*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

16 Nisan 2014 Çarşamba

beşiktaş'ın babası hakkı yeten... ve murat örem nasıl beşiktaş'lı oldu...





Tam tamına 14 ay önce bir yazı yazmıştım Beşiktaş’la ilgili...

Merak edenler bu yazının altında verdiğim linke tıklayarak okuyabilir o kısa ve  sitemkar yazıyı da...


Övünmek gibi olsun  hatta hakkıyla övünmek olsun  

“ baba tarafından yedi ceddim  Beşiktaşlıdır benim...”

Demokratik tercihler gereği başka takımlara gönül verenler çıkmamış mıdır aranızdan diye sorarsanız , elbette  vardır birkaç istisna (!)  derim...


Benim Beşiktaşlılığım  ilkokulun ilk yıllarından başlar...


Hadi gene övünmek olsun ;

Şöyle böyle 40’yıllık Beşiktaşlıyım  ben de...


Bu blogdaki farklı yazılarda büyük sevgiyle andığım Selahi Dedem’in 1970’lerin tam ortasında Beşiktaş’a transfer teklifini (!)  hemen kabul etmiştim yaşım  iki hanelere ulaşmayan yeni taraftar olarak...


Olan bitende,  Beşiktaşlı olmanın tarifsiz mutluluğu bir yana ,   zamanın 500 Lirası’na varan transfer ücretinin (!)  de cazibesi  vardı...


500 Lira iyi paraydı..
Deli paraydı..

Nereden bilecektim arkasında tarihi  istanbul üniversitesi kapısı çizimleri olan bu paranın üzerindeki üniversitenin öğrencisi olacağımı yıllar sonra :))


Bana tuğla gibi en az  20 kitap aldıracak kadar iyi paraydı...

     Şimdi içinizden bazıları fırsat bu fırsat deyip "sen parayı eskiden sever miydin..." diye sorarsa onlara da yanıtım şöyle olsun " ben parayı yalnızca kitap alırken çok sevdim..."


Muhtemelen ,  senede sepete imza da atarak ilk transfer ücreti alan  taraftarlardan olmuşumdur ama tarih bunları yazmaz...(!)

   Biz Beşiktaşlılara inat, bugün bile Fenerbahçeli  olmanın ayrıcalık olduğunu söyleyen annem Müjgan Hocanım’a göre  40 yıldır dönek :)   bir taraftar sayılırım ben ama  hikayenin özeti şöyledir ;


O güne dek Fenerbahçe’liydim ben ve  zamanın 1. Lig’inde Trabzonspor’un önüne gelen her takımı hep aynı skorla 1-0’la yendiği dönemlerdeydik... Trabzonspor 1.Lig’e yeni çıkmıştı ve hiç de yabancılık çekmiyordu 3 büyükleri de aynı tarifeyle  yenerken  hakkıyla şampiyonluklara ulaşırken...


Bir Pazar günü Fenerbahçe – Trabzonspor maçından önce kendi kendime söz verdim..Tuttuğum takım , Trabzonspor’a bu maçta da yenilirse bırakacaktım Fenerbahçe’yi...Dönemin çok iyi kalecisi Datcu’yu ne çok severdim oysa...Cemil’i , Alpaslan’ı da...Fenerbahçe’yi de severdim o güne dek  ama Trabzonspor’a yenilme seansları gücüme gitmişti...Tak etmişti....


Ve o maçı da kaybedince Fenerbahçe, ben artık Fenerbahçe’yi bıraktım demiştim...Selahi Dedem de o anı bekliyormuş ki; “  Gel seni de  Beşiktaşlı yapalım...Şu kağıda yaz bizim takıma transfer olduğunu , imzala ve hemen 500 liralık banknotu benden al...” demişti...


İmzalar atılmış , transfer ücretim SelahiÖremDedeBank tarafından  nakden (!) ödenmiş ve yeni bir dönem başlamıştı benim için...

 O gün bugündür Beşiktaşlıyım...
 Küçük amcam Aşkın Örem de iyi bir Beşiktaşlıydı...
 Selahi Dedem  hepimizden Beşiktaşlıydı...
 Babam Taşkın Hoca hala hakiki Beşiktaşlıdır...
 Büyük Amcam Coşkun Örem Beşiktaşlıdır...


 Yakından , çok yakından tanımayı hakiki bir şans saydığım ve çocuklarımın büyükbabası olan İbrahim Balkan da sıkı bir Beşiktaşlıydı...


Yüzyüze hiç gelmesek de,  yıllardır telefonla maç kritikleri yaptığımız sevgili Doktor Adnan Yüce de has  Beşiktaşlıdır...

 Listeyi uzatabilirim...

Sizler de kendi listenizi uzatabilirsiniz değerli okurlar...


Taraftarlık tadında bırakılırsa güzeldir, çok güzeldir...

İşin içine hakaretler , döner bıçakları, basılan tesisler girmezse, cebinde ekmek alacak parası olmayanlar tuttuğu takımlardaki  futbolcuların aldığı milyon dolarların azlığına anlamsızca üzülüp birbirlerini kırıp dökmezse, her maç öncesinde hakemler üzerinden binbir senaryo yazılmazsa, futbolun bir yanıyla milyar dolarlık gölgeli bir sektör olduğu da unutulmazsa...

 Taraftarlık çok güzeldir...

Tuttuğun takım üzerinden sosyolojik , psikolojik tahliller yapmak da çok güzeldir her şey tadında bırakılırsa...


Spor Sosyolojisi denince Türkiye’de akla gelen ilk isim olan dostum Doç.Dr. Ahmet Talimciler’in her biri  akide şekeri tadında öğretici ve yol gösterici makaleleri emek emek okunup anlamaya çalışılırsa da  çok güzeldir taraftarlık...


Dikkat edilmesi gereken aslında çok basittir  ;

“Sizin hakiki bir taraftar olmanız ,
          tarafsız olmanızın önüne geçmemelidir...”


Bütün bunları niye yazdım diye sorarsanız söylemek isterim;

Bugün 
 Beşiktaş’ın en güzel isimlerinden olan

Baba Hakkı’nın

Hakkı Yeten’in

25. ölüm yıldönümü...


40 yıllık Beşiktaşlılığımla hep onur duydum...

Basketbolda , futbolda umulmadık yenilgiler yaşadığımızda da gurur duydum, şaşırtıcı ve hak edilmiş  başarılar kazandığımızda da...

10 gollü galibiyetler aldığımızda da gurur duydum, son saniyelerde goller yediğimizde de , son iki haftalarda kara mucize şeklinde şampiyonluktan olduğumuzda da gurur duydum Beşiktaşımızla...

Artık aramızda olmayan Kurthan Fişek Hoca’nın şu tarifini yıllar önce duyduğumda da gurur duydum Beşiktaşımızla...

“ Fenerbahçe burjuvazinin

Galatasaray aristokrasinin

Beşiktaş proleteryanın takımıdır...”



Bir de tabi en çok gururu,  Hakkı Yeten gibi , Mehmet Galin gibi, Şükrü Gülesin gibi Süleyman Seba gibi efsanelerle anılan takımın taraftarı olmakla duydum...

Hemen aşağıda link verdiğim T24 sitesindeki Hakkı Yeten yazısını yudum yudum okumanızı önererek...


( murat örem / 16 nisan 2014 / ankara...) 


meraklısı için sözünü ettiğim  yazı ; 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder