*"107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?
murat örem...

11 Mart 2018 Pazar

hiçbir zaman despot olmamıştı taşkın hoca.."baba, ben istanbul siyasalı mutlaka bitireceğim...sen rahat ol her şeyi yarım bırakıp ODTÜ felsefeye de geçmeyeceğim" dedim...




 -çankaya çağdaş sanatlar merkezindeki ODTÜ / KEMAL KURDAŞ / BEHRUZ ÇİNİCİ üçgenine oturtulan MUHTEŞEM sergiyi  gezdik sevgili NUR'la....SALT diye tanımlanan organizasyona da 1000 teşekkür olsun buradan....bir bozkırda bilim ağacının nasıl yeşertildiğini anlatıyordu her bir belge...tarifsiz severdim dünyanın en demokrat yöneticilerinden KEMAL KURDAŞ'ı da, ölümünden kısa süre önce bir dia gösteriminde elleriyle ekrandaki ATATÜRK görüntüsüne sevgiyle dokunan hakiki mimar BEHRUZ ÇİNİCİ'yi de ve hayatımın bir çok dönemine teğet geçen ODTÜ'yü de...bir ara sergi alanına konan kitapların başına oturdum...Nur, bir süre sonra, ben diğer katları geziyorum murat dedi...gitti....ben kitapların arasına gömüldüm...bir baktım şıp şıp damlıyor yaşlar gözümden...öğrencileri efsane rektör KEMAL KURDAŞ'ı anlatıyorlardı kitapta...çorak kel kıraç eymir gölü'nü nasıl ağaçlandırdığını anlatıyordu öğrencileri efsane rektörün...koca rektör bir pazar sabahında yurtları dolaşıyor öğrencilere hadi bakalım ağaç dikmeye gidiyoruz diyordu bir baba gibi...evlatları da yalnız bırakmıyordu o babayı...bir başka anısında koca eymir gölü'nün etrafında tek bir ahlat ağacı olduğunu anlatıyordu KEMAL KURDAŞ... ve o ahlat ağacına şöyle diyordu; "hadi bakalım ahbap...artık yalnız kalmayacaksın...1000'lerce fidan dikeceğiz bu topraklara..." bu anıların hepsini biliyordum ama yine de bir kez daha okurken şıp şıp damlıyordu yaşlar gözümden...bu coşku bu anlamlı vatan duygusu nerelere gitmişti...nerelerde kaybetmişti o ulvi duyguları...ağlıyordum...elimizden kayıp gidenlere ağlıyordum....bu yazıyı o duygularla , o acılarla yazdım....-
                                               *******


1985 yılında susurluk lisesini bitirdiğimde gamsız kere gamsız, fazlasıyla rahat bir öğrenciydim...öyle aldığım 5'lere 6'lara hatta 3'lere 4'lere bile üzüldüğümü hiç hatırlamam...allah bereket versindi :) ama üniversiteye giriş 1. basamak sınavında aldığım puan 164 küsurdu...yanlışlar doğruları götürünce elimde 99 net kalıyordu...ve bu hakkıyla çok çok iyi bir sonuçtu...okul yılları boyunca benden çok çok daha başarılı notları alan isimlerin 2'si hariç  hepsini geride bırakmıştım bu puanla...bir çok nedeni vardı bunun...öncelikle çok ama çok okuyan biri olmuştum 7 yaşından beri...muhakemem, algım, pratik zekam yıllar içinde okuduğum her cümleyle bileylenmişti yaşıtlarımdan daha fazla olarak...1.sınav sonucunda aldığım 164 küsur puan yüzde 1'lik dilimdeydi...500 bin öğrenci içinde tam yerim 2 bin kusürlardaydı...bunların hiçbiri tek başına övünülecek şeyler değildir ama sayıların dilini önemsemek gerekir...aradan geçen 30 küsur yılın ardından paylaşmamın amacı bu...




bilkent ilk öğrencilerini alacaktı 1985'te...1984 ekiminde kurulmuştu...aslında bir vakıf üniversitesiydi bilkent ama kamuoyundaki algı paralı ve özel ilk üniversite olduğu yönündeydi...şu özal nasıl farklı bir politikacıydı...ne yapmak istiyordu!!! ben de çok karşıydım böyle işlere...devletçi bir genç adamdım ve özel üniversite ne demekti !!! ihsan doğramacı'nın yeni evladıydı bilkent ve yök üzerinden zaten yeterince antipatikti doğramacı :) o zamanlarda...yıllar sonra öğrenecekti türkiye hacettepe üniversitesini de yoktan var eden adamdı hocaydı doğramacı... eve postayla zarflar geldi bilkent'ten ...siz örnek bir öğrencisiniz çok çok başarılısınız, türkiye'deki ilk birkaç bin parlak öğrenci içindesiniz, 2. basamak sonrasında bizi tercih ederseniz size burs da veririz yurtta da bedava kalırsınız diyorlardı...




ağırlıklı olarak teknik bir üniversite olarak kurulmuştu bilkent...o kadar teknik bir üniversiteydi ki ODTÜ'nün şanına göz koymuş bununla da yetinmemiş bir de ODTÜ arazisine doğru uzanıp ondan epeyi bir alanı da hocaları da alıvermişti...işte ihsan doğramacı böyle güçlü bir adamdı !!! ama iktisadi ve idari bilimler alanında da iddialıydı bilkent...fakat ben siyasallı olacaktım...ülkenin mühendislik eğitimini de mühendislerini de sevmezdim...hala da iyi bir mühendislik eğitimi verildiğini düşünmem...bu biraz da ülke politikasının sonucudur...türkiye maalesef üreten sorgulayan yeniyi arayan bir mühendislik eğitimi yerine  montaj teknolosine mahkum etmiştir mühendislerini de çoğunlukla...ayrıca bilkent de neydi :) genç aklı işte...!!! bilkentten gelen cafcaflı yazılara dönüp bakmadım bile...fakat arşivci tarafımla koydum onları bir kenara...evden eve taşındım ama hala karşıma çıkar o broşürler bugün bile 30 yılın ardından...geçen arda'ya gösterdim o kağıtları da amma garip adamsın dedi bana her zamanki rahatlığıyla...ben de küçük oğlum arda'ya "bana bilmediğim bir şey söyle ..." diye mukabele ettim....



sonra günler geçti...2. sınava girdik...sıcak bir haziran gününde bursa elmasbahçe ilkokulunda....daracık sıralara sığmadım ve o sırayı alıp dizimin üstüne koyarak çözdüm soruları....bilenler bilir 2. sınav çok daha bilgi ağırlıklıdır...hadi biraz daha açık konuşayım inek öğrencilerin sınavıdır 2. sınav....öyle çok okumak zeki olmak falan yetmez...bilmek hatta bilmeden ezberlemek gerekir...dolayısıyla ilk sınav gibi çok başarılı sonuç beklemedim o sınavdan...ama en kallavi sınavın ardından bile yüzde 3 lük dilimdeydim eşit ağırlıkta....423 küsur puandı...aldığım...istanbul hukuk 411 puanla alıyordu...istanbul siyasal 413 puanla...ve ben son gece tercih sıralamamı değiştirmiş üstteki istanbul hukuk fakültesini alta koyduğum için istanbul siyasallı olmuştum...iki bölümü de rahatlıkla kazanıyordum...son gece tercihimi değiştirmeseydim istanbul hukuk öğrencisiydim...hala düşünürüm, öyle olsaydı hayatım nasıl akardı diye...bazen böyle yol ayrımına gelirsiniz ama farkında bile olmazsınız...bu cümleleri keşke duygusuyla değil de bir merak duygusuyla yazıyorum nasıl olurdu diye...muhtemelen istanbul hukukta da aynı rahatlıkta hatta gamsızlıkta öğrencilik yapardım okul yerine habire tiyatrolara sinemalara sanat galerilerine giderek...istanbul siyasal 300 kişi alıyordu o sene ve 12. sıradan girmiştim fakülteye...türkiyede o zaman da öğrenciye beyin fırtınası imkanı sağlayan  bir üniversite eğitimi yoktu...liseden gelen anadolu çocukları sınıflarda yer kapmaya çalıyordu...açık söylemek gerekirse büyük hayal kırıklığına uğramıştım....benim hayalimdeki siyasal bu değildi ki...



aradan aylar geçtiğinde bir kez daha girdim sınava...."sınavlara sevdalara her an hazırdım...orta halli memur çocuklarının kaderlerinde yazılıdır bu.." 1986 yılıydı...bu kez yüzde 2'lik dilimdeydim 1. sınav sonucunda...sonra 2. sınava girdim tercihimi yaptım...tek bir tercih yapmıştım...ODTÜ felsefe....sonuçlar açıklandı..KAZANMIŞTIM. hem de güle oynaya....hala durur ÖSYM antetli o sonuç kağıdı da arivimde...arda onu da gördü yakın zamanda....




sonuçlar açıklandığında kısa bir konuşma yaptı babam taşkın hoca benimle...ilkokuldan beri bir kez bile işime baba despotizmiyle karışmamıştı....höt zöt etmemişti...arada saman alevi gibi parladığı anlar hatta çok gerildiğimiz zamanlar da olurdu ama son noktada kararı hep bana bırakmıştı....yine öyle olacağını adım gibi biliyordum...oğlum felsefeyi yine oku kitaplardan, bak kazanıp bir yılını geçirdiğin bölüm için yüzbinler hayal bile kuramıyor...o kadar yüksek bir puan gerekiyor...istanbul'da zoru atlattın...ilk yılın bitti...benim fikrim bu...yolunda devam et....ama son karar senin dedi...dinledim...dinledim...dinledim...o zamanlar balkonundan yemyeşil bir çayırın hatta geçen izmir trenlerinin göründüğü evimizin balkonunda yaptık bu konuşmayı...benim maltepelerimden bile içti arka arkaya taşkın hoca....çünkü sigarayı bırakmıştı...



çünkü taaa 25 yaşında çok ağır bir akciğer rahatsızlığı geçirmişti...nur içinde yatası rıdvan ege almıştı ölümün kucağından taşkın hocayı...yoksa ben de babasını 2 yaşında kaybeden evlatlardan olacaktım...ve o rezil  akciğer alacaktı 2017 yılının şubatında, aradan 50 yıl geçse de rövanşı taşkın hocadan arsızca,  zatürree olarak....sessizce dinledim taşkın hocayı...ki sessizlik benim tabiatıma en ters şeydi o zamanlarda da...aklıma çok güvenirdim hep...ama çok çok kritik anlarda babam taşkın hoca'nın aklına hep daha çok güvenirdim..bunu yalnızca ikimiz bilirdik...sessiz bir anlaşmaydı aramızda kimselerin anlayamayacağı.....vardır bir bildiği  hocamın derdim...bugün bakıyorum da bu konuşmayı yaptığımızda babam benim şu yaşımdan neredeyse 10 yaş ufakmış....40'larının en başındaymış....babamın ardından kısa sessizliği ben bozdum iki cümleyle...baba şunda anlaşalım ben siyasalı bitirip yönetici müfettiş şu bu falan ASLA olmayacağım ama madem öyle diyorsun, sen rahat ol,  bu saatten sonra ODTÜ felsefeye de kesinlikle gitmeyeceğim..seni dinleyeceğim...!!! sonrasında neler oldu bilmiyorum...ben muhtemelen susurluk parkına gitmişimdir koşa koşa yavuklumu görmeye... babam taşkın hoca da hatmedeceği gazetesine gömülmüştür huşuyla....bir karara varmıştık...herkes kendi hayatına dönebilirdi :)))



aradan çok yıllar geçti....kapısından felsefe öğrencisi olarak hiç girmediğim ODTÜ'ye çok gittim geldim sonrasında....bir dönemin güzelim ODTÜ rektörü URAL AKBULUT hocayla defalarca program yaptım...hiç bir davetimi kırmadı ural hoca...hasta da olsa yorgun da olsa gözlerini kırpa kırpa koştu geldi...ağırladı defalarca...ural hoca da babam taşkın hoca gibi kimyacıydı...belki o yüzden de daha yakın buldum ural hocamı...onlarca ismi tanıdım yıllar içinde ODTÜ'den hoca olarak....sargun tont gibi bir çevre aşığı isim de buna dahil...ve 2012 kasımından 2017'ye kadar ne çok girdim o kampüsten içeri...o güzelim kampüsteki ağaçların arasında gezmek dolaşmak baharı yazı kışı ve sonbaharı yaşamak için...her bir dalın her bir tomurcuğun hepsinde ama hepsinde efsane rektör ve güzel insan KEMAL KURDAŞ'ın ellerinin emekleri vardı...görüyordum her bir adımımda yanımda kim olursa olsun ve o görse de görmese de....



bilenler bilir ben istanbul üniversitesi fanatiğimdir...çünkü evimdir benim istanbul üniversitesi....mezun olduğum okuldur...ama ODTÜ de benim için her zaman bir BABA evidir...babamın evine girmiş kadar rahatımdır ODTÜ'de de....söylemeliyim ki BİLKENT de hakikaten ülkenin en iyi üniversitelerinden olarak tarihteki yerini aldı...


bugün içim rahat...
bir çok konuda aklıma eseni yapsam da
odtü felsefe öğrenciliğine geçmeme konusunda
18 yaşımla babam taşkın hocayı dinlediğim için...
o zaman o gerekiyordu çünkü....


bazen her babayı değil ama bazı  babaları dinlemek gerekir...
sorgulamadan itiraz etmeden dinlemek gerekir....



ben babam taşkın hocayı bazen çok dinledim...
bazen de aklıma eseni yaptım...
ama istanbul siyasal mezunu olurken de dinledim babamı...
bana kalsa vallahi o kadar önemsemezdim o diplomayı :) 


bugün yeniden öğrenci olmam gerekse 
yalnızca ama yalnızca KEMAL KURDAŞ'ın 
ODTÜ rektörü olduğu 1961-1969 yılları arasında olmak isterim...

dünya çapında bir üniversiteyi sıfırdan kuran
bunu yaparken büyük mimar güzel insan 
BEHRUZ ÇİNİCİ'yle emek emek yürüyen
kampüsteki her bir ağaç fidanını elleriyle diken 
KEMAL KURDAŞ'ın öğrencisi olup o ellerden öpmek isterim...




yaşasa , yine ağız dolusu itiraz ettiğim yerler olsa da 
bir de babam taşkın hocanın
aklının aydınlığından ve ellerinden öpmek isterim...
dün olduğu gibi...
öyle işte....

( murat örem / 11 mart 2018 / ankara....)










2 yorum:

  1. Murat'çım seneyi devriyesinde Taşkın Hocamızın ruhu şad olsun.
    Senin ve geridekilerin üzerinde onun idealleri yaşayacaktır.
    Aynı yaştayız. İkimiz de 68'liyiz. O günlerin ruh iklimi ve rüzgarıyla dünyaya geldik. Ben 68 li olup ta yanlış adam olana bugüne kadar rastlamadım, sen rastladın mı?
    Bu sebeple 50 yılın anısına sana kendime ait bir dörtlüğümü gönderiyorum.
    Yaş elli, gelişinden belli
    Artık ağır çıkıyorum merdivenleri
    Oysa ne kadar yakındı
    Ağaca tırmandığım,
    Güneşin battığı o akşam günleri.

    68 li arkadaşın Bilhan..


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bilhancım;

      her zamanki gibi yine gönülden yazmışsın cümlelerini...
      hakikaten 68'li olmak benim için de bambaşkadır...

      dizelerine gelince...zihnine gönlüne bereket...hayat bir döngü...zaman bir değirmen...geride ne kaldı bilmiyorum ama ben dönüp baktığımda yaşadığım çok şey içinde hakikaten dolu doluydu diyorum...ülkenin en güzel şehrinde üniversite okudum...hakkıyla eğitimci bir evde büyüdüm...iki erkek evlat babası oldum...işimi asla bir görev gibi yapmadım...dolayısıyla işte geldik gidiyorsak da kendimden çook memnunum...sevgiler 68 li kadim dostum...bilhanım...

      Sil