*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

12 Temmuz 2015 Pazar

"çok sayıda insanımızın hayatını kurtardık çünkü savaşta öldürülmediler....birçoğunun ruhunu kurtardık çünkü her şeye rağmen kimseyi öldürmediler" aliya izzetbegoviç...





İnsan,  insana en kötü ne yapar…
İnsan,  insanla en  fazla ne yapar…
İnsan insan/sız/lığın en yüksek neresindedir…

Bundan tam 20 yıl önce 27 yaşında 8 aylık  kısa dönem asker/çavuş  genç adamdım…

Bundan 20 yıl önce tam 1 yaşını doldurmuş erkek evlat sahibi bir genç adamdım…

Şimdi , biri 21 diğer 17 yaşında , vakti saati gelince asker de olacak iki erkek evlat  sahibi orta yaşlı bir adamım…

Şimdi , çoktan sefer görev emrinden düşmüş orta yaşlılığın içinde bir ak saçlı adamım…


Sefer görev emrinden düşmek, yaradan esirgesin ülken alacakaranlık kuşağına düştüğünde, düşman kapına dayandığında “ben askerlikten düştüm…” diyerek  bir kenarda beklemenin karşılığı değildir bizler için…Sefer görev emrinden düşmek, vatan sevme görev emrinden düşmek değildir çünkü…


Bundan tam 20 yıl önce , çoluk çocuk, genç ihtiyar sefer görev emrindeydi, vatan emrindeydi  Srebrenitsa’da ,  o kaypak düşmanın elindeki ölümü binlerle yaşarken…

Bundan 20 yıl önce bir vicdan yarasıydı dünyanın tam ortasındaki Bosna-Hersek…

Bir dönemin imrenilen ve dünya üzerinde bağlantısız olarak tanımlanan Yugoslayva’nın lideri Mareşal Tito, ölümünden çok kısa süre önce şunu demişti;

“çok kültürlü çok farklı etnik yapısıyla
Yugoslavya kristal bir küredir…
Korkarım,
ben öldükten sonra
bu küre paramparça olacak…”


Aynen öyle oldu…!!!!!!

1. Dünya Savaşı dahil , insanlığın başındaki bir çok tarihi melanette ne hikmetse başrol oynamaya meraklı bir halk:   Saraybosna’yı ateşin tam içine atarken diğeri de o ateşe habire odun atmayı yeğledi…

Bundan 20 yıl önce dünya , bir büyük kıyımı seyretti, seyretti, seyretti…


Aradan 20 yıl geçti…
Ömürlerimiz geldi geçti, geçiyor…

Bizim ömür saatimiz işlerken Bosna’da binlerce insanın ömür saati işlemeden durdu…

Çocuklar, kadınlar, anneler , evlatlar yaşamadan öldü…
Yaşayanlar bugünlere ölüme inat geldiler…

O zor zamanların Aliya’sı , dünya insanlık tarihinin  en acılı lider insanlarından, Bosna’nın çocuğu  Aliya İzzetbegoviç ölümünden önceki son şiirinde şunu demişti ;

“Dik dur!

Yıldızların altında nasıl başı eğik durursun

Hangi yoldan gidersen git

Sonunda ölüm bekliyor

Ve her şey felaketle sonuçlanıyor

Sen de öleceksin

Bu dünya da ölecek

Bu yüzden dik dur…”

Saraybosna dik durdu…
Ölümü bile bile yaşaya yaşaya dik durdu…

Bu cümleler de bir  güzel halkın acılarının 20. yılında , onurlu direnişinin önünde bitmeyen saygıyla yazıldı…

( murat örem / 12 temmuz 2015 / ankara…) 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder