*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

insanı yine de insan anlar en çok çünkü... makineler şunlar bunlar değil...peki insanlar nerede...insan nerede....



Bırakalım teknolojinin diğer unsurlarını son 15 yılda sırf cep telefonlarının yaygınlaşması bile bütün ilişkileri derinden hatta kökünden etkiledi...

1990’ların ikinci yarısına  kadar gençler ve üniversite öğrencileri  için hayat başka akardı...Bir arkadaşınızı ya da arkadaşlarınızı görmek isterseniz  genellikle ya okul kantinine uğrar kantin devam fişinizi imzalamış olur (!)  ve tanıdık birilerine rastlardınız...

Eğer okulda kantinde  bahçede  kimseler yoksa,  bilirdiniz ki arkadaşlarınız sizin de müdavimi olduğunuz bir kahvede king  satranç ya da tavla oynamaya veya sohbet etmeye gitmiştir...

Bazı arkadaşlarınız da  öğrencilerin eli ayağı olan fotokopicilerde  ders notları için sırasını beklerken muhabbete, yeni  aşklara dalmıştır..

Geçmişte her şehirdeki üniversitelerin böyle toplanma yerleri vardı...
Elbette bugün de var...
Ancak geçmişte yerlerin anlamı çok daha fazlaydı
çünkü insanların birbirlerinden haber aldıkları,
buluştukları  yerlerdi buraları....

Hatta bu mekanların telefonlu olanları daha çok tercih edilirdi çünkü en azından size ulaşma hiç olmazsa haber bırakma şansı vardı ailenizin , arkadaşlarınızın...Telefonun yanındaki kumbaraya metal jeton atarak siz de arayabilirdiniz bir yerleri....

Bunların hepsi 1000 yıl öncede kaldı....

Bir de mesela eski Türk filmlerinin bazı sahnelerinde hala rastlarız ; cep telefonlarının hayalinin bile kurulmadığı , çok az evde  ilaç niyetine (!)  telefonun olduğu 1970 hatta 80’lerde telsiz telefonlar da olmadığı için gözde mekanlarda hatırlı müşterilerin masasına getirilirdi  kocaman bir telefon...Bir komi ya da garson elindeki kallavi  telefon cihazını masadaki telefon hattı prizine takar ve konuşmayı sağlardı...

Böyle yerlerde
bu şekilde aranıp sorulmak da
ciddi bir statü göstergesiydi...

Bu tür yerlerde kendini aratarak,  adını sürekli anons ettirerek çok mühim insan imajıyla zengin ve ünlü olanların hikayeleri bugün bile anlatılır...

İnsan aklı bu , çıkarı için düşünmeyeceği hinlik yok işte...

Böyle akçalı, fiyakalı , imaj makerlı  işler değildi ama 1980’lerin ikinci yarısında  kaldığı Feriköy Öğrenci Yurdu’nda,  bu fakirin ismi de günde onlarca kez anons edilirdi; “murat örem falanca hatta telefonun var...” diye...

Anonsu duyduğumda koşarak merdiven boşluklarına gider ahizeyi kaldırırdım...Bazen uzun bir sessizlik olurdu karşıda...O zaman bilirdim ki hat düşmüş gitmiş...Ne çok bekledim o yıllarda sarı damarlının telefonlarını....Ne çok jeton yutturdum turuncu ankesörlü telefonlara....

Ne çok konuştuk , ne çok sustuk...ne çok didiştik....

Yine 90’ların ortalarına kadar haberleşmenin   ve bir yerde  buluşmanın neredeyse  tek yolu  şu gün şu saatte şuranın önünde... diye sözleşmekti...Öyle, kalabalık içinde hemen cep telefonuna sarılarak ‘neredesin’ diye soramazdınız...Bazen buluşacağınız kişi ya da kişiler onlarca dakika  gecikirdi ama bilirdiniz ki ölmedilerse mutlaka gelecekler...
ve beklerdiniz...beklerdiniz...beklerdiniz...
beklettiğiniz de olurdu elbette...

Bu buluşmalardan , beklemelerden bile ne sevdalar doğmuştur ve ne sevgiler de hazan yaprağı gibi savrulup gitmiştir...

Şehirlerin güzeli İstanbul için söylersek Beyazıt’taki tarihi çınaraltı, sahaflar çarşısı, Süleymaniye Camii’nin etrafı  ve İstanbul Üniversitesi’nin civarındaki onlarca yer revaçtaydı buluşmak için....Anadolu yakasındaysa, Kadıköy‘de  ayaküstü çay içilen yerler, eski kitap kaset plak alınıp satılan pasajlar, Moda’daki çay bahçeleri mesela..

Ancak , İstanbul deyince en bilinen yer Taksim’di elbette...
Uzun yıllar boyunca Taksim’deki PTT binası sözleşilip buluşulan yer oldu adına şarkılar bile yazıldı  PTT’nin önünde Taksim’de   diye....

Başkentin , Ankara’nın havasını soluyanlar için en bilinen adres tabi ki Kızılay Meydanı’ndaki gökdelenin, şimdi adı bile unutulan GİMA’nın  önüydü yıllar boyunca buluşma yeri...Gima’nın kapısında  buluştu öğrenciler, sevgililer yıllar yılı Ankara’da...

İzmir’de de , Bursa da da böyle yerler vardı elbette...
Saat Kulesi gibi, Heykel Meydanı gibi...

Bu yerler, mekanlar, meydanlar yine var ..
İnsanlar yine buralarda sözleşip buluşuyorlar ancak merakla bekleyerek değil...Aramak aranmak bulmak bir telefonun ucunda artık...

Bir de bütün şehirleri saran AVM’ler var...Alışveriş Merkezleri...Buralar da yeni çağın toplanma mekanları , tüketim  ayini (!) yerleri oldu gün gün...

Çağ değişirken, dünya değişirken, ülke değişirken, teknoloji ışık hızıyla ilerlerken insanların, ilişkilerin yerinde kalması    hiç değişmemesi mümkün mü? 

İlişkiler de, insanlar da, sevgiler de, aile bağları da değişiyor...
Bu değişim iyiye doğru giderken farklı yönlerde de olabiliyor...

Bir çok şeye ulaşmak gittikçe kolaylaşırken hayatımızdaki küçük mutluluk vesileleri  de geri dönülmeyecek biçimde gidiyorlar ama...

Yaşınız 40’lar ve üstündeyse şu soruya cevap verin ;
Büyük bir sıkıntı  içindeyken, özlem ya da parasızlık çekerken,  yaşadığınız şehrin herhangi bir yerinde ,  akşam karanlığında , hiç umulmayacak biçimde karşınıza çıkıveren bir dostun yaşattığı sevincin ve güven duygusunun önüne  geçebilen daha  anlamlı bir duygu yaşadınız mı siz  hayatınız boyunca ?


İnsanı yine de insan anlar en çok çünkü...
Makineler şunlar bunlar değil...

8 çekirdekli telefonlarınız,
akıllı evleriniz,
sensörlü arabalarınız,
bifocal camlarınız,
tri-di tvleriniz....
var ...
var da...

insanlar nerede...
insan nerede...

“bu da geçer yahu...sıkma canını...” 
diyen dedeleriniz nineleriniz nerede....

         ( murat örem / 02 temmuz  2014 / ankara..)
 fotoğraf / oğul  arda erhan örem - baba murat örem / ankara / 2004



1 yorum:

  1. Hayatımızdaki bir çok şey gibi, romantizmi de kaybediyoruz.yavaş yavaş. Sokaklarda saatlerce sevdiğini beklemek, sevdiklerini merak edip, arayıp sormak, haber bırakmak... hepsi tarih oldu. Daha birçok güzel şeyler gibi.

    YanıtlaSil