*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

17 Nisan 2014 Perşembe

hocam, müsaadeniz olursa (!) 21 yıl sonra bile turgut özal'ı özleyebilir miyim...


İnsanlar da , toplumlarda da  çelişkilerinin  toplamıdır....

Kabul  ;    “ amma,  bir yere kadar ....”

Her lafında  “ hoşgörü , eşitlik , adalet, mazlum insan....”  diyenlerin “hep ama hep daha da eşit olduğu”  yer ve zamanlar,  geometrik ortalamayla artarsa , bunları diyenlerin ettikleri onca sözün  içi boş kalır...Samimiyetleri havada kalır...

Hoşgörü diye diye ,  bir taraftan da nergis, kasımpatı, sarmaşık, karanfil,  ayrık otu demeden elinde bağ makası ve tırpan , amansız biçimde dikensiz gül bahçesi yaratmanın peşine düşenlere ; gözünüzü karartıp yanlışını,  hukuksuzluğunu söyle(ye)miyor da  deyimi mazur görün ama “kocakarılar misali” yalnızca söylenmeyi tercih ediyorsanız , bunca zamandır durduğunuz yerin de içi boş kalır....

Görülüyor ki ;
Ne yazık ki ;
Çok ama çok yazık ki ;
eşitsizler arasında geçecek,
uzun bir muharebe dönemi
var önümüzde....

Ne kadar üzücü...
Ne kadar yorucu...
Ne kadar ürkütücü...

Bugün 17 Nisan 2014...
17 nisan 1993’ten sonra,  
güneşin etrafında  21  kere döndü dünya...

Aradan 252 ay geçti...
Çarpın 30 günle 252 ayı...
8000 güne ramak kalır...

Bugün 17 Nisan 2014....

Bir kez daha anladım ki ;
O meşhur ve bazen de yorucu İcraatin İçinden dönemleri biraz da gençliğimin en muhalif dönemlerine  denk geldiği için zaman zaman   haklı biçimde de çok ama çok kızıp eleştirdiğim  Turgut Özal’ı  ben yine de çok özlemişim...

Turgut Özallı günleri çok özlemişim...

Onun,  kah üslubunu , kah üslupsuzluğunu bile özlemişim...
Zati Sungur misali gözümüze soktuğu kalemini , kalabalıklar arasında kendi gibi oluşunu, kruvaze ceketin içindeki hali pür melalini bile  özlemişim...

Gevrek sesini  , Türkçenin  telaffuzda  en netameli sesi  olan E harfini  kendince bir üslupla biraz da aça aça söyleyişini  özlemişim...

Turgut Özal’ın , daha demokrat bir Türkiye özlemi ve kararını   kendi bildiğince kurma çabasındaki yetersiz ama gerçek olan iyi niyetini ,  aykırı fikirlere olan tahammülünü, plastik olmayan kalenderliğini , doğup büyüdüğü topraklarla tutarlı olan kaderciliğini, yanındaki parlak beyinler ve güzel insanlar olan Adnan Kahvecilerle, İhsan Sezallarla... kurduğu eşitlikçi ilişkiyi , teknolojik, kültürel ve sosyal olarak  batıya kesin kararla dönerken  baskıcı ve  faşist olmayan dindarlığı da hiç ihmal etmeyip yaşayan , yaşatan yüzünü  çok  özlemişim...

Bu blogda , hayata ve insana soldan , sağdan, ortadan , haktan, hukuktan, sanattan, hakiki edebiyattan  bakan yazılarımı okuyanlar,   böyle bir Turgut Özal yazımla karşılaşınca  bir ihtimaldir ki şaşırıp yadırgayabilirler bu cümleleri...

Hatta biraz daha ileri gidip sesli sesli söylenebilirler bile bana...
İçlerinden mutlaka dönek diyenler, liboş diyenler de çıkabilir...
Alıştık bunlara  yıllardır ; biliriz bu övgüleri de (!)  sineye çekmeyi...

Yine de hemen elinizdeki kalemlerin, klavyelerin ucunu, dilinizin kenarını sivriltmeyin sevgili okurlar... Aradan geçen 21 yılı hatırlaya hatırlaya yapın zihin egzersizlerinizi...Sonrasında , onca fikri muhasebeden sonra  murat örem’e gene de çakacaksanız ; elinizi kaleminizi korkak alıştırmayın  çakın..Ancak , bir zahmet yapın bu mukayeseyi ...

Evet ;
Sabahlara kadar konuşabiliriz
Akşamlara kadar tartışabiliriz
Özallı yılların da ne kadar yanlışları olduğuna dair...

Daha ileri gidenler büyük laflar da edebilir...
Hatta birbirimize bir çok noktada hak da verebiliriz ...

Fakat bütün bunlar ,
benim (de) Turgut Özallı günleri özlediğimi
hatta  çok özlediğimi yazıp söylememe engel olamaz...

Evet ;
Turgut Özallı günlerde de yaşadık bir çok yanlışı...
Turgut Özallı günlerde de farklı fikirler de oldu , adaletsizlikler de...

İlk gençlik ve gençlik, biraz da yetişkinlik günlerimde , sosyolojik ve idari bir tercih olarak bana , benim kuşağıma , yalnızca öğretmen maaşıyla geçinen aileme “ekonomik anlamda” daima zor günler yaşatan kemer sıkma kararlarının  altında her daim imzası olsa da, ideolojik olarak kesinlikle pek yakınımda durmasa da , entelektüel manada daha çok içi boş kavramları karşımıza çıkarsa da , maksadını aşmış biçimde o biraz da düz teknokrat kafasıyla edebiyatı , sanatı küçümseyip “ben roman okumam, redkit okurum”  dese de , müzik deyince yağmurlu derelerden çıkmayıp hakiki suları küçümsese de, çok ama çok yanlış anlaşılıp her vesileyle istismar edilecek biçimde “benim memurum işini bilir, ben zenginleri severim...” cümlelerini  içimdeki dışımda misali kurup söylese de, daha lumpen bir toplumun görünür olmasına sebep olsa da, etrafındaki işbilenler kadar, işiniiyibilenlerin de yeşermesine izin verse de, şairlerin en güzeli cemal süreya’yı canından bezdirse de, Türkiye’nin en katastrofik yıllarında taa amerikalardan  mektuplar yazıp gepgenç insanların idamını istese de...

.... meğer  Turgut Özal’lı günler hepimizin şansıymış...

Bugünden baktığımda söyleyebilirim ki;
Benim için (de) Turgut Özallı günlerin ve 1980’li yılların  en büyük anlamı  yakın gelecekteki  bir gün , Türkiye’nin çok daha eşitlikçi , rekabetçi, aydınlanmacı, dindar ama aynı oranda da seküler  ülke olma yolundaki ümidinin,  toplumun her kesimine farkında olarak ya da olmayarak nüfuz edebilmiş olmasının  büyüsündeydi, büyüsündeymiş....

Ölümünün 21. yıldönümünde , bütün günahlarını da bile bile ama  sevaplarının ağır kantarını da canı gönülden yad ede ede  Turgut Özal’ı saygıyla, özlemle, rahmetle  anıyorum..

       Özallı yıllar döneminde , ailemden tek bir kişi bile , bırakın ihale zengini olmayı  çöp dahi edinmiş olmasa da, yönetici kadrodan tek bir kişiyi tanıyıp o ekipte yer almasa da , ailecek Özallı , ANAP'lı yılların yalnızca kemer sıkma dönemleriyle müşerref olsak da , hatta ve hatta yukarıda yazdığım gibi ben dahil ailemden birçok isim kendisine her daim muhalif olsa da  Turgut Özal'ı  yine de büyük bir özlemle anıyorum, arıyorum....

Oturduğu yerden herkese “geçmez” deyip,  otur çocuğum sana da sıfır veriyorum” diyen  sevimsiz muallimlere benzeyen ve yalnızca  laf ebesi olmanın ilmini yapan , kendinden gayrı kimseleri beğenmeyen  ileri demokratlara da sevgilerimi saygılarımı sunuyor , hepsine acil şifalar diliyorum...

Andre Gide’in “gerçeğin rengi gridir” sözünü ,  hayata önce aklı selimden bakmayı şiar edinmiş bütün okurlarımın zihin haritalarına bir kez daha nakşetmeyi de görev biliyorum...

( murat örem / 17 nisan 2014 / ankara...) 

meraklısı için ; bir önceki turgut özal yazısı...












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder