*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

3 Ocak 2015 Cumartesi

hasılı kelam , gökten üç elma düşmüş…tahin acılaşmış…pekmez ekşimiş…bize de o günlerin hikayesini yazmak düşmüş…



Aziz Nesin anılarında defalarca yazmıştır , soğuk kış günlerinde  tahinle pekmezi karıştırırken duyduğu hazzın bambaşka olduğunu ve ortaya çıkan karışımı izlerken nerelere nerelere gidip gidip geldiğini…

Oğul Ali Nesin de çocukluk günlerinden kalan en unutulmaz anıların başında,  babasının tahinle pekmezi karıştırırkenki musmutlu(!)  halinin geldiğini söylemiştir defalarca…

Elli yaşıma üç beş adım kalmış şu halimle bile  çok özlediğim benim o iki güzel dedemden biri olan Bessat Aga/Behzat Dedem de ne severdi tahinli şeyleri ve tahinle pekmezi…

Acıpayam’daki uzun ve bitmek bilmeyen temmuz ağustoslu ramazan günlerindeki  iftar öncesinde  ne çok bekledik Behzat Dedemle birlikte fırından çıkacak tahinli pideleri…

Behzat Dedem de çok severdi tahin pekmezi…
Yapardı da bizlere…

Belki zaman zaman evin kızları kadınları tarafından baba ayak altında dolaşma(!) diye ihtar edilse bile, o tahta tabanı her seferinde kendince sesler çıkaran mutfak geçişindeki salonda ne çok tahin pekmez yaptık biz dedemle  23 Nisan 1979’da  66 yaşındayken ölüverene dek…

Bu tahin pekmez ikilisini sevmek biraz da genetiktir…
Dünyayı susarak anlama :)  üzerine doktora yapmış  nevi şahsına münhasır  fani olan Ethem Dayım da çok sever tahinle pekmezi…

Onun elinden yemişliğim de vardır …
Ki , Behzat Dedemin en büyük oğludur, en büyük dayım/ız/dır o da…

Anne tarafımdaki geniş ailenin, genellikle başına buyruk, serdengeçti , güzel olan her şeye her daim zaaflı, aklına eseni yapan, aykırı, entel(!)  ve huysuz adamı olarak  bilinen beni içlerine ne kadar kabul ederler, bu saatten sonra  ben içlerine ne kadar girmek isterim bilemem ama ortada gen diye bir şey olduğuna göre ben de benzemişim Behzat Dedeme, Ethem Dayıma en azından tahinle pekmez konusunda…

Ben de çok severim,  pek severim tahinle pekmezi…
Yemesini de severim de; en çok tahinle pekmezin  hazırlanırkenki  o dansını severim bir kasenin içindeki…

Ve mutfakla hiç aram olmasa da, tahinle pekmezin o gizemli karışımındaki dengeyi tutturmayı hem çok  severim hem çok önemserim.

Bilenler bilir ; önce o  kaseye dökülen tahinin üzerine eklenen pekmezin ayarını tutturmak ustalık ister , sonrasında da bir tatlı çatalıyla ritmik hareketlerle ikisini hemhal eylemek…


Kıvama ve lezzete göre küçük dokunuşlar yapmak gerekir sonrasında…
Ve en sonunda da maharet, bir masanın etrafında şitahla  tahin pekmez yemek için toplananların sayısını artırmaktadır…

Yukarıdaki fotoğraf mutfaktaki az sayıdaki ustalık günlerimdendir…
Yıllar öncesindendir…

Pekmez tahin karışımının üzerindeki tahinin şekline dikkat edin…

Eskiler ne demiş, kaşıkların tahtadan oyularak yapıldığı günlerde ;
“herkes kaşık yapar ama sapını ortasına denk getiremez…”


Bizim de ustalığımız bu olmuş işte…
pekmezin üzerine döktüğümüz tahinle anlatmışız meramımızı...
hem de hiçbir atraksiyon yapmadan, kendiliğinden !!!! 


Öyle bir çağda yaşıyoruz ki ;
Kimselerin tahinle pekmezin bir kasenin içindeki hemhal oluşuna bile bakacak niyeti kalmamış…

Aşklar evlatlar ömürler sevgiler nefretler birbirinin kopyası alışveriş merkezlerinin beyaz ve çiğ  ışıklarının altında kalmış…


Dedeler torunlarına tahin pekmez hazırlamaz olmuş…
İnsanlar ekranların arkasında önünde zombileşmiş…

Ben bireyim diye bir masal çıkmış, insanın, insanlığın  ruhunu iğfal etmiş…


Hasılı kelam ;
Gökten üç elma düşmüş…
Tahin acılaşmış…
Pekmez ekşimiş…
Bize de o günlerin hikayesini yazmak düşmüş…

(murat örem / ankara / 03 ocak 2015 )  

3 yorum:

  1. Sevgili dostum. Çok eskilere, 9- 10 yaşlarına götürdün beni.
    O yıllarda dedem ve ninemde kalırdım yaz aylarında. 20-25 haneden oluşan bir dağ köyüydü burası. Yol yok, elektrik yok, su yok.
    Ninemin elde döndürülen bir taş değirmeni vardı. Kendi yetiştirdiğimiz, kaçırdığımız Sudan'ları bu taş değirmende öğütürdü ninem. Kah türkü söyleyerek, kah uyuklayarak saatlerce öğütür, öğütürdü. Yine kendi bağımızın üzüm pekmezi ile tahini karıştırırdık. Ben köy ekmeği üzerine kalınca sürer, büyük bir keyifle yerdim.
    Bu gece vakti senin yazın vesilesi ile rahmetli dedem ve ninemi andım, t uhlarına Fatiha okudum.
    Yine her zamanki gibi, akıcı üslubunla döktürmüşsün. Ellerine yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil

  2. Murat çok teşekkürler. Beni yine çok eskilere, çocukluğuma götürdün.
    Daha 9-10 yaşlarındayım. Yazları dedem ve ninem köyünde kalıyorum. Onlara işlerinde yardımcı olabilmek için. Köy dediğime bakma. Toplasan 20-22 hane yoktur burada. Yol yok, elektrik Yok, su yok.
    Ninemin elle döndürülen bir taş değirmeni vardı. Kendi yetiştirdiğimiz susamları, kavurur ve bu taş değirmende öğüttürdük. Ninem değirmenin başına geçer kah türkü söyleyerek, kah uyuklayarak saatlerce susam, haşhaş, ... öğütürdü. Pekmezimizi de kendimiz yapardık. Kendi üzümlerimizin şırasından. Taze köy ekmeği yapıldığında büyük bir dilim keser üzerine de kalın kalın tahin-pekmez sürerdim. Sonra doğru oynamaya.
    İşte böyle dostum. Sayen de rahmetli ninem ve dedemi de yad etmiş oldum.
    Yazım yine çok akıcı ve çok içten olmuş. Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Namıkcım;

    benzer ifadeler olmuş gibi görünse de farklı iki yorumunu da bilerek yorumladım...

    sen haşhaş deyince benim de haşhaş anılarım canlandı...
    kavurması çekmesi sonra da bir çöreğin içindeki o lezzeti...

    varol...
    sesin yorumların dail olsun dostum...

    murat....

    YanıtlaSil