalıştık  mealindeki salak cümleler onda…

çalışmıyorsa, ben size  gençliğimi verdim diye diye televizyon önünde bin salak gün geçirme arsızlığı  onda…

ne karı olabilmiş
ne anne olabilmiş 
ne de ışıklı bir dişi olabilmiş 
kadın...

adam pes etmiş…
ağzındaki dilini unutmuş…
kafatasının içindeki aklını unutmuş…
ömrünü unutmuş adam…

kadın da pes etmiş…
bin yıldır kusmuş kusmuş da hala duramamış…
göğüs kafesinin içindeki kadın yüreğini unutmuş…
evin içindeki anne tarafını unutmuş ,
dişi tarafını unutmuş kadın…

çocuklar büyümüş…

oğlansa sakalları çıkmış çocukların…
kızsa göğüsleri büyümüş çocukların…

aradan yıllar geçtikçe
adam hep aynı kör köşeden bakar olmuş dünyaya…

aradan yıllar geçtikçe
kadın hep aynı ters köşeden bakar olmuş dünyaya…

gel zaman git zaman
çocuklar büyümüş…
çocuklar bile  “çoluk çocuğa karışmış…”

çocuklar büyürken
adam da kadın da
küçüldükçe küçülmüş…

geriye…
üç çürük elma
beş çürük elma 
yirmi çürük elma kalmış...
o elmalarla yapıldığı sanılan turtalar kalmış...

( murat örem / 17 ağustos 2014 / ankara…)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder