*"107" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?

9 Haziran 2018 Cumartesi

babam taşkın hocayla da, evlatlarım umur örsan / arda erhan'la da çok "DÜNYA KUPALARI" izledik...hasılı 50 yaşında bahtiyar bir evlat ve babayım...darısı başınıza :)))

                                            ankara  gölbaşı 2002 / "can erikleriyle"
                                                                     *****

- kara kartalın has taraftarı babam taşkın hocamın aziz hatırasına...-
                                                                        *****

1974 /// daha 6 yaşındayım...denizli acıpayam'dayız...anneannem dedemlerdeyiz...dayılarımın üçü de bekar daha...teyzemler de orada...behzat dedem sağ...tam 13 kişiyiz artık yerinde yeller esen güzelim bağ bahçe içindeki evde...bazen dedemin kız kardeşi tiyatrocu nezahat tanyeri halamız da geliyor, yine tiyatrocu olan ve birçok yazımda sevgiyle andığım erhan dilligil oğluyla birlikte...işte o zaman ayrı bir şenlik oluyor o güzelim ev...istanbul kızı büyük halamız...öyle her şeyi begenmez her odada yatmaz...ritüelleri var...yine de her ailenin odası var...biz çocuklar için her yaz bir cennet sanki acıpayamdaki dede evi...sayının artması şenliğin büyümesi demek biz çocuklar için...yemekleri kim yapar...onca bulaşığı kim yıkar...peynirin etin zeytinin kilosu kaç para olmuş bize ne...biz çocuğuz...uyku huzur ve güven en büyük gıdamız bizim...hepsinden de bolca var...bir gün bir kahvehaneye götürüyor bizi büyükler...oysa kendileri bile gitmez oralara...hayal meyal görüntüler...tahta sandalyeler üzerinde otururken elimizde gazoz şişeleri ve salonun uzağındaki kutuya bakan büyüklerin meraklı kalabalığı...adına televizyon denen o kutudaki görüntüler ve sesler...hatırladığım ilk dünya kupası finali bu...almanya'nın ama batı almanya'nın şampiyon olduğu final maçı....turnuvanın da ev sahibi batı almanya.....ve dünya kupası tarininin gelmiş geçmiş en sempatik maskotları tip ile tap....

                                             ****

1978 //// artık daha büyüğüm...10 yaşındayım...susurlukta evimizdeyiz...lise yokuşundaki kültür sokakta oturuyoruz...aylardır kesik sular susurlukta...arada sicim gibi akarsa, inebey ilkokulunun bahçe duvarındaki çeşmeden bidon bidon su doldurmak ve eve getirmek mutlu ediyor beni...evin abisiyim ve bir işe yarıyorum işte...yorgun argın taşıyorum su bidonlarını eve...babam taşkın hoca her zamanki yaklaşımıyla teşekkür ediyor bana taşıdığım sular için...temmuz ayında bir pazar gününün öğle sonrası...televizyonun başına geçiyorum ben de yorgun argın...büyük final başlamak üzere...seyirci çılgın gibi konfeti atıyor sahaya...her yer rengarenk...öyle tahmin ediyoruz :))) çünkü televiyon yayınları hala  siyah beyaz....ve bugün aradan tam 40 yıl geçse de hala unutmadığım şu cümlesi yankılanıyor babam taşkın hoca'nın, arjantindeki 1978 yılı dünya kupası finali öncesindeki "murat şimdi renkli televizyonda izlemek lazımdı bu anı... kimbilir nasıl güzel olmuştur her yer..." arjantin kazanıyor kupayı...ev sahibi de arjantın...bir önceki dünya kupasındaki gelenek bozulmuyor ve ev sahibi şampiyon oluyor...kempesli ardilesli arjantin efsane portakallar hollandayı yeniyor....askeri darbe altında inim inim inleyen arjantin şampiyon oluyor...işin bu darbe kısmını bilmiyorum daha ben...çünkü çocuğum...işin bu kısmını bilmiyorum ama 2 yıl sonra askeri darbenin nasıl bir şey olduğunu biz de yeniden yaşayacağız türkiyede...daha o günden onu da bilmiyorum....hatta hatta arjantin ve türkiyenin ekonomik istikrarsızlıklar, keyfi askeri idareler ve futbol seyircisinin şuursuz fanatikliği de dahil bir çok konuda yanyana getirildiğini, birbiriyle bugün bile kıyaslandığını da bilmiyorum daha o yıllarda...

                                                     ****

1982 ///  14 yaşındayım...nihayet 1000 yıl süren kooperatif inşaatı bitince yeni evimizdeyiz artık...taşınıyoruz lise yolundaki kültür sokaktaki evden kendi evimize...duman köyü yolu üzerindeki yazlık bağlar düğün bahçesinin tam karşısındaki öğretmenler apartmanındayız....20 küsur dairelik apartmanda karı koca çalışan o kadar çok öğretmen ailesi var ki içlerinde anne babamın da olduğu, susurluk halkı kendiliğinden koyuyor apartmanın adını; öğretmenler apartmanı diyerek :))) biz taşındığımızda etrafta ne bina var ne in ne cin...bir gün bir taksiye binip eve geldiğimizde babam taşkın hoca "borcumuz ne kadar" diye sorduğunda şoföre, adam gayet densiz biçimde " şehir içi şu kadar ama burasının fiyatı daha fazla" deyince kaşı kalkıyor taşkın hocamın ve her zamanki hazır cevaplığıyla şoföre "şehir nazım planını sen mi yapıyorsun da şehir içi şehir dışı diye tarife uyguluyorsun" deyiveriyor...  


                                                    ****

taşkın hocayı son yıllarında nur yüzlü pamuk dede diye görüp sevenler bilsin ki , biz evlatları ve ailesi o nur yüzlü taşkın hocanın çok zeki aklından, hazır cevaplığından ve bazen de herkese her an saman alevi gibi parlayıp zekice gol atmasından da az çekmedik...yüreğimiz ağzımızda az tetikte durmadık karşıdan da bir cümle gelir mi diye. çünkü masmavi gözlerini bir dikti mi  taşkın hoca karşı tarafa, asla geri adım atmazdı arnavut damarlı güzel insanlar misali :)))  


                                                   ****

meseleye geri dönersek, yeni evimiz öğretmenler apartmanı o kadar uzakta yani şehirden...ama yeni evimizin tam karşısında  laz ninenin üzüm bağları var...lise bitene kadar ne çok gidip üzüm aldım laz nineden...laz nine belki 100 yaşında belki 1000 yaşında...gözlüğünü lastikle bağlıyor başına...bir camı yok...yavaş yavaş veriyor para üstünü bana..her seferinde de gönlümü alıyor yavuklun var mı akıllı oğlum diye sorular soruyor...bazen bu da benden deyip salkım salkım üzümleri de ekliyor...bir kaç zaman uğramasam nerede kaldın efendi oğlum diye sesleniyor bana laz nine...işte yeni evimizde yine bir temmuz ayı...renkli yayına kısmen geçmiş tv...biz de karar aşamasındayız evde, renkli tv alalım mı almayalım mı diye...hoş, alalım desek, belki hemen alacak para yok...devir ekonomist darbeci  :)))  kenan evrenin devlet başkanı zamanları...kemerler habire sıkılmış...devlette para yok...memura da yok....halka da yok...daha bunun bir de turgut özallı sevgili vatandaşlarım :)) zamanları gelecek 1984'te..


                                                  ****
hasılı kelam susurluk garajına gidiyoruz bu kez de 1982 dünya kupası finalini renkli izlemek için...bir önceki turnuvada bu maçı renkli tvde izlemek lazım diyen babam taşkın hoca hatırlıyor mu o sözünü bilmiyorum...ben de hatırlatmıyorum garaja maç izlemeye giderken....gencim artık...aklımda bin türlü şey dolaşıyor ve bazen kıl oluyorum gençliğin huysuzluğuyla babam taşkın hocama :))) ispanyadaki finalde italyanlar almanları evire çevire yeniyor; 3-1...italyan milli takımında dönemin ismi paola rossi var...ama italyanların 1000 yaşındaki cumhurbaşkanı pertini rossi'den bile rol çalıyor...daha çok kalıyor akıllarda...çünkü çok yaşlı  ama  çok sempatik...


                                                     ****

1986 /// istanbulda öğrenciyim...hem de okulların şahı padişahı olan istanbul üniversitesinde siyasal öğrencisiyim...1. sınıftayım...final zamanı...yaz...family pansiyonda kalmışım 1 yıl boyunca...ailecek çok çok zengin :))) olduğumuz ve hem annem hem babam öğretmen olarak çalıştığı için halk çocuğu değilim ben....zenginim...o  yüzden kredi yurtlar kurumundaki yurtlar falan çıkmamış...yedeklerde bile yokum...susurluktan bir arkadaşımın üsküdardaki evinde kalıyorum sınav döneminde...bayazıta gidip geliyorum sınavlarda...o leş gibi rutubetli istanbul sıcaklarında bir güzel geliyor her seferinde vapurla karşıya geçmek...bir de dünya kupası maçlarına bakmak...ömrü uzun olsun hala yaşayan halit kıvanç o zamanlarda bile bize yeterince yaşlı geliyor...bilenler bilir halit kıvanç  yeri asla doldurulmayacak isimdir ama çok çok fazla konuşur...suyunu çıkarır bu işin...meksikadaki dünya kupası maçlarında da gerekli gereksiz o kadar çok konuşuyor ki halit kıvanç...bir sus artık ihtiyar adam  diyoruz biz gençler...18 yaşındayım...halit kıvanç konusunu abarttığımı düşünenler varsa dönemin mizah dergisi gırgır'ın o dönemdeki sayılarına baksınlar...konuyla ilgili 10'larca espri bulacaklardır....buraya yazmayacağım 1986 dünya kupası şampiyonunu....gidin halit kıvanç'a sorun da görün başınıza neler geleceğini....size 1986 yılındaki leyleklerin göçünü ve gulf stream akımlarının dünya kupasına etkilerini anlatarak girsin söze de benim şu yazılarımın uzunluğundan sıkıldığınız için kendinizden utanın biraz :))))


                                                     ****
1990 //// artık 6 aylık evliyim....ankara'dayım...bacanağıyla ticarete atılmış gepgenç bir müteşebbisim :))) neyse ki aklımın başıma gelmesi uzun sürmeyecek...aradan 1 yıl bile geçmeden emekli edeceğim kendimi 1990 yılının ekiminde...22 yaşında hem de...türkiyenin en genç emeklisi benimdir ama bunu kimseler bilmez.:))) yine yaz sıcaklarındayız...kırtasiye ve ozalit bürosundaki patron müdür :)) işlerimi bitirip koşa koşa eve gidiyorum....hatta koşa koşa değil...her seferinde taksiye hatırlı bir para verip taksiyle dönüyorum eve...bazen cebimde tomarla para oluyor....para da kazanıyoruz ama sarmıyor bu iş beni...ben kitaplar okumak yazılar yazmak gemi maketleri yapmak evliliğimin tadını çıkarmak istiyorum...akşamları mutlaka bir dünya kupası maçı izlemek istiyorum ama bence en zevksizidir  1990 dünya kupası tüm zamanların...italyadaki ruhsuz turnuvayı bu kez almanlar kazanıyor...artık batı almanya değil onlar...yalnızca almanya...soğuk savaş bitmiş...berlin duvarı yıkılmış...iki almanya birleşmiş...doğu bloku da gümbür gümbür çökmeye hazırlanıyor...dünyaya barış geliyormuş...mış mış da mışmış...final maçını hayal meyal hatırlıyorum...finalde kaybeden maradonalı arjantin daha çok kalıyor hafızalarda....



burada bir virgül koyalım...haftaya aynı gün ve saate kalmadan:))  yazalım 2. yazıyı da....çünkü 1994 dünya kupasının bende apayrı ve BAMBAŞKA yeri vardır...hem efsane takım brezilya dünya şampiyonu olmuştur...hem de ilk oğlum umur örsan örem gelmiştir dünyaya onca maçın onca hayhuyun arasında....

    ( murat örem / 09 haziran 2018 / ankara )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder