*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

14 Ekim 2015 Çarşamba

yine böyle bir 14 ekim’di…yine böyle güneşli bir ekim’di….arda erhan geldi dünyaya…sapsarı altın bir top olarak…kibrit çöpü kadar ince parmaklarını dünyaya uzatarak…yumuk gözleriyle etrafına bakarak…



17 koca yıl  geçmiş aradan…
yine bir 14 ekim’di…
yine böyle güneşli bir  ekim’di….

hastane yollarındaydık sabahın alacasında….

beyaz uno 60 s  arabamızın içinde ;  
hem suskunluğun
hem  şaşkınlığın
hem belirsizliğin
hem de  umudun
derin  kuyusundaydık

yine ameliyat zamanıydı…
yine sezaryen zamanıydı…

umur örsan , her şey yolunda giderse , 4 yaşında evin abisi olacaktı…
doğumdan sonra bile adına hemen  karar veremediğimiz bebek gelecekti dünyaya…o bebeğin arda erhan olmasına birkaç gün daha vardı…

ömrüm boyunca beyaz önlüklerden, tentürdiyot kokularından, tansiyon aletlerinden , ekg’lerden,  en yakınlarımın girdiği  sıradan eforlu testlerden bile  ziyadesiyle işkillenen ve nabzı durduk yerde 140’a çıkan bir adam olarak ;  ne zor  ne ürkütücü  ne kasvetli gelmişti ikinci evlat için de ameliyathane kapısında  bir daha  beklemek….

beklemek değildi mesele…
kaybetme ihtimaliydi…

gepgenç anneye ayrı endişelenmek…
gelecek evlada ayrı meraklanmak….

hayat  dediğin biraz da neydi ki..
müjgan hocanımın kulakları çınlasın ; ömür törpüsü….
illa ömür törpüsü…

ömür törpüsünün şahı padişahı ;  elinden bir şey gelmeden hastane kapılarında, cezaevi kapılarında , diploma kapılarında, gurbette el kapılarında beklemekti…
hastane kapısı da bunların en başındaydı….

ömrümün gül yangınlarıydı…!!!
yangın yerinde orkidelerimdi...!!!

ya değerli okur ;
bu saçlar sakallar bu gül yangınlarında böyle böyle beyazladı işte….
bu gözlerin akları, böyle böyle bulutlandı işte…

artık sisli bir dağın ardında kalan karelerden en çok şu çakılmış zihnime ekinoks mirasçısı güneşin ışıl ışıl aydınlattığı ekim sabahında; sezaryen öncesi boynunu yana hüzünle eğmiş, ayağındaki spor ayakkabılarını çıkarıp ameliyat galoşlarını giymiş , bonesini takmış  “ murat ben artık doğuma/ameliyata gidiyorum…” diyen gepgenç bir annenin titrek yüzü  sedyenin üzerinde/yanında….

içindeki kara bulutu, sisi , karı,  boranı,  fırtınayı bastırmak için, düğümlenen boğazında boğulmamak için  ve tarifsiz kaygılarını  maskelemek için gayri ihtiyari  kaşlarını çatan  genç  baba ve o babanın “ hadi canım, hadi canım, olan biteni melodrama dönüştürmeden, boynunu eğmeden  bir an önce gir de, bebeğinle  çık artık ….” diyen metalik, donuk, yalandan buyurgan  sesi….

yine böyle bir 14 ekim’di…
yine böyle güneşli bir ekim’di….

arda erhan geldi dünyaya…
sapsarı altın bir top olarak…
kibrit çöpü kadar ince parmaklarını dünyaya uzatarak…
yumuk gözleriyle etrafına bakarak…

gel zaman git zaman
arda erhan büyüdü, büyüdü…
sakal traşı olduğu günlere geldi…
gitarı çalmak bir yana,  konuşturduğu günlere geldi…
üniversite sınavına hazırlanacak günlere geldi…
ulu bir çınarın en kadim dallarından olduğu günlere geldi…

o genç baba,  daha baba olmadığı ve baba olmayı pek de istemediği günlerde ağzını doldura doldura “böyle bir dünyaya evlat getirmek akla ziyandır…”  derdi, şimşekleri üstüne çekeceğini bile bile…ben şimşek diyeyim de , siz onu nuh tufanı anlayın ey okurlar…

o genç baba yok artık…
var da yok…

şairin dediği gibi
“….yıldızlar mı gençliğim mi daha uzak…”
diyen bir baba o da …

oğulları
umur örsan’ın
arda erhan’ın
büyüdüğü her yaşla birlikte  
gönül dolusu kıvanırken
iki kapılı hanın
çıkış kapısına adım adım yaklaştığını bilen de bir baba o…

ama mutlu bir baba o…
çok mutlu bir baba o…
yirmi küsur yıldır, iç huzurunu dolu dolu yaşamış bir baba o…

hisse senetlerinde değil ama hissi senetlerde karun kadar zengin bir baba o…

kapısından girip çıktığı çatıya hangi yağmur yağarsa yağsın , yalnızca ve  en çok evlatlarının hatırına , dünyanın en güzel şiirlerini okuyup yazmış , en karşılıksız emeklerini vermiş bir baba o…

hiçbir hesap yapmadan , çoğunluk denen rezilliğin terazisine, en güzel rövaşataları atmış bir baba o…

en gözü dönmüş,  en sevdalı , en kahırlı, en varlıklı en yokluklu hallerinde bile, umur örsanım  arda erhanım bir yana , yedi ceddinizin alayı taaa öte yana… demiş bir baba o…

evlatlarıyla en büyük en unutulmaz  muratları yaşamış bir baba o…


o babayı nereden mi biliyorum…?
kendisini yakınen tanıyorum da ondan….
yaşadığım her günle birlikte “ taşı kırmakta / dostu düşmandan ayırmakta…”
dibine kadar ustalaştım da ondan….

( murat örem / 14 ekim 2015 / ankara…)

- fotoğraflar / arda erhan örem - umur örsan örem - murat örem /2003-2004- 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder