*türkçe'nin yaşadığı "106" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

21 Temmuz 2015 Salı

"...adalet nedir ? ağaçları sulamak....zulüm nedir? dikene su vermek...." hz. mevlana...




türkçemizin  de  en karakteristik harflerinden biridir   ö  

insanlığın en güzeli olan  ö”yküler  onunla başlar…
insanlığın en rezil hali  ö”dleklik  onunla başlar…
az konuşur   “ ö ”   harfi ama tam kitabın ortasından konuşur…

çok konuşan !!! bir adam olarak ben,  hem türkçemizi  hem de   tam  kitabın ortasından konuşan  “ö”  harfini pek severim… 

 örem”  diye ö ve m harflerinin üstüne basa basa söylediğim soyadımı da çok severim…

zaten ben genel olarak  ö”vünmek gibi olmasın(!!!)  ama kendimle ilgili çok şeyi onlarca yıldır çok emek verdiğim için çok sevmiş bir adamımdır…

çocuklarımı çok severim çünkü çok emek vermişizdir karşılıklı…

işimi çok severim çünkü ömrüm harflerin arasında geçmiştir emekle…

ülkemi çok severim çünkü bir dağın başındaki tek bir çiğdemin yeşerdiği toprak parçasının bile ne emeklerle ayakta kaldığını bilip öğrenmişimdir…

her fırsatta ilk uçağa atlayıp sınır dışına bir yerlere gitmektense karadenizin, akdenizin  uçurumlu yollarında , egenin iç anadolunun sarı sıcaklarında  sürmüşümdür yıllardır emektar uno'mu, siena'mı, alfa’mı…ve durduğum her  pınar başında gökyüzüne bakmışımdır hayranlıkla, sorumlulukla …

kendini ve etrafını seven insanlara, kendiyle barışık insanlara  bizim gibi onlarca yıldır kültürel patinaj yapan düşünce tembeli toplumlarda narsist damgası vurmak,  megolaman etiketi yapıştırmak kara cahilliktendir….

hiç takılmayın o pervasızlıklara da….

ama kendinizi sevmekle kibirli olmak  arasındaki sınırı da hep yoklayın kendinizde…övünmek iyidir yeri ve zamanı geldiğinde, eleştirmek en büyük dosttur ama içi doldurulmamış kibir,  rezil bir şeydir….

laf aramızda , insan, 50 yaşına ramak kalınca kara cahillere de  en kibarından “çektirgit” demeyi de öğreniyor ...

bir de ö harfini çok sevdiğim için mi çok sevdim soyadımı,  yoksa soyadımı çok sevdiğim için mi başka göründü gözüme “ö” harfi yıllar içinde bilmiyorum….

ayrıca  onlarca yıldır hele resmi yazışmalarda ören olmak zorunda kalan soyadımı  örem”  diye vurgulamak için harcadığım enerjiyi çocuklarım da iyi bilirler çünkü onlar da yaşamıştır bu tatlı kabusu en az onlarca kez….

bir gün size dedem selahi örem’den öğrendiğim soyadımızın ironik biçimde ilk alınma hikayesini de anlatırım yeri gelirse….

sözün başına geri dönelim ;

türkçemizin  de  en karakteristik harflerinden biridir    ö 
insanlığın en güzeli olan  “ö”yküler  onunla başlar…
insanlığın en rezil hali  “ö”dleklik  onunla başlar…
az konuşur   “ ö ”  harfi ama tam kitabın ortasından konuşur…

ve türkçede en hakiki kelimelerden biridir benim için “ölüm”
ölüm kelimesinde de en başta imzası vardır  “ ö ”  harfinin…

ölüm ,  20. / 21. yüzyılın  şu arsız tüketim furyasında hepimize unutturulmak istenen bir gerçektir…ölmeyecekmiş gibi tüketmesi istenir bütün insanların…çünkü vahşi kapitalizm insana mezarını bile arsızca pazarlamanın bir başka adıdır

ve ne gariptir ki, şuursuz tüketime en meyyal toplumlar ,  felsefesinin amentüsüne “israf etmeyiniz…” cümlesini koyan islam dininin toplumlarıdır çoğunlukla….allı güllü evler , arabalar, giysiler , doymamış doyurulamamış nefislerin harcadıkları paralar islam dininin her ilkesiyle kocaman kocaman çelişir…

aslında ölümlü olduğunu bilmek haddini de bilmenin anahtarıdır görmek isteyenlere…ve haddini bilen insanlar  /  toplumlar ürettiklerinin üstünde tüketmeyi  kendilerine ar ederler…

ve ölüm emek verilmiş  bir  gerçektir vakitli  sıralı olursa….
ölüm,  insana insan olmasını hatırlatan tek gerçektir…
hayatı anlamlı kılan  tek gerçektir ölüm…

bu yüzden demiştir sokrates şu ölümsüz cümlesini ;

“ bütün insanların bir gün ölmesi korkunç bir şey…
         ama daha korkuncu da olabilirdi ;
         ya bu insanların hiçbiri ölmeseydi ...”

ölümden korkmayın dostlarım…
öldüğünüzü bilmeden zombi gibi yaşamaktan korkun…
ve sırasız genç ölümlerinden çok korkun…

ölümlü olduğunu bilmek insana vicdanını hatırlatır…
ölümlü olduğunu bilmek insana eşyaya tapmamayı hatırlatır…
ölümlü olduğunu bilmek yaradan karşısında aciz olduğunu hatırlatır…

ve bunların hepsi dini açıdan da , felsefi açıdan da , ahlaki açıdan da nefsi terbiye edici güzelliklerdendir…

vakitli sıralı gelen ölüm,  güzel bir öğretmendir…
emek verilerek yaşanan hayat ;  en güzel öğretmendir…

bu güzel ülkenin neresinde vakitsiz sırasız bir ölüm olursa hepimizin ciğerinin yandığını bilin dostlarım…

yanan ciğerlerin sönmesi söndürülmesi inanın ki köz olmuş ormanların yeşertilmesinden bile güçtür dostlarım…

şu yukarıdaki fotoğrafa da bir daha bakın dostlarım…
yüzlerce yıllık binanın duvarından bile fışkıran hayatın gücüne iyi kulak vererek bakın...

( murat örem / 21 temmuz 2015 / kastamonu/ankara…)  

- fotoğraf / arda erhan örem / tarihi sinop cezaevi duvarı / temmuz 2015-

feridun düzağaç / kül....

1 yorum:

  1. Günaydın,
    İlk fırsatta uçağa atlayıp başka memleketleri gezmek yerine, Karadeniz'in kıvrıla kıvrıla giden yollarında, Toroslar'ın güneşinde gezen adam. Nasılsın iyi misin diye merak ediyordum ki yazını okudum sabah ve iyi olduğuna karar verdim. Kafası net, arkadaşımın görüşü berrak, bu iyiliğin belirtisi:)
    İki gündür yaşanan olayın dehşeti bir yana, yapılan saçma sapan yorumlardan sonra ilaç gibi geldi yazın..İnsan olduğumuzu hatırlatmışsın umarım okuyanlar da hatırlar bir şeyler kalır akıllarında..Benim aklıma da hemen Erasmus'un sözü geldi "İnsan insan olarak doğmaz, insan haline gelir". Ne kadar zor, meşakkatli bir yolculuk insan olmak ve insan kalmak orada da Nietzche'yi sevgiyle anmamak olmaz"Uçuruma çok fazla bakarsan uçurum da sana bakar" der. Kötülükle çok karşılaşan insanın kötü olma ihtimalinden söz eder, farkında olmadan kötülüğe kaymasından..Hele içinde bulunduğumuz zamanlarda bu çok daha önemli.Ama herşeye rağmen insan olmaya, insan kalmaya çalışanlar var çok şükür..Körü körüne birinin ya da bir düşüncenin peşinden gitmek yerine herşeyin sağlamasını yapmaya akıl ve vicdanını pusula yapmaya çalışanlar. İşte onlar sayesinde de birşeyler değişecek bu güzelim ülkede, acılar tümüyle sona ermese de azalacak, neşe ve mutluluk çoğalacak.Sen yazmaya, ben program yapmaya devam.
    Günün çok güzel geçsin.
    Saygı ve özlemle
    Ayşe

    YanıtlaSil