*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

19 Aralık 2014 Cuma

ernö nemeçek ; 42 derece ateşle yurdunu savunmasını, sonra evine gidip çok yoksul anne babasının yanındaki yatağında görevini yapmış insanların huzuruyla çopçocuk yaşta ölmesini hiç unutmadım… siz de unutmayın… insanı insan yapan değerleri unutmayın…



Futbol ve basketbol ,  şımarık kız çocukları misali bütün ilgiyi kendilerinde toplasa da , dünya spor tarihinde atletizmin  ve atletlerin yeri ayrıdır…

Atletler daha çok büyük organizasyonlarda anılıp bir sonrakine kadar unutulsa da , onlar,   insan denen canlının limitlerini ne büyük çabalarla artırdığını gösterirler yıldan yıla  saliselik sürelerde geliştirdikleri rekorlarla.

Orta mesafe atletizm yarışmalarında  da televizyondaki spiker  varış çizgisine bir tur kala ‘son düzlüğe girildi, son viraj alındı’ cümlelerini  kurar canhıraş biçimde...

O zaman biz de şunu diyelim ;
2014 için de son düzlüğe girildi…

Hiç kimse unutmasın ;
genç yaşlı,
iyi kötü,
erkek kadın,
yöneten yönetilen,
zengin fakir,
güzel çirkin,
akıllı aptal …misali, 

dünyadaki bütün canlılar  bir gün o  son düzlüğe girecek...

Belki de en önemli olan şey, o son düzlüğe girerken içinde bulunulan ruh halinin yansıması olacak…

Çocuklarına üç ev yerine üç ayrı dünyada yaşayabilecek donanımı bırakmış bir baba belki çok daha mutlu girecek o son düzlüğe…Evlatlarına ve onların tercihlerine saygı duyan bir annenin keşkeleri çok daha az olacak belki…Yine belki , daha yaşarken ağız dolusu hem eleştirip hem övdüğü anne babasına uzattığı eli çok daha içten verecek bir evlat,  geçmişin güzelliklerini ve doğrularını da zihninde de çoğalta çoğalta…

O zaman , şimdi , bu blogda , 2014’ün şu son düzlüğünde çok yıllar öncesinde kalmış Haydar Ergülen imzalı enfes yazıdan bölümleri paylaşma zamanı …

İçinde harflerin ve kelimelerin olduğu her alanda yıllardır bir işçi arı misali emek emek üretmeye devam eden edebiyatçı, şair, iletişim bilimci, sosyolog  Haydar Ergülen,   ‘Bu Kalp Seni….’ başlıklı yazısında bir ismin üzerinden kurguladığı yazısında,  aslında Türkiyemizdeki  yıllar içindeki değişimi de anlatıyor ilmek ilmek…

Okuyalım bakalım…
Biraz kısaltarak paylaşalım bakalım…
Okuyun bakalım…

“ 1990'dı sanırım, ruhumuzun ve gönlümüzün hemen aşina olacağı bir 'eski ses' daha şehirde duyulmaya başlandı. Eski ses biraz pürüzlüdür, elektronik makyajdan geçmemiş, olduğu gibi kalbimize gönderilmiş bir sestir. Güzel kusurlarıyla, boşluğun kıymetini bilen kekemeliği ve mektuptan çok pul olma hevesiyle, kendinden geçmiş bir sestir. Sümeyra’nın sesi, Ruhi Su’nun , Ahmet Kaya’nın, Tanju Okan’ın sesi öyleydi. (..)

Sesin sahibini tanımıyorduk ama yabancımız olmadığını da biliyorduk.

O ses 'Bu kalp seni unutur mu?' diyordu eski bir armağan olarak ve bizim yerimize de 'sen'lere sesleniyordu. Fikret Kızılok'un vokalisti Sibel Sezal'ın sesiymiş. Bir başka şarkı daha vardı kasette, 'Şimdi beni kurtar gönül' diye acısını bildiren. Şikâyet demeye dilim varmıyor, çünkü 'şikâyet makamı'nda olsa da o kederli ses ne şikâyete gönül indirirdi ne de gönlünü ortaya dökerdi.

Sibel Sezal'ın ne kendisine rastladım sonra ne de sesine.

Bu dünyanın gamını, derdini iyice ağırlaştırmamak için belki de, o koyu sesini bir defalığına kullandı sanki ve sonra, hadi kötü edebiyat yapalım, defterlerde kurutulmuş çiçekler, yapraklar gibi usulca kapattı sesini. 

Bazı sesler de öyledir, zamanın dağdağasına, telaşına karışmadan, sandıktan çıkarlar, söylenir, birkaç kişinin gönül kapılarını aralar, sonra da bu çağın 'yeni'liğini sezip yeniden sandığa girerler. 'Bu kalp seni unutur mu?' şarkısını galiba bir kez de bu kalbin elbette unutmayacağı Fikret Kızılok'la birlikte söyledi Sibel Sezal. (..)

Bir daha asla genç olamasak da, bir Ahmet Güntan şiirinin "Sonra susuldu/Ne hayat kelimesi kullanıldı/ ne de di'li geçmiş/ Son ağacın son yaprağıyla hikâye bitti" dediği gibi olsa da, bir kez daha 'Bu kalp seni unutur mu?' demek isterim. Bu kalp seni, bu kalp o kuytu sessizliğini, bu kalp o koyu sesin kederini unutur mu?

Unutmasın diyerek, bir zamanlar bizim de yerimize bir ses olduğunu, o sesin güzel yorgunluğunu özleyerek...”

Haydar ERGÜLEN…/ ocak 1996 / Radikal…
                                                    *****

Sevgili yedigunyazilari.blogspot okurları ,
“pal sokağı çocukları”  kitabındaki
bir başka  isimdi değil mi ernö nemeçek…

ben de onu hiç unutmadım…
42 derece ateşle yurdunu savunmasını, sonra evine gidip çok yoksul anne babasının yanındaki  yatağında görevini yapmış insanların huzuruyla  son düzlüğe girerek çopçocuk yaşta ölmesini hiç unutmadım…

siz de unutmayın…

insanı insan yapan değerleri unutmayın…

cehaletinizin,  aklınızı galebe çalmasını engellemeyi unutmayın…

( murat örem / 19 aralık 2014 / ankara…)
      -          fotoğraf / umur örsan örem / pal sokağı / Macaristan / 2013 -





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder