*"107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?
murat örem...

24 Eylül 2017 Pazar

sanatsız kültürsüz estetiksiz kalan bir toplum perişan olur, perperişan olur, lime lime olur... hiçbir ama hiçbir güçle de bir daha toparlayamazsınız !!!


  •                  gitar çalan oğlunu huşu içinde :) dinleyen baba / ağustos 2017


    soruyorlar bazen; kelimelerin hakkını nasıl bu kadar güçlü veriyorsun murat  her yazında,  her cümlende  diye...? şaşkın bir yüz ifadesiyle boş boş bakıyorum ben de ve şöyle diyorum genellikle; 



    "böyle bir şey yok ki...
    hayatın hakkını vermek var...
    hayatın hakkını verirken 
    kelimelerin de hakkını verirsin, 
    okumanın yazmanın söyleşmenin de, 
    sevmenin, kızmanın, ayrılmanın da hakkını verirsin...
    mesele onun bunun hakkını vermekte değil...
    mesele hayatın hakkını vermekte..."



    bu cümlelerin ardından kah anlayarak bakıyor birileri...kah boş boş...kah kıs kıs...kah hınzır hınzır...lafımı söyleyip yürüyüp gidiyorum ben de...çok mim koyarsam boş boş bakanlara bir de sigara yakıyorum çat diye ve hiç yapmadığım şeyi yapıp o gözlere doğru üfleyiveriyorum !!!



                                aslında hikaye çok  basit,
                              hayatın hakkını verdiğinde 
                             çok şeyin hakkını veriyorsun...



    karlı bir dağ yolunda ilerlemek de...
    güneşin alnında suya girip yüzmek de...
    bir otobüsün içinde yazılara gömülmek de....
    çok kızdığın anda ağız dolusu küfretmek de...
    tek bir eli sımsıkı tutup  rüzgara karşı yürümek de....
    yastığa  dökülen güzelim saçlarla geceleri boyamak da...
    hayatın hakkını vermenin bin bir yolundan biri, çünkü...




    derin  bir  türkü sesi
    karşınıza çıkan heykel
    tiyatro salonundaki replikler
    kahve eşliğinde içilen mis gibi tütün
    dişlenen kıpkırmızı bir elma
    asansörde edilen günaydın da....
    hayatın hakkını vermenin binbir yolu....




    evinizin balkonunda otururken, karşıdan  gelen gitar sesi sizi mutlu etmiyorsa, okula giden bir  gencin  yüzündeki huzur ve mutluluk içinizi titretmiyorsa, çocuklarınızın iştahla yemesi  değil de imtihan notlarıysa odaklandığınız, sevdiğinizin yüzündeki küçücük bir gölge sizi hakkıyla üzmüyorsa, bir tabloya bakarken gözünüze ışıldama yerleşmiyorsa, masanıza bir demet çiçek koymayı onca yıl akıl etmediyseniz, eşinizin kapıdan girişinde yalnızca elindeki poşetlere bakıyorsanız... 



    ....insanlık imtihanından çaktığınızın resmidir..
    hayattan tasdiknameyle uzaklaştırılmanız  !!!  gerekir...




    yazının tam burasında şimdi sizinle  bir alıntıyı paylaşalım;bu kötü insanların bu estetikten uzak ve basit insanların hangi iklimde büyüdüklerine de kafa yoralım ama...
    çünkü iyilik ve doğruluk gibi,  kötülük de bulaşıcıdır...iyilik ve doğruluk aritmetik  artar ama kötülükler dünyanın her yerinde daha da büyük sıçramalarla  geometrik hızlarla artar... altında kalır perperişan olursunuz !!!
  •                                           .....



    işte paylaştığımız alıntı...

    "sene yanlış hatırlamıyorsam 1999'du ben 11 yaşında bir çocuktum. bir sıcak yaz akşamıydı ankara batıkent'te. karşı apartmanın pek yaşam belirtisi olmayan dairesinin balkonunda bir masa ve masanın etrafında ellerinde gitarlarıyla iki genç adam oturuyordu. birden sesleri siteyi kapladı. mükemmel bir ses sitede ali ekber çiçek'ten, mahsuni'den, pir sultan'dan ve daha nice anonim ezgiyi yankılandırıyordu. hepimiz hayranlıkla dinliyorduk. hatta türkülerin sonunda alkışlarımızla takdirlerimizi de yolluyorduk. 
    ama ruhu karanlıklardan birisi çıkıp site meydanına küfürler ederek bağırdı bu gençlere. içeriye girmelerini kimsenin onları dinlemek zorunda olmadığını söylüyordu. halbuki henüz daha akşam 9'du. annem balkondan aşağıya bu adama neden küfür ettiğini sorarak tersledi. "senin bağırışın, küfürlerin bizi daha fazla rahatsız ediyor pis adam" diye bağırdı aşağıya.fakat bir kere dağılmış, bozulmuştu o büyü. gençler içeriye kaçtı hiç ses etmediler. hiç cevap vermediler o adamın sözlerine. sadece gitarlarını alıp, balkonun ışığını söndürüp içeriye geçtiler. annem, ben, babam ve o zaman misafir olarak gelmiş halam çok üzüldük. (...)  o abiler daha fazla kalmadılar sitede. birkaç ay sonra taşındılar.  o küfürleri eden pis cahil kasabalı ise birkaç yıl sonra site meydanında iğrenç klavye, elektro bağlama ve darbukalı bir iç anadolulu düğünü yaptı ...( muchacho mkg / ekşi sözlük




    alıntı burada bitiyor... 
    şimdi en başa dönelim...
    insan niye yaşar...
    insan neyle yaşar....


    türküler yoksa...
    paylaşmak yoksa...
    duygular yoksa...
    notalar yoksa...
    tablolar şiirler  yoksa...
    sevmek özlemek  yoksa...
    kızmak, gönül koymak yoksa...
    insani güzellikleri çoğaltmak 
    aşık olmak , sevdalanmak yoksa...



    insan niye yaşar....
    insan neyle yaşar...



    yalnızca arsa alıp satmak için mi
    otomobillere binmek için mi
    külliyatlı miras bırakmak için mi
    her şeyin fiyatını bilip 
    kıymetini bilmemek için mi...
    yaşar insan...!!!



    merak edenler için söyleyelim hadi...
    aslında armut piş ağzıma düş bu sitenin  tarzı değil...
    murat örem'in tarzı hiç değil...




    yukarıdaki alıntıda bahsedilen isim tam aşağıda...işte yıllar önce bir sitede sesiyle insanlara müzik ziyafeti çekip , bir başka kültür sanat estetik düşkünü sakinin ! hışmını çeken isim  şuymuş...haluk tolga ilhan...dinleyin kararınızı siz verin....



    bir toplumda güzele estetiğe kültüre dair bırakın gönülden sahiplenmeyi,  sistemli bir saldırı varsa orada herkesin dönüp kendine bakması gerekir...



    çünkü bu gidiş 
    kimseleri selamete çıkarmaz...!


    sanatsız kültürsüz estetiksiz kalan bir toplum
    perişan olur, perperişan olur  lime lime olur...
    hiçbir ama hiçbir güçle de bir daha toparlayamazsınız....



    benden hatırlatması...
    döne döne bıkıp usanmadan hatırlatması...!!!
    (  murat örem / 24 eylül 2017 / ankara )
     

5 yorum:

  1. Gerçekten çok güzel yazıyorsunuz.
    Kültürümüz belli. Çok ama çok karıştık. Bu sene Milas'ta hep yazları geçirdiğimiz sitedeydik. Eskilerden ünlü bir jön vardı. Sitede köpekleri için kenarları demir çitlerle kaplı dubleks evi olan, ve üç dört köpeği, eşi ile yaşayan, sesi sitenin her yerinden duyulan atipik bir kadın işte o jönün kızıydı. Etrafındakilerle sanki siteyi ele geçirmiş gibi davranıyorlardı, havuzbaşında sürekli orada olmayanların dedikodularını yapıyorlardı. Ben aralarına karışmazdım, yalnız ve yazılarımla ya balkonda ya da içerde otururdum. Rahat vermediler Murat bey. O jönün kızının tam 16 dairesi vardı. Belki bu güvenle tüm sitenin hâkimi gibiydi. Toplum olarak çok ama çok cahiliz.
    Ben sizin vatanımızın ne halde olduğu hakkında ve son durumuna dair düşüncelerinizi çok merak ediyorum biliyor musunuz. Selamlarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. değerli ece evren;

      yorumununu yeni gördüm ve hemen yayınlıyorum...

      incelikli cümleleriniz için teşekkür ederim...

      sayfanızda yazdıklarınızı da, mutluluk duyarak inceledim...

      anlattğınız hikaye hem bilinmedik hem de çok tanıdık !!!

      size, peyami safa'nın bir cümlesini iletmek isterim
      " fikir/bilgi sahibi olmayı,mal mülk sahibi olmaya yeğlemeye başladığımızda bir şeyler değişecek !"

      şimdilik fotoğraf hiç de iç acıcı değil bu manada ....

      son sorunuza gelince; aslında bu sorunuzun yanıtı 550 yazıda ilmek ilmek emek emek var desem bilmem ne düşünürsünüz :)

      şunu da hiç unutmayın; toplumların ömrü insanların ömründen çok daha fazladır...dolayısıyla doğrular ve yanlışlar da asırlar içinde kemikleşir...yanlışları aşmak dönüştürmek o yüzden imkansıza yakındır...hale bir de niyetiniz çok fazla değilse...

      yazılarımı takip ettiğinize göre dolaylı cümleler kurmadğımı fark etmişsinizdir...benim durduğum yer burası...

      cümlelerinizden benim gibi orta yaşlı olmadığınızı çıkarabiliyorum...gençlik hem büyük bir güçtür hem de insan ömrünün aşil topuğudur...gençliğinizi dolu dolu üreterek yaşamınızı dilerim...zaman tanımsız bir hızla akıyor cünkü...

      sevgilerim selamım ve iyilik dileklerim değerli ece evren...

      Sil
  2. Önce genç olmadığımı, hayata biraz geç dâhil olduğumu, bayağı çeşitli sınavlardan geçerken sadece tecrübe kazandığımı, yani okuma ve yazma konusunda geç kaldığımı itiraf etmeliyim. 1950 doğumluyum. Fakat her hâlimden memnunum.

    Genç düşünüyorum, öğrenme açlığımdan ve gençleri sevdiğimden.
    Son sorum abes olmuş. Sizi daha çok okumam lazım. Okusaydım çoktan anlamış olurdum :) İlginç yazılarınız beni, sanki güzel bir melodi dinliyormuşum ruh hâline sürüklüyor.

    Yuvanızda her zaman sağlıklı, sevgi, huzur ve mutluluk dolu günler geçirmeniz dileklerimle. Selam ve sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sayın ece evren;

      siz hatırlatınca daha önceki yorumlarınızı da yayınladığımı anımsadım...gençlik bir ruh hali zaten :) hepimiz belirli yaşlardayız...ama ülkemize dair umutlarımızla genciz...

      güzel diekleriniz hepimiz için olsun...mutluluk verici cümlelerinize de teşekkür etmek isterim gönülden...ben de size sevdiklerinizle güzellikler diliyorum....yeni yazılarda yorumlarda görüşmek umuduyla...

      selam ve saygımla...

      Sil
  3. Bence bir ülke ne kadar çok tarihine, sanatına, sanatçısına sahip çıkıyor, saygı gösteriyorsa geleceğe emin adımlarla yürüyor demektir. Bunların olmadığı, değer görmediği bir ülkenin gelişmiş ve mutlu olabileceğini düşünemiyorum.
    Ellerine, yüreğine sağlık Murat. 🍀

    YanıtlaSil