*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

18 Ekim 2015 Pazar

“şairler birer birer ölüyor…” diyor bir ses yeni aldığı gömleğine salça bulaşmış da hemen unutacağı tedirginlikle buna üzülmüş gibi yaparak…“şairler birer birer ölmez , tabur tabur , dize dize , dörtlük dörtlük ölür onlar…” diyecek olsan , kim duyacak…



kadın yılların yazarı , kendi çapında bir aurası da var, memleketi kurtardığı (!) bir yazısında dinOzora tutuyor   döne döne dinAzor diyor milyonlarca cahil insan gibi…. yanyana geldiğinizde canımm   diye diye önce dudak dolusu öpüyor  sonra   sen bari bu yanlışı yapma, yakışmıyor deyiverince tatlı tatlı ;  ama sen de güneşli havalarda çok sigara içiyorsun diyor…
bir de üstüne küsüyor…
“la havle ….” çekmenin ilmini yapıyorsun….

biriyle yürüyorsun…
uzun uzun yürüyorsun…
kar yağıyor yürüyorsun…
yağmur tufan oluyor yürüyorsun….
güneş kavuruyor yürüyorsun…
ortalık yıkılıyor yürüyorsun…
ahde vefa deyip yürüyorsun…

“kan var  bütün kelimelerin altında…”
bile bile yürüyorsun…

saçların aklaşıyor  yürüyorsun…
gözlerin kanıyor yürüyorsun…
ellerin çapaklanıyor çivileri tutmaktan ,
sözüm sana değil kendimedir diye diye yürüyorsun…

sonra bir gün  
ölürken hepimiz ;
         aidat toplantıları yapılan apartmanlar arasında
çakır gözleriyle  matbu evraklar kusuyorken  komşular
“ acım var benim , büyük acım var , sizin niye yok, benden bu kadar…”
diye diye yürüyorsun…

bir hafta sonu ateşleri içinde yanıp
kurukuru öksürürken
ve çorbalar yapanların sesleri vururken
tablolu evinin  duvarlarına
hiç lüzumu yokken edilen
densiz cümleler otururken boğazına
patlatırken kara gözlerini boğum boğum
çocukluğunun ekim ayları geliyor gözlerinin önüne…

“şairler birer birer ölüyor…” diyor bir ses yeni aldığı gömleğine salça bulaşmış da hemen unutacağı  tedirginlikle buna üzülmüş gibi yaparak…“şairler birer birer ölmez ,  tabur tabur , dize dize , dörtlük dörtlük ölür onlar…” diyecek olsan , kim duyacak…

uzaktaki okurlar şunu ünleyip yazıyor işgüzarca ;

“son yazılarında
amma çok kendini anlatıyorsun….
amma yavan anlatıyorsun…
amma döne döne anlatıyorsun”

bilmiyor ki…
insan kendini anlatmaz…

insan kendini anlatıyor gibi yaparken
aslında ve yine yalnızca  insanı anlatır…

bilmiyor ki ;
ne demiş horatius
“"quid rides? 
mutato nomine, 
de te fabula narratur."

“ ne gülüyorsun / sırıtıyorsun…
isimleri değiştirirsen  görürsün
anlattığım tam da senin hikayen…”

bilmiyor ki ;
horatius’tan yüzlerce yıl sonra esinlenerek (!)
ne demiş karl marks;

“ dinle…tam da seni anlatıyorum…
senin hikayeni anlatıyorum…”

ve ne demiş willhelm reich  ,
türkçeye de çevrilmiş unutulmaz başyapıtı ;
“ rede an den kleinen mann / dinle küçük adam…” da

"... ben ne kızıl, ne kara, ne de beyazım.
ben hristiyan, yahudi, müslüman, mormon, poligam, homoseksüel, anarşist ya da boksör de değilim.

ben bir kadını/erkeği, onunla evli olduğumu kanıtlayan evlilik cüzdanına sahip olduğum ya da cinsel açlığımı doyurabilmek için değil, gerçekten sevip ona değer verdiğim için kucaklarım.

ben çocukları dövmem, balık tutmam, karaca ya da geyik avlamam.
ama hedefi onikiden vururum.

ben briç oynamam ve öğretilerimi yaygınlaştırmak için partiler vermem. eğer fikirlerim  doğruysa zaten kendiliğinden yaygınlaşacaktır.

eğer benden daha iyi hekim değilse, çalışmalarımı bir tıp yöneticisinin eline bırakmam  ve buluşlarıma kimin hükmedeceğine ya da etmeyeceğine ben karar veririm.

ben yasal kurallara anlamlı oldukları sürece tam olarak uyarım ama aşılmışlarsa ya da anlamsızlarsa onlarla mücadele ederim. (hakime koşma hemen küçük adam, çünkü o da dürüst bir insansa aynı şeyi yapar.)

ben çocukların ve gençlerin bedensel enerji ve aşklarını yaşamalarını ve rahatsız edilmeden tadını çıkarmalarını isterim.

ben insanların doğru dürüst dindar olmak için aşk yaşamlarını yıkacaklarına, bedenlerine ve ruhlarına zarar vereceklerine inanmıyorum.

ben senin 'tanrı' olarak adlandırdığın şeyin gerçekten var olduğunu ama senin düşündüğünden farklı, senin içinde ve dışında, vücudundaki sevgi olarak, dürüstlüğün olarak ve doğayı hissetmen olarak bir kozmik temel enerji olduğunu biliyorum...

... sana şunu söyleyeyim küçük adam; 
içindeki en iyi şeylerin anlamını yitirdin. 
onu boğdun başkalarında, çocuklarında, karında, kocanda, babanda, annende, nerede gördüysen orada onu öldürdün.

sen küçüksün
ve küçük kalmak istiyorsun
küçük adam….”

ne diyordu 90’ların başında gepgenç bir adamken sen,  siyah müzik setinin içinde döne döne dinlediğin güzelim albümünde  banu kırbağ;
“yeryüzünde dostu olsun
gerek insan insana
ah , ben anayım
bu sözümde yerin göğün derdi / ahı var
sulha gelin ey insanlar
yoksa dünya mahvolar…

(murat örem / 18 ekim 2015 / ankara…) 


1 yorum:

  1. Ve şöyle diyor Doktor Wilhelm Reich;
    '' Diktatörler, zorbalar, küçük şeytanlar, dedikoducular, böcekler ve çakallar bir bilgenin önceden kestirdiği yazgıdan kurtulamayacaklar:

    Kutsal sözler saçtım
    Yeryüzüne
    Palmiyeler solduğu ve
    Kayalar parçalandığı zaman,
    Utkun krallar kuru yaprak örneği
    Havaya savrulacak.
    Tufanlar arasında bin gemi
    Benim sözümü taşıyacak.
    Ben gideceğim
    Sözüm kalacak.''

    Tabur tabur, dize dize, dörtlük dörtlük giden o güzel insanların öldüğü sanılacak, herkesin bildiğinin aksine susmuş olacaklar. Onlar gidecek, sözleri kalacak. Tam da bizim hikayemizi anlatmaya devam edecekler.

    Selamla.

    YanıtlaSil