*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Temmuz 2016 Pazar

hayat kendi ritminde akar yazlık sitelerde de...gülüşler gezinir balkonlarda...genç kızların savrulan saçlarında bahar görünür…akşamüzeri çaylarının kendine özgü huzuru sarar kocaman bahçeleri…ama yine de hüzünlü zamanları başlar temmuzdan itibaren yazlık sitelerin de...



yıllardır ne zaman temmuzu görsem takvimde,  sırayı  hemen ağustos  ve  eylülün alacağı  gelir aklıma…evet, günler hala çok uzundur ve hava hala çok sıcak…ama garip biçimde haziranın  sereserpeliği yoktur artık…birini beklemenin hazzı gibi yaz mevsimini  de  beklemenin tarifsiz  ve sevimli telaşı geride kalmıştır…

çünkü gelen
insan da olsa
mevsim de olsa
gelmiştir artık,  
heybesinde ne varsa…

kokusundan bile anlarsınız geleni, yaz da olsa…kah fark ettirerek  kah  fark ettirmeyerek birer ikişer dakika kısalmaya başlamıştır gündüzler de haziranın ikinci yarısıyla…temmuz akşamlarında,  kımıl kımıl eser rüzgar, zeytin ağaçlarının taneleri üzerinde…bazen hafif  ürperttiği  bile olur…elbette yine soğuk karpuzlar yenir…soğuk ve güzel biralar içilir…daha yaz sürecektir…ama…

balıklar atılır ateşin üzerine,  etler tavuklar
ama ille de kanatlar ve közlenecek mısırlar…

dünyanın en az protein tüketen coğrafyalarından birinde , et fiyatlarının dünyayla kıyaslanmayacak kadar yüksek olduğu  yerde  her köşe başından dumanlar yükselir sahil kasabalarındaki sitelerde,   kah görenekli kah göreneksiz akşamlarda…tavlalar şırrakk diye kapatılır kahkahalar eşliğinde…okey taşlarının o çiğ şıkırtısı kuşatır bazen dört bir yanı…

sahil kenarındaki  yazlık siteler de ayrı bir alemdir…kendi içinde gruplara ayrılır tatil siteleri müdavimleri de…altı aylığına gidenler vardır…yılda bir iki aylığına gidenler vardır…oturdukları ev yakın bir yerdeyse hafta sonları uğrayanlar  vardır…evlerini kiraya verenler de olur genellikle üç kuruşa tamah ederek…

nereden bakarsanız bakın hem çok bilindik hem de çok başka bir kültürün ortalamasıdır yazlık siteler…apartman hayatının bütün detayları yazlık sitelerde de karşınıza çıkar…aidatları ödemeyenler ve herkesten çok kusur bulan densizler burada da vardır…bahçedeki güller çiçekler  evinin önüne ekilip dikilmediği için surat asanlar da az değildir…balkona asılan plaj havluları, çocukların bahçedeki oyun sesleri  bile istenirse tartışma ve küskünlük  konusu yapılabilir…herkes herkesi aradan birkaç yıl geçince  buralarda da tanımlayıp kodlar…eni konu ruh hastası yoksa yazlık sitelerin müdavimleri arasında,  her şey kendi içinde birkaç zaman içinde dengeye kavuşur!!!

yaşı daha ileri olanlara sitenin orta yaşlı gençleri biraz daha göz kulak olur…çarşıya pazara giderken ihtiyaçları sorulur…damacana suları taşınıverir…büyükler de bu çabaları karşılıksız bırakmaz elbette...turşular verir komşularına, reçeller kompostolar taşır yazlıkçı evlerin yaşlı ve maharetli kadınları…

herkesin bir geleni gideni olur yazlıklarda…
çocuklar gelir ekserisi evli olan veya evliliğin kapısında bulunan…damatlar gelinler veya gelin damat adayları  ağırlanır beyaz  ve kolalı pikelerin içinde, balkon sofralarında…

yazlık sitelerin de en prestijli konukları elbette torunlardır !!!  

liseye kadar kız ya da erkek olsun torunlar daha sık gelirler buralara…hatta bazen anne babalar evlatlarını/torunları uzun süreliğine bırakıp  paran kazmaya!!!  giderler…evdeki büyükler için hem tanımsız bir keyiftir bu hem de sorumluluğu çok büyük gönül yükü…malum, deniz şakaya gelmez…oysa gençler sever suyun içinde alık alık güneşe bakmayı…akşamları yaşıtlarıyla yakınlardaki çay bahçelerine gitmeyi ve eve çok geç dönmeyi…bir de sevdiklerinin elini tutmanın hayalini kurmayı, kaçamak bir cigara içmeyi…

yaşlar biraz ilerleyince yangından kaçan tilki misali arkalarına bile bakmadan uzaklaşır gençler / torunlar yazlık sitelerden…büyümenin değil de büyüdüğünü sanmanın garip bir muhtırasıdır bu davranış…aradan on yıl geçince bu kez aynı gençler keşke diyeceklerdir ama keşkedir işte sonrası…

dedeler torunlarına mangal yakar yazlık sitelerde…anneanneler babaanneler pudingler yemekler yapar…evdeki gelinler maharetleri neyse girerler mutfağa ve çıkarlar mutfaktan içleri poğaça börek çörek pasta yemek dolu güzel tabaklarla…damatlar, balıklar rakılar alır ev halkına…evlerin oğulları  kimselere çaktırmadan eksik gediği yoklar gelmekten gidene kadar gücü yetiyorsa aklı eriyorsa…bir de babalarına bakarlar evlerin oğlanları hissettirmeden…adımları küçülüp yavaşlamış yetmişlik babalarına bakarlar…geleceklerini görürler belki…evlerin kızları geçmişe giderler çocuklarıyla deniz kıyısına indiklerinde…ne zaman ve ne arada  kocaman kadın kocaman anne olduklarını sorarlar kendilerine…çocukların umru değildir bunlar..onlar kumlu ayaklarıyla evlerin içine içine girmeyi / etmeyi severler en çok ve babalarıyla dedeleriyle tavla oynamayı…

büyük sofralar kurulur yazlıklarda…çok büyük…sofralar ne kadar büyükse memleket de o büyüklükte ve o iddiada kurtarılır…sonra arada yemekler mezeler tırtıklanır…sonra bir daha memleket kurtarılır…garip tartışmalar yaşanır bazen...boyundan büyük laflar eder kimileri…

alnı yıllardır secdeye değmiş büyük anneler şükreder masanın etrafındaki herkesin yüzünü süzerken…bu sene de eksilmedik  şükür….derler içlerinden…büyük anneler bu şükür dualarını ederken azrail tırpanını bileylemektedir  oysa bir köşede sinsi sinsi…

herkes bilir bunu…
azrailin binbir tırpanı vardır
ve kimseler keyfinin kahyası değildir azrailin
yazlık sitelerde bile…

sevinçle kederin
doğumla ölümün
kardeş olduğunu
herkes bilir
ama….

dikkatli bakanlar görür yazlık evlerin merdivenlerine duvarlarına bahçelerine  sinmiş eskilerde kalmış yüzleri sesleri üzerine kırk kat boya yapılsa da kırk çeşit çiçek ekilse de…


bir köşede hıçkırıkları duruyordur mesela en son geldiğinde sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenip hıçkıra hıçkıra ağlayan  evin torunu  genç kızın…büyük büyük dedenin yıllar önce son içtiği kahve gelir akla…karşı evdeki teyzenin ölmeden önceki bükülmüş belini hatırlar  bir başka çocuk mesela yıllar sonra…


karşı sitede her yaz kahverengi vosvosuyla geçen hakkıyla kibar o amca  yoktur artık yıllardır…ağzının içinde çakıl taşı varmış gibi konuşan sitenin sefalar getiren dedesi de gitmiştir…torosların güzel çocuğu da yoktur…hiç hesapta yokken,  biliyor musun sapasağlam bilmemkim teyzen de hasta…çok üzüldük…deyiverir anneniz bir telefonda…zınk diye kalırsınız haberi duyduğunuzda…


hep hüzün yoktur elbette yazlık sitelerde de…
güzel dedikodular da vardır her daim…

kim ameliyat olmuş neresinden bilir sitenin teyzeleri…
kim nişanı atıvermiş, kim kimden ayrılmış  onu da bilirler…
ve aynı teyzeler bamyanın tazesinin nereden alındığını da bilirler…

bankacı bilmemkimin beşinci kez yenilediği araba da konuşulur…
fenerbahçenin bitmeyen balon transfer haberleri de yazlık sitelerde…

siyaset yazlık sitelerde de daha çok erkeklerin işidir…
oturdukları yerden her şeyin sözcüsü olmaya bayılır emekli amcalar…
ona buna ağız dolusu söylenip çakmayı da iyi bilirler…
gazetelerini okurlar ince ince bu amcalar…
dışarıda akan gürül gürül hayatı anlay/t/amayan gazetelerini…
sesi soluğu bir yerlere kaçmış gazetecileri okurlar…

artık ne dünya eski dünyadır…
ne gazeteler eski gazete

terör olayları, ölümler düşerken ekrana bir bir sırayla ,  ”vah vah , yandı yine ocaklar, yıkıldı yine ana babalar”  sesleri yükselir  yazlık evlerden ama bu cümlenin hemen ardından çayın altını kısmayı ihmal etmez kimseler…arabanın vergisi de vardır daha yatacak…karpuz da alınmalıdır…oğlana da iş bulunacaktır…araları bir süredir limoni olan kız ve damada usulünce neler olduğu da sorulmalıdır…gelinin neden yine surat astığı da dikkate alınmalıdır…torunların ergenlik hallerine de  akıl erdiğince kafa yorulmalıdır…bir de doktora gidip ilaç yazdırmak lazımdır…


böyle böyle geçer günler yazlık sitelerde de…

herkes herkesi bir şekilde çoluk çocuk torun torba büyük küçük hem koruyup kollamakta hem de göz hapsine gönül hapsine  almaktadır…herkes de bilir bunu…kanıksar ve yadırgamaz da…

ortalama orta sınıf  kuralları  yazlık sitelerde de  baskındır…

oyunun içine dahil olmak isteyen , ortalama orta sınıf kurallarını  bilerek ayak basmalıdır site sınırlarına da…mesela biraz okey bilip sevmelidir…fırsatını bulunca transfer dedikodularına dair iki çift laf edebilmelidir…bayramları seyranları es geçmemelidir…sitenin süresi sınırlı ziyaretçileri ayrılıp giderken yolunuz açık olsun/allah kavuştursun  demenin kalabalığına sessizce karışabilmelidir…emekli amcaların , her şeyi bilen teyzelerin rızasını almadan , onların  selamını çoğaltmadan elinden tuttuğu birilerini arkadaşım, akrabam can yoldaşım diyerek kapıp kapıp getirmemelidir…


hayat kendi ritminde akar yazlık sitelerde de…
gülüşler gezinir balkonlarda…
denizden çıkmış genç kızların savrulan saçlarında bahar görünür…
delikanlıların yorulmamış bedenleri hayatın tazeliğini hatırlatır…
akşamüzeri çaylarının kendine özgü huzuru sarar kocaman bahçeleri…

ama yine de hüzünlü bir yanı  başlar  yazlık sitelerin temmuzdan itibaren…
ağustosta biraz daha artacaktır bu hüzün,   bazı geceler gök gürlediğinde…
eylülle birlikte denkler toplanmaya başlanır usul usul…
salçalar yapılır, turşular basılır, biberler kurutulur…
sayısı azalan aileler daha bir sarılır birbirlerine kahve zamanlarında…

ekimde kimseler kalmayacaktır artık neredeyse…
günler sonbahar güneşiyle bir bir akarken
evlerin kadınları çanak çömleği derleyip toparlar, perdeleri çeker…
adamların işleri vanalar, kapılar , pencere çatılardır  daha çok…

ve anahtar kilide girdiğinde ayrılık zamanında, şu dilek dökülmelidir dillerden;
“seneye geldiğimizde , kapıyı kilitleyen eller açsın yine  inşallah…”


bu dileklerin bazıları kabul olacak
bazıları azrailin tırpanına takılacaktır…

iş ki tırpan zamanı gelenlere dönük olsundur…
gepgenç gök ekinlerini biçmesindir…


uzun ve sıcak bir yaz daha geçip gitmiştir…
her uzun ve sıcak yazla birlikte
ömür defterinden bir cüz daha eksilmiştir…


şimdi kışlık evlere  gidip kombileri bakıma sokma zamanıdır artık…
şimdi biraz da,  oralarda oyalanma zamanıdır artık…
               ( murat örem / 10 temmuz 2016 / ankara….)
                                              ****
               -fotoğraf / umur örsan örem / temmuz  2008 / candeniz tatil sitesi-

4 yorum:

  1. Murat'çığım yine hem neşe hem hüzne aynı anda götürdün bu yazında bizleri. Bu yazını eşime de okudum. Hepimizin (orta sınıf) yaşsdığı şeylerdi:) Ama öyle bir ifade etmişsin ki bu kadar olur. Bir paragrafta neşeleniyoruz, bir sonrakinde bir hüzün.
    Eşime okurken bazı paragraflarda duygusallaştım, sesim titredi. Yaşlanıyormuyuz ne.. Biraz da daha zorlasan al sana Türk filmi senaryosu. Eline sağlık arkadaşım. Nice yazlara hep beraber. Çocukluğumuza götürdüğün için çok teşekkürler. Bilhan Dalkılıç

    YanıtlaSil
  2. bilhanım ;

    bayram telefonunda uzun süredir yazmıyorsun, mutlaka demlenip biriktiriyorsun dedin ya bana...inan bu yazıyı biraz da senin o cümlen üzerine kaleme aldım seni ve hakiki okurluğunu da sevgiyle yad ederek...

    ve yazının ardından öyle dolu dolu bir yorum gelmiş ki senden, yanılmadığımı bir kez daha yaşattın bana...

    yaşlanıyoruz tabi bilhan...
    hangimiz o feriköy yurdundaki genç adamlar olarak kaldı ki...
    otobüslerde yer veriyorlar...kazık kadar genç kızlar oğlanlar amca diyor...

    tabi ki yaşlanıyoruz....

    ama şunu unutma; onlarca yıldır genç ölümlerinin bu kadar çok olduğu bir coğrafyada yaşlanabilmek bile ayrı bir mutluluk ...örsan öymen 70'lerin sonundaki bir yazısında yaşlanarak yatağında ölen annesinin ölümüne ağlarken utandığını yazmıştı milliyet'te...gepgenç fidanlar ölürken utandım kendimden demişti...sonra kendisi de pis temmuz'da 52 yaşında kalp krizinden ölüvermişti...

    bak gene benim hafıza tünelinden anılar patır patır dökülür oldu...

    sana, değerli eşine sevgilerimi iletiyorum...
    evlatlarını da öpüyorum yaşlı amcaları olarak :))

    sağol varol kardeşim benim...

    murat....ddo

    YanıtlaSil
  3. Of ya off ki off dostum sen benim de yaşlandığımı bana hissettirdin ya.(Kopyum yine, Baba büyüksün) Oysa ki ben senin her yazını okuduğunda bilgi dağarcığım gençleşir.
    Lakin zaman (Yaşam/hayat) o kadar hızlı geçiyor ki Her gün bir gün daha sarı saçlarım siyahı göremeden aklaşıyor, Sen çok yaşa emi, 30 küsür yıldır yüz yüze görüşemediğim çok sevgili dostum, seni çok ama çok seviyorum.

    YanıtlaSil
  4. erolum

    şimdi şu saatte gördüm yorumunu ve hemen yayınladım...
    dünya yanıyor ölümlerle....

    biz yaşlanıyoruz...
    aslında değişen hiçbir şey yok...

    dünya aynı dünya...
    insanlar bir var bir yok...

    baki kalan bu kubbede
    aradan otuz yıl da geçse
    kalan dostluklar...

    ne güzel...
    artık bu yaz bir gün de olsa
    yanyana gelelim yahu...

    sevgilerimle...

    bin yıllık dostun / murat....

    YanıtlaSil