*"107" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?

4 Ekim 2017 Çarşamba

uzun yol sevdalınızı da, uzun yol otomobilinizi de mutlaka "hayata baktığınız" yönden seçin ! biraz da kibirli olanlarını tercih edin...kibir de hak edilirse yakışır çünkü !

                               abi kardeş öremler...susurluk...eylül 2017



-aşağıdaki yazıyı, otomobilinizin CAN GÜVENLİĞİNİ sorgulayarak okuyunuz....aracın rengi, modeli, janjanlı göstergeleri iyi de, iş başa düşünce, o süslü tamponlar, o metalik boyalar, o rengarenk göstergeler  rimeli akmış düğün güzellerine dönüveriyor...nasıl, düğünde binbir  makyajla gördüğü bir hanımla, dışarıda karşılaşınca, gulyabani görmüş gibi şaşırıp korkar ya bazı erkekler :) bu süslü otomobilllerin de kaza anında inanın bu örnekten hiiiç farkı yok...uzun yol hikayelerine başlıyoruz :)  

                                                  ......

hafta sonu 1500 km'den fazla  yol yaptım şoför olarak...



giderken 2  dönerken 3 kişiydik...
gecenin bir vakti çıktık yollara ankara'dan kardeşim ayşın'la...
istikamet   körfez diyerek....




kilometre kilometre kıvrıla kıvrıla geride kaldı yollar
polatlısı, eskişehri,  bursası,  "susurluk"u balıkesiri...dedik...
ama durmadan ve gecede ilerleyip 
yürüdük gittik ömrümüzün gençliğinden...


kapının önünde hırlayarak durduğunda  italyan aygırı
"taşkın hocanın"  karaağaç / gömeçteki adresindeydik...



sabah ezanları okunuyordu hayyel el,  felah felah...
tetikte  bekliyordu bizi merakla annemiz  müjgan hocanım...



öptük müjgan hocanımın ellerinden abi kardeş...
en son ağustosta öpmüştüm o eli...
araya yine yollar  kelimeler , bir de  gönüller girmişti...
ikimiz de alışıktık bu hallere, med cezirlere  :) 


yazlıktaki evin içinde sanki hayat yine başa dönmüştü...
aradan sanki 50 yıl geçmemiş  gibiydi...
o ilk çekirdek örem ailesiydi işte yine karşımızda...
anne vardı...abi vardı...kızkardeş vardı....



baba neredeydi ? 
neredeydi baba ? 


taşkın hoca yoktu...desem de...
elbette taşkın hoca da vardı...


yazlıktaki gül kurusu koltuğun üzerinde oturuyordu..
ayaklarını uzatmış bizlere bakıyordu mavi mavi !!!
ben gördüm taşkın hocayı...başkalarını bilemem.... 


                                            ........

çeyrek asra ulaştı direksiyon başına oturmalarım...ne çocukluk ne gençlikte  hayalim olmadı otomobiller şunlar bunlar...biraz da bu yüzden taaa 20'li yaşlarımın sonuna  geldi  ehliyetli olma günlerim...hakkı teslim etmem gerekir ki, çocukların annesi ısrarcı oldu "murat gerekli bu ehliyet senin için " diye...onun benden çok önce vardı ehliyeti...cüzdanının içinde çok güzel dururdu...arada o ehliyeti kaybeder, yenisini çıkarır yine cüzdanına koyardı :)  hep birlikte gülerdik bu duruma da...


bana ısrarcı olmasa yine de  bu kadar kısa sürede  heves etmezdim bu ehliyet işlerine...ama çeyrek asır önce söz dinledim ve aradan çıkardım ehliyet işini...bir iki pratiğin ardından da attım kendimi yollara...ilk otomobilimiz orijinal italyan beyaz 60 uno s'ti...1993 yılının italyan üretimiydi...bugün bile hala sevgiyle hatırlarım o ilk otomobilimizi...o uno'yla da  ne yollar ne dağlar aştık çünkü...uno'yu sevgiyle hatırlarım ama sonra birden o araçla hatırlı bir kazaya karışsaydık neler olabileceğini düşünür tepeden tırnağa ürperirim....çünkü hızlı geçen bir tırın yanında bile direksiyonu tam konsantrasyonla tutmazsanız küçük bir tsunami yaşardınız içinde :)




murat yalnızca aklına yatanı yapar, ortalık yıkılıp dökülse bile kafasına koyduğunu mutlaka yapar analizi (!)  yıllardır üzerime yapışıp kalsa da, ben etrafını mutlaka dinleyen biri oldum hep...hem de enikonu dinledim...söylenenler yol gösterip aklıma yattıysa da kimin söylediğine bakmadan, hatta fikri söyleyeni artık sevip sevmediğime de bakmadan hep açık oldum değişimlere, yol göstermelere...bu ehliyet işi de tam böyle oldu...

                                               .....

gömeç karaağaçtaki  yazlıktan annemiz müjgan hocanımı da alarak susurluk ve ankara'ya ilerlemeden önce bir kez daha döndü evin kilidi...geçen sene taşkın hoca çevirmişti anahtarı kilidin içinde ! son olduğunu hangimiz bilebilirdik...hayat böyle bir şeydi....yola çıkarken sidikli de bir hava vardı dışarıda... soğuğu da sanki aralık ayından ödünç almıştı...pazar sabahı  üç kişiydik italyan aygırının içinde..



bütün yol boyunca yağdı o yağmur...kah ipil ipil kah şakır şakır...özellikle mezitler bölgesinde adeta kovadan döküldü...ve yol bir ara adeta görünmez oldu zeminde birikmiş tuzaklı sulardan dolayı...çeyrek asırdır 10binlerce km aşmış biri olarak özellikle yol kenarında birikmiş suyun ölüm olduğunu bildiğim için çektim ayağımı gaz pedalından....100 ve 90 km/saat arasında ilerledim...bir taraftan da yolcuların :)  dikkatini dağıttım olumsuz kaygılar içinde olmasınlar diye...ilerlerken gördük ki bir fiyakalı crossover yolun kenarına uçmuş, hamam böceği gibi ters dönmüştü...kalabalıktı ortalık...büyük ihtimalle birden fazla ölüm vardı....




bu gördüğümüz kaza anından kısa bir süre önce dümdüz bir hatta giderken,  ben de yaşadım  bir tecrübeyi o yolda...sanki görünmez bir el, italyan aygırını tutup ısrarla yolun kenarına çekmeye çalışmış, ittirip kaktırmıştı enikonu  bir iki saniye içinde...her şey o kadar kısa sürede olmuştu ki...sımsıkı tutmuştum direksiyonu...suların içinde adeta o el pusu kurmuş gibi hepimize bir tırpan sallamış ama tutturamamıştı !!! muhtemelen ne annem ne kardeşim  anlamadı bu anı...ama ben serin serin yaşadım o tırpanın sallanmasını....ben ve italyan aygırı iki saniye içinde o eli tutup bükmüştük !!!! 




sen beni karda da yağmurda da çamurda da öyle kolay kolay ASLA yoldan çıkaramazsın,  ben etrafında gördüğün o kofti otomobillere benzemem...yaşım başımla çok gün gördüm ben demişti italyan aygırı  ALFA ROMEO...


eh benim de saçım sakalım değirmende ağarmamıştı...

                                                   ......

ankara'ya vardık  sakin sakin ...
sonra herkes dinlenmeye çekildi...
bir gün geçti aradan...
unuttum yollarda geçen o zor saatleri...
geçti tatlı tatlı yorgunluğum bir telefonun ucunda...




arda'yla pazartesi akşamı giderken  babaanne  hoşgeldinine...
ayşın halası ve hakan eniştesinin evine, alp'in yanına...
yine içindeydik italyan aygırının...



eskişehir yolunda hızla  ilerleyen trafik küt diye durduğunda...
saliseler içinde bastım frenine otomobilin...
takır takır takırdadı  abs'ler ayağımın altında...
fakat zemindeki ıslaklıkla bir ses çıktı iki saniye sonra....



tatsız bir sestir o, bilenler bilir...
hele bir de şiddetliyse yaşanan,  toz duman olur etraf...

zincirleme kaza dedikleri tam da buydu işte :)))



indik italyan aygırının içinden...
üç araç birbiriyle fazlasıyla samimiydi :)
önümüzdeki aracın neredeyse arkası artık yoktu...
önümüzdeki aynı aracın neredeyse önü de yoktu ...
en öndeki aracın tamponunda vardı epeyi,  ne varsa...



arda'yla iki gamsız...bir de bizim italyan aygırına bakalım dedik...
ön tampondaki küçük bir boya çatlağı dışında kibirli kibirli sağına soluna bakınıyordu bizim alfa romeo...tek bir çizik yoktu neredeyse...ben ki o zincirleme çarpma sesini  duyduğumda tamam murat şimdi arabanın boyası şusu busu derken en az 10 gün kaskodan alacağın   "eh işte otomobillerle"  idare etmeye hazırlan diye aklımdan geçiriyordum :)




ama inanın tek bir çizik yoktu otomobilin önünde...
fakat önümüzdeki arabanın hem önü hem arkası yoktu !!!


zincirleme temas sonrası bilindik şeyler işte...
trafik sigortaları , poliçeler şu bu...
evrak doldurma vakitleri...


o anda karşımıza çıkan mükemmmel insan trafik polisleri...
onların rahatlatan, yardımcı olan İNSAN davranışları...
arda'nın gördükleriyle yaşadığı mutlu şaşkınlık....
hepsi hepsi derken , bir şey olmamış gibi yetiştik yemeğe....



iki günde iki kritik rüzgar esmişti etrafımızda...
şükür hep aynıydık hala aynıydık....


aklımdan şunlar geçti iki gün arka arkaya yaşadıklarımda...
anne babanızı kardeşlerinizi seçme şansınız yok...kabul...



anne baba kardeş ve akrabada  hayat biraz da piyango ...
ben bu piyangoda BÜYÜK İKRAMİYE kazananlardanım...
bu da kabul....şükür....



ama  çok seveceklerinizi  seçmek sizin elinizde...
çok güveneceklerinizi seçmek sizin elinizde...
dostlarınızı seçmek sizin elinizde...
düşmanlarınızı bile seçmek sizin elinizde...



ve  upuzun yollar yürümek istediklerinizi seçmek de sizin elinizde...
sevgilinizi, eşinizi , sevdalınızı seçmek yalnızca  sizin elinizde....


ve bir de eğer trafiğe çıkıyorsanız 
bir otomobiliniz varsa , o otomobili de seçmek sizin elinizde....



nasıl sevdalınızı yalnızca kaşına gözüne makyajına bakıp seçtiğinizde; ilk uykuda  o boyalar akıp bir de ortalığı batırıyorsa, otomobilinizi de,  fiyakalı jantlarına, süslü kalıbına bakıp aldığınızda emin olun ki ilk zincirleme kazada,  kendini ton balığı konservesi kutusuna çeviriveriyor....



benim 50 yaşında 
günler haftalar aylar içinde 
bir kez daha bir kez daha 
aldığım hayat dersi şu...


                                         uzun yol sevdalınızı  da , 
                                         uzun yol otomobilinizi de
                                 mutlaka ama mutlaka 
                                 hayata  baktığınız yönden  seçin !!!


                             zor zamanlarda , kaza belalarda 
                                 boyaları akmayan
                                 boyaları dökülmeyen
                          insanlar ve otomobilller  seçin...



hatta insanı da otomobili de biraz da kibirli olanlardan seçin...
kibir de içi doluysa kişinin  hakkıdır çünkü :)


alfa romeoların da hakkıdır :)  


ben artık öyle yapıyorum...
artık heeep öyle yapıyorum....

sevdada da , yolculukta da 
ne büyük mutlulukmuş...
ne büyük güvenmiş...
ne büyük konformuş...
ne büyük huzurmuş :) 

bu keyfi 
ne ben anlatabilirim...
ne  siz anlayabilirsiniz....

( murat örem / 04 ekim 2017 / ankara ) 












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder