*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

24 Şubat 2014 Pazartesi

tarık buğra ; dönemeçte’nin , osmancık’ın , yağmur beklerken’in yazarı ...



         Tarık Buğra öleli 20 yıl olmuş...
        
Dönemeçte’nin , Osmancık’ın , Yağmur Beklerken’in yazarı öleli 20 yıl olmuş...
        
Bu roman isimlerinden sonra bile hala “Tarık Buğra kimdi...”  diyenler çıkarsa   “1980’lerin fenomen olmuş dizisi Küçük Ağa‘nın da yazarıydı Tarık Buğra”  dersek ,  büyük çoğunluk daha bir iyi hatırlar o çok emek verilmiş çalışmayı, romanı ve yazarını...
        
Yönetmenliğini Yücel Çakmaklı’nın yaptığı Küçük Ağa dizisinde , Fikret Hakan, Çetin Tekindor, Aydan Şener devleşmişti, müzikler Yalçın Tura’ya aitti  ve prodüksiyonun arkasında TRT imzası vardı...

Küçük Ağa’da , bütün umudunu, inancını kaybetmeye ramak kalarak  cepheden dönmüş ve işgal günlerinde ne yapacağını şaşırmış Çolak Salih’e bıçak gibi cümlelerle şunları söylüyordu Ali Emmi  kahvede ;

Utan len hafızın oğlu utan.
Koca Memalik-i Osmaniye senden beter oldu, bin beter oldu.
Kıçı kırık İtalyan askeri gelmiş ta Akşehir’e dayanmış da Hafız’ın oğlu kolundan budundan konuşur.
Haram olsun o gaza sana diyecem emme,  dilim varmaz utan, utan...”

Tarık Buğra Türk Edebiyatının ve düşünce hayatının en büyük romancılarındandır...Yaşadığı dönemde siyasi olarak karşı kamplarda durdukları isimlerin çoğunluğu ve bizim için de tartışılmaz biçimde hakiki bir edebiyatçıdır  Tarık Buğra...

Yaşadığı dönemde  romancı, hikayeci, oyun yazarı yönleriyle öne çıkmaktan daha çok,  günlük fıkralar yazdığı yayın organlarının siyasi yelpazesinin içine sıkıştırılsa da, bu durumu biraz da kendisi  yaratmış olsa da çok büyük bir kalemdir Tarık Buğra...

Farklı  nedenlerle bugün bile birkaç nesil Tarık Buğra’nın güngörmüş bir nehir gibi akan Türkçesinden mahrum kalmış , yazdıklarını okumamış olsa da Tarık Buğra’nın  çok usta bir kalem olduğu gerçeği değişmez...

Yazdıklarının tümünde,  yaşanan  değişimi insanı merkeze alarak işleyen Tarık Buğranın romanlarının da ana ekseni değişimin kendisi  ve değişim süreçleridir.

Yazının başında değindiğimiz Küçük Ağa romanı da Tarık Buğra’nın bir çok yazısı gibi resmi ideolojiyle ciddi anlamda ters düşen saptamalarla doludur. Tarık Buğra, devletin kontrolüne girmiş veya  ideolojilerin emrine verilmiş bir sanatın, sanat olamayacağını düşünür ve taaa 1980 ler ve 90’ların başında  şunları söyler:
        
Politikaya karşı bağımsızlığını koruyamayan edebiyatların, sanatların bulunduğu yerde kültür çürümeye mahkumdur.
Ve Türkiye’de kültür yok gibidir.
Türkiye bir kültür sömürgesi olmuştur.
Açın televizyonunuzu, bakın yayın hayatımıza…
Bu da büyük çapta politik kavgalar yüzünden olmuştur.
Değerlerimizi, politik anlayışların çerçevesi içinden bir türlü ön plana çıkartamamışızdır.
Yıpratmışızdır. 

Bir dönem ve maalesef belki de her dönem ; her şeyi ve herkesi siyah ya da beyaz olarak görüp bir kalıbın içine oturtma hastalığımızdan  Tarık Buğra da payına düşeni almıştır...Yaşadıklarını şu cümlelerle özetler  Tarık Buğra;

1958-59’da, sağ-sol meselesi başladığında komünist diyorlardı bana.
1960’tan sonra birdenbire faşist, ırkçı, şeriatçı, kafatasçı oluverdim.
Ne onunla, ne de onunla ilgim var.
Mümkün olduğu kadar dürüst olmaya çalışan, herhangi bir peşin hükme bağlanmamaya gayret eden ve sloganları kesinlikle küçümseyen bir yazarım

26 Şubat 1994’te , bundan 20 yıl önce, 76 yaşındayken ölen Tarık Buğra’yı bu kısa yazıyla hatırlamak ne kadar büyük onursa bizim için,  aynı oranda da sorumluluktur...

( murat örem / 24 şubat 2014 / ankara...)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder