*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Ağustos 2014 Pazar

"...kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa o kazanır....ama şans da vardır...işte hayat tam da budur..."


Yek, dü, se, çehar, penç, şeş...
Bu kelimeler birden altıya kadar olan rakamların Farsçası.

Yukarıdaki kelimelerin Farsça olduğunu bilmeyenlerin bile büyük çoğunluğu  se yek, dubara,  çeharı  se... ikilemelerini   duyduğunda  tavladan bahsedildiğini anlar.

Tavla internet üzerinden de oynanabilir ama pulları şak şak tablaya vurmanın tadını vermez...Ayrıca bilgisayar ekranından kaybeden rakibin kızaran yüzünü görüp keyiflenmek de mümkün değildir...

Tavla, rivayete göre 7. yüzyılda Pers İmparatorunun veziri tarafından oyunlaştırılır. Tavlanın  etkileyici bir hikayesi  ve derin anlamları vardır...

Tavlada pulların üzerine dizildiği
karşılıklı 6’şar  hane  yılın 12  ayını,
açık ve koyu renk olan 15’er  pul   gündüz ve geceyi,
tablanın iki tarafındaki toplam 24  hane,  günün saatlerini
ve tek olan tabla da  1  yılı temsil eder...

Tavlada kazanmak ,  zarın şansına   oynayanların  “bileğine” bağlı olsa da hatta büyük çoğunluk satrançla kıyaslayıp  küçümsese  de,  tavlada da strateji ve  binlerce farklı hamle ihtimali  vardır...

Çoğunlukla aile büyüklerinden veya  arkadaşlardan öğrenilir tavla...
Önce basit hamleler sonra da detaylar detaylar detaylar ağır basar...
Gelen / atılan  zarla oynanan tavlada pulları ilerletirken tablaya seslice vurmak ,  rakibi kızdırmak da adettendir...

Fakat zar tutmak yapılacak en ağır kural ihlalidir...
“Zar tutma”  diyenlere verilen cevap da hep aynı zeka pırıltısı (!)  taşır ;
‘yahu zarları tutmadan nasıl atayım...?”

Bugün dünyanın birçok ülkesinde bir spor dalı olarak kabul gören  tavla ülkemizde bu noktada değil hala...

Oysa tavla da bir çok oyun ve spor dalı gibi tam da  hayatın kendisidir...

Talihin ,  şansın, istatistik biliminin  etkisi inkar edilemez ama asıl iş gelen zardan sonra başlar tavlada… Çünkü şansın yanında hesaplama ve bir adım sonrasındaki ihtimalleri de göz önünde bulundurma  vazgeçilmez unsurlarıdır tavlanın  tıpkı hayat gibi....

Tavlanın satrançla bitmeyen  rekabetini ve ortaya çıkışını anlatan hikaye de şöyledir rivayete göre ...

Hint İmparatoru, müthiş bir zeka ürünü olan satranç oyununu Pers imparatoruna bir mektup yazarak gönderir...

- Bilenler bilir ki , satrancı bulan isim Hint imparatorunu o kadar memnun etmiştir ki dile benden ne dilersen cümlesiyle karşılanmış beklentim yok cevabı kabul edilmemiş ve en sonunda da şu basit dilekte bulunmuştur ;
“hükümdarım , satranç tahtasında 64 kare var...yalnızca şunu istiyorum; ilk kareye bir pirinç tanesi koyalım sonraki her kareye de bir önceki kareye konan pirinç tanelerinin iki katını 1-2-4-8-16-32-64....gibi  yerleştirelim...”

İmparator bu isteğe anlam veremese de kabul etmiş ve hemen yanındakilere getirin bir çanak pirinç demiştir...Fakat kareler ilerledikçe görülmüştür ki tüm hindistan’ın pirinç stokları bile kareleri doldurmaya yetmemektedir...-

İşte hint hükümdarına  büyük bir özgüvenle

kim daha çok düşünüyor , 
kim daha iyi biliyor,
kim daha ileriyi görüyorsa 
o kazanır...
işte  hayat budur...

cümlelerini yazdıran da bu zekadır...

Pers İmparatoru vezirini çağırır ve ondan hem gönderilen oyunun mantığını çözmesini hem de bambaşka bir oyun daha hazırlamasını ister....

Vezir zamanla satranç oyununun mantığını çözer ve ardından da tavlayı kurgular...Her şey hazır olduğunda  Pers İmparatoru da  tavla oyunuyla gönderilmek üzere şu unutulmaz cümleleri iletir Hint İmparoturuna;

evet, 
dediğin gibi 
kim daha çok düşünüyor,
kim daha iyi biliyor,
kim daha ileriyi görüyorsa 
o kazanır.

ama şans da vardır...
İşte hayat tam da  budur... 

Yazının sonunda ;
Hint imparatorunun söylediklerine bir ek de biz yapalım; 

büyük zar , 
iyi zar   
her zaman işe yaramaz;

                            tavlada da hayatta da, işte de, aşkta da…..

iyi  oyuncu olmak ,  
kalıcı emekler vermek
büyük zarlar atmaktan 
çok daha kıymetlidir çünkü...

         ( murat örem /  10  ağustos  2014 / ankara...)

2 yorum:

  1. Yine yine çok güzel. ✔️👏👏👏

    YanıtlaSil
  2. o güzellik
    senin insanlığının kalibresinde dostum....

    sevgi selam...

    murat....

    YanıtlaSil