*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

29 Kasım 2012 Perşembe

Kerem Güney İçin Güneşli Bir Sonbahar / Kış Yazısı


1990’ların tam da başı...
Soğuk , çok soğuk bir Ankara ayazı...

Geride ne çok kum fırtınaları, kar boranlar, güneşli pazarlar bıraka bıraka bugün artık çeyrek asra gitmeye hazırlanan kısa molalı, iki güpgüzel çocuklu ve bol huzurlu olsa da , derin kahırlar da tarifsiz aşklar da yaşa(n)mış evliliğimizin ilk yılları...

Yeni yılın ilk günleri...

Yirmili yaşların başındaki bir genç kadınla, parmağının ucunda dünyayı taşıyabileceğine inandığı için yaşıtları babalarının evindeki çorbayı kaşıklarken “ben etime buduma bakmadan ev de geçindiririm, sevdiğimle paldır küldür de evlenirim “ diyen haddini de kendini de dünyayı da bilmez tor bir genç adamın birlikte  gelin ve damat olarak seçtikleri Ankara Seyran’daki sobayla ısınan ilk ev...

Her tarafına kitapların dergilerin, gazetelerin tıkıştırıldığı , inşaat sırasında büyük bir yaratıcılıkla evdeki bütün zeminlerin  mozaik taşıyla bezendiği, mutfağının küçücük olmasına rağmen iki kişilik dünyaya çoğu zaman ferah feza geldiği, gelen gidenin hiç eksik olmadığı sobalı ev zamanları..

.Ardarda içilen Maltepe sigaraları...Her gün bir amentü gibi eve alınan günlük gazete; Cumhuriyet...Bugünden bakıldığında, memleketin, bir on yıl sonra , yirmi yıl sonra çok daha iyi olacağına duyulan çocuksu inanç...

Yıl 1991...
Günlerden Pazar...
Tam tarih ; 6 Ocak 1991...

Bir Pazar gününün kendi halindeliği...Ankara’da o zamanlar kimi öğrenci kimi meslek sahibi olan yaşıtlarımız, arkadaşlarımız hemşehrilerimizin “her zaman sıcak bir çorba, beş dilim ekmek , on dilim Susurluk peyniri ve Yanturalı sucuğu, bardak bardak çay, paket paket sigara ve güler yüz buluruz” umuduyla kapımızı gece gündüz rahatlıkla çalabildiği / aşındırabildiği zamanlar...

”Güneşin sofrasındayız / dostların arasındayız” diye diye herkese ardına kadar açık tuttuğumuz kapı...

Aradan yıllar geçip hepsi iyi kötü iş güç sahibi olunca, hal hatır sormak için bile aynı kapıyı çalmayı unutan Kartallar, Bahadırlar, Doğanlar, İlkerler .... başka ve şahsi bir yazının konusu...

Bir gün aniden işi gücü bırakıp yazar çizer olma hayalleri kuran genç adamla,  sırf o adama duyduğu büyük aşkın hatırına,  gelen gidene gülümsemeyi hiç unutmayan, her zaman üç kap yemeği , gönülden bir hoşgeldini , demli bir çayı, acı kahvesi olan genç kadının,  kitaplarla dergilerle  gazetelerle sohbetlerle insanlarla çoğaldığı, çoğalttığı sobalı evleri...

Yıl 1991...
Aylardan Ocak...
Günlerden Pazar...
Tarih 6 Ocak 1991...

Üzerinde yalnızca yedi kanalı, kırmızı tuşlarının akide şekerine benzediği kumandası olan ve birkaç yıl sonra,  herkesi kendi gibi sanan alık genç adam kefil olduğu bir arkadaşının dost kazığıyla haciz memurlarınca paldır küldür kamyonete yüklenmenin dramını da yaşayacak, depolarda bekledikten günler sonra tekrar eve geri dönmeyi başaracak ama daha o zamanlarda bunların başına geleceğini hiç tahmin etmediği için salonun ortasında mağrur mağrur duran Susurluk Bintaş Ticaret  patentli hakikaten güngörmüş bir güzel insan olan İbrahim Balkan jestli Telefunken televizyonun renkli ama soluk benizli ekranındaki bir Pazar günü programı...

Sobalı evin salonunda kendi halince halkalar çizen Maltepe sigaralarının dumanları...Tavla oynayan iki genç adam... Evin sahibi olan genç adama her fırsatta ”Hem annemi hem babamı ben köyümü özledim / yanında olduğum halde seni daha çok özledim” diyen genç kadının gönülden emeği ve güler yüzüyle doldurup doldurup boşalttığı bardak bardak çayları, kahveleri...

Bir Pazar gününün hem de çok soğuk bir Pazar gününün öğle sonrasında içilen keyifli tokluk çayları... Çıtırdayan soba... ”Geliyorum” diyen karlı tipili günlerin habercisi soğuk bir Ocak ayazı...Birden ekrana kayan gözler...Sesi açmak için uzanılan akide şekeri düğmeleri olan kumanda...Tek kanaldan ikiye, ikiden üçe çıksa da yeni yeni hayatımıza giren özel televizyonlar karşısında hala ilk akla gelen TRT’nin bin yıllık Pazar programlarından birinde yapılan canlı haber bağlantısının yarattığı şaşkınlık duygusu...

Çok uzun zamanlardan sonra, yani taaaa 12 Eylülden yıllarca sonra 1991 yılının ilk günlerinde İstanbul – Ankara otoyolunu laf aramızda pek de yaratıcı olmayan “Çankayanın şişmanı / İşçi düşmanı” sloganlarıyla , Şemsi Denizer liderliğinde yürüyen işçilerin ayak adımlarının heyecan  verici gümbürtüsünün televizyon ekranlarından evlere giren kararlı sesi...Olay yerinden, yürüyüşten yapılan canlı bağlantılar...Sonra tekrar stüdyoya , Pazar eğlencesi programına geri dönmeler...Sonra anons edilen bir sanatçı; Edip Akbayram...Sonra onun sahneye aksak ama kararlı , hızlı adımlarla çıkması....Sonra yine ekranlardan evlere uzanan o yanık ses ; “Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma...../ Ağladığın duyulmasın / Aldırma Gönül Aldırma...”

Türkiye’nin bir çok evinde olduğu gibi yüreklerin  işçilerle attığı Ankara Küçükesat Seyran’daki sobalı evin hafızada kazınan unutulmaz görüntüleri...

21 yıl sonra 2012'de bugün  bir vesileyle akla gelenler, klavyeden dökülenler...

Yıl 1991...Aylardan Ocak... Günlerden Pazar...Tarih 6 Ocak 1991...Kişisel belleğin dehlizlerinde yaşanan olayların bambaşka bir nedenle gün yüzüne çıkması...Şarkıdaki dizelerin sahibi olan Sabahattin Ali’nin 41 yaşındayken başını taşla ezenlerin olduğu yerde 1968 haziranından başlayarak doğmak ve  çoluk çocuğa karışmak ...şimdi de 2012’yi yaşamanın hali pür melali...

Veeee... Aradan 21 yıl geçtikten sonra 2012 yılının 16 Kasımında , bir Cuma gününde, o unutulmaz şarkının Sabahattin Ali ve Edip Akbayramla birlikte saç ayağı ve BESTEKARI olan Kerem Güney’in 73 yaşında kalp yetmezliğinden öldüğünü duyduğunda hem üzülen hem de “ Sabahattin Ali’den 32 yıl fazla yaşadı” diye sevinen ak saçlı orta yaşlı bir adam...

Gün gün düşüne düşüne kederden bir sigara daha yakmak için pakete hamle yapan aynı adam...

Hayatıyla , başına gelenlerle telifini çoktan ödediğini düşünerek ve Koca Reis Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun helal edeceğine gönülden inanarak“ Yaşadım / Erik ağaçları şahidimdir.....” diyen orta yaşlı adam...

Bu dünyadan Kerem Güney de geçti, iyi ki geçti ve işte döndürüp döndürüp dinlediğiniz Aldırma Gönül Aldırma şarkısının BESTEKARIYDI kerem güney  ey Ahali....” diye hatırlatan adam...

Bilgine, ilgine, ferasetine, belleğine ey nazenin okur....
Bilgine, ilgine, ferasetine, vefa duyguna...

Murat Örem / 16 Kasım 2012 / Ankara....

(www.tiyatrodunyasi.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder