*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Temmuz 2014 Perşembe

bilge karasu ; “ baygındım ölüydüm yüzüyordum mor bir suda... gözüm kapalıydı, konuşmuyordum .... oyun bitmez ki diyordum ..."

"nar kentinde bir incir buldum.
narı da inciri de, övmek isterim.

anam,  her kışın en karanlık noktasında, eve girerken bir nar atardı yere, bütün gücüyle; parçalanıp iyice dağılsın diye.

 evin beti bereketi niyetine...

ardından hızla süpürüp silerdi ortalığı.

bir iki gün sonra, narın patladığı yerden çok uzakta incecik bir çıtırtı duyduğum olurdu ayağımın altında.

ne kadar dağılmışsa nar taneleri, o kadar iyiydi.

topladıktan sonra söylerdim anneme, sevinsin diye."
                                                                                    bilge karasu / narla incire gazel

                            ********
        
  şu blogda kasım 2012’den bu yana 300’e yakın yazı yazmışız...
      onbinlerce kelimeyi , binlerce cümleyi , yüzlerce paragrafı gazeteci tabiriyle söylersek bilmekaçyüzbinlik vuruşa sığdırmışız...

         bu coğrafyada yazı yazmak
“kutuplarda buzdolabı veya  bikini ticareti” yapmak gibi bir şey olsa da....

inandığımız bu olduğu için
yazmışız yazmışız yazmışız...

       kah okumaya vaktim yok misaliyle karşılanan  cümlelerimize sessizlik suikasti yapılmış, kah uzaklardan yüzünü bile görmediğimiz onlarca dostumuz olmuş yine bu yazıların aracılığıyla...

       tam tamına 52 ayrı ülkeden , türkçenin yaşadığı coğrafyalar ve  insanlarımızdan yüzlerce binlerce okurumuz  olmuş...

bütün bunları yapmışız yapmışız da
bir kez bile  bilge karasu dememişiz bunca  yazının başında...

bu ayıp da bizim olsun.....

aşağıdaki kısa yazıyı da ölümünün 19. yıldönümünde bilge karasu okurları adına kurduğumuz vefa cümleleri olarak okuyun....

                                     **********
1995 yılının temmuzunda öldüğünde 65 yaşındaydı bilge karasu...
ömrünün bir döneminde TRT Ankara Radyosu’na da emekler veren Bilge Karasu kelimelerini büyük bir özenle seçmiştir yazarken de konuşurken de...

Karasu soyadı ve özellikle Emanuel Karasu , Osmanlı İmparotorluğu, 31 Mart Vakası , 2. Abdülhamit dahil  siyaset hayatımızda bir çok tarihsel  olayı çağrıştırır.. Bilge Karasu, yaşarken defalarca Emanuel Karasu’nun evladı olmadığını belirtmesine rağmen bu konuyla ilgili  söylentiler  de hala güncelliğini korur...

Bilge Karasu bütün yazdıklarında
insanlık durumları içinden daima  insana bakar  
keskin yorumlar yapmadan.

Son yıllarda daha da öne çıkan ve post-modern anlatının temeli olan, “hikaye üzerine hikaye veya hikaye içinde hikaye anlatma ” metodunu kimseler bilip anlamazken daha 1950’lerde uygulamıştır Bilge Karasu.

Karasu’yla ilgili bir başka bilgiye göre de, daha 20’li yaşlarından itibaren 8 dil bildiği  ve en az 3 dilde Türkçe kadar usta olduğu, ölümüne yakın da Japonca öğrenmeye başladığıdır...

Bilge Karasu ; meramını ifade edebilmek için, duru, yalın bir dile yaslanmıştır  ama  olay ve  kişilerin düz bir  sırayla anlatıldığı yazılara alışkın klasik okur için, okunması, anlaşılması hatta sevilmesi  çok zor bir yazardır...

Aynı zamanda dinler tarihi ve mantık bilimi uzmanı olan Bilge Karasu Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne hoca olarak girmiş ve burada da  ölümüne kadar emek vermiştir bütün yok saymalara inat...

Bilge Karasu,  hastalığının son döneminde, yarım kalan dosyalarını  Füsun Akatlı’ya teslim eder...Nereden bilecektir ki,  bir süre sonra Füsun Akatlı’nın da kendisi gibi erken denecek yaşlarda bu dünyadaki konukluğunun sona ereceğini...

şu aşağıdaki zehir gibi, ağu gibi, ilaç gibi şiir gibi.... tılsımlı cümleler de ismiyle müsemma o güzel kaleme , bilge kaleme... bilge karasu’ya aittir...

“ baygındım ölüydüm
yüzüyordum mor bir suda
gözüm kapalıydı, konuşmuyordum
 oyun bitmez ki diyordum ...
vezire çıkıyordu
vezirleri benimdi
 yeşillerin almıştım
 alıyordum
artık karşı karşıya gelmiştik....
oyun bitmez ki,
bitmez ki,
bitmez ki....”

( murat örem / 10 temmuz 201 4 / ankara...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder