*"114" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" ziyaret !
*her cümle "5846" sayılı yasa korumasında !
*fotolar "ekseriyetle" büyütülebilir !
*sağ alttaki küçük dünya ?

13 Nisan 2014 Pazar

yaşayacağız...ucuzlaşmadan , bayağılaşmadan yaşayacağız ne kadar ömrümüz kaldıysa...




Yıl 1994'tü....
Türkiye yine aynı Türkiye'ydi...
Çalıştığımız işyerindeki günlerimiz sayılıydı...
Kültür sanat insan yayın....gitti giderdi, bitti biterdi....

Milliyet Sanat Dergisi almıştım....
Sayfalarını çevire çevire okurken bir yazıyla karşılaştım...
Orhan Duru'ydu yazının sahibi...
Bilenler bilmeyenlere anlatsın Orhan Duru'yu...

Mealen şunları diyordu Orhan Duru;
"birileri hayattan aldığımız estetik duyguyu yok etmek için vandallaştıkça susacak mıyız....
 kabuğumuza mı çekileceğiz...
hayır...Elbette hayır...
Yaşayacağız...
Adam gibi yaşayacağız...
Düzgün insanlar gibi düşünerek üreterek yaşamaya devam edeceğiz...
ilkelerimizi ve kendimizi unutmadan asla  pes  etmeden yaşayacağız..."

Bu cümleleri o günden beri hiç unutmadım…
Orhan Duru’yu hiç unutmadım..
Fotokopisini çekmiştim yazının at nalı puntolar haline getirerek ve işyerimdeki duvara asmıştım...

İşyerinden ayrılana dek durmuştu o yazı sigara dumanından kararan duvarda…

Şimdi bir Pazar sabahı hatta öğlesinde ,  sarıdamarlıgüzelgelin her tatil günü yaptığınca öğlenlere dek ölü gibi uyurken benim de bu cümleleri yazmak geldi içimden…

Evet, yaşayacağız…
Ne kadar ömrümüz varsa , ne kadar kaldıysa  ; 
ucuzlaşmadan , bayağılaşmadan , 
insana ve insanlığa ihanet etmeden 
güzel olanı estetik olanı araya araya 
paylaşa paylaşa yaşayacağız…

Adam gibi yaşayacağız…
Kadın gibi yaşayacağız..
İNSAN gibi yaşayacağız...

Şiir okuya okuya yaşayacağız…
İyi şiiri hakiki şiiri okuya yaza yaşayacağız…

(murat örem / 13 nisan 2014 / ankara…) 


bakın mesala Orhan Duru  imzalı şu şiir de ne kadar hüzünlü ve güzeldir...

 ağıt

ne çok ölenler oldu bir bir gittiler
köşe başlarında burun buruna
ya da kol kola geldiklerimiz
ve boğaz boğaza bir hiç uğruna
kalleş ve yiğitdiler
 
dudaklarında kiminin eğri büğrü
olmadık akarsular örneği kiminin
dolgun ve gür ezgiler vardı
kimi yüz yaşında hálá bebek
kimi doğarken ihtiyardı
öldüler demek
 
sonra geride kalanlar filan
cenáze namazı ve gözyaşı
aksaray láleli şehzádebaşı
ikinci kadehden sonra biraz
rahmetlinin en sevdiği meze
ömründe en mutlu olduğu an
ve sağlığında yediği birkaç herze
 
sonra biraz memleketin háli
biraz yoksullukdan kırılan ahálî
sonra yine geride kalanlar filan
sonra biraz tarama lakerda
sonra biraz dördüncü beş yıllık plan
 
ne çok ölenler olmuş bir bir gitmişler
kalleş ve yiğitmişler

26 aralık 1977

orhan duru



7 Nisan 2014 Pazartesi

şiir okuyun....iyi şiir okuyun...hakiki şiir okuyun...

Şiir okuyun ; .
Tanıdığınız tanımadığınız adamlar  kadınlar
50 inç ekranlı  televizyonlarınızın içinden  habire  bağırırken...

Şiir okuyun ;
Kendinizi kocaman bir denizin ortasında
Dümensiz pusulasız kaptansız hissederken...

Şiir okuyun ;
Şehirlerin dağdağası
üstünüze üstünüze abanırken....

Şiir okuyun ;
Sınavlara , sevdalara , insanlara
Yalanlara , dolanlara , fesatlıklara
Kah taammüden , kah ansızın yakalanırken...

“Bu da geçer yahu...” derken
içinizden dışınızdan...
Şiir okuyun ,
İyi şiiri okuyun,
Hakiki şiiri okuyun...

Mesela ; 
Süreyya Berfe   okuyun ....

( murat örem / 07 nisan 2014 / ankara....)
                                                       

********
          Gidilir gelinir.
Belki sağsalim dönülür, hepsi o kadar.

Günler geceler çabuk geçer.
Çabuk geçmez şaşkın bir çocuğun hüznü

    Vapurlar, arabalar, karlar çabuk geçer.
    Ayrılık da özlem de her şey...
    Her şey çabuk geçer

Ve birden gün ağarır.
Hepsi o kadar.

Gidilir herhalde gelinir.
Bütün gün denize bakmak kadar.
Belki ayvalar çürür.
Bir şeyler kurur, atılır.

Nedir ki uzakta olmak
Ardahan'da boş duran bir ev
Hiçbir zaman suyu olmayacak bir kuyu
Unutulur, kalır. Hepsi o kadar.

O kadar anlayabilmek
O kadar acemi
O kadar toy
O kadar ilk
O kadar yeni

Ey uğursuz yolculuklar
Ey yıldızsız samanyolu
Bir daha hiç olmayacaksınız.
Çünkü yarım ve yaralı kalan
Bir akşam, yemin etmiyorum ama
En az günlerce, günlerce kanar.

Gidilir,
gelinse de
gidildiği gibi değildir.
Hepsi o kadar.

( süreyya berfe...) 




3 Nisan 2014 Perşembe

feza gürsey ; " yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var," bilim adamlarını unutan milletleri , tarih de unutur...



      Birkaç gün sonra takvim 7 Nisan’ı gösterdiğinde teorik fizik alanındaki çalışmalarıyla tüm dünyada çok saygın bir yer edinmiş Feza Gürsey'in 93. doğum yıldönümü olacak...

Feza Gürsey Hoca yaşasaydı  93 yaşında olacaktı  7 Nisan’da...
Feza Gürsey’in ölüm tarihi de Nisan ayına denk düşecektir 1992 yılında...

Kimler ne kadar farkındadır ki  tüm bunların ?
Kimlerin ne kadar umrundadır ki bu durum ....!!!

Hayatı boyunca birçok akademik yayına imza atmış, bilim dünyasının en prestijli ödüllerine lâyık görülmüş olan Feza Gürsey'in bilimsel çalışmalarını tümüyle  anlaşılır kılarak   şu yazıya sığdırmamız asla  mümkün değil...

Feza Gürsey 7 Nisan 1921'de İstanbul'da dünyaya gelir. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde fizik eğitimi görür. Doktora çalışmasını Londra Üniversitesi'ne bağlı İmparatorluk Bilim ve Teknoloji Yüksekokulu'nda tamamladıktan sonra Cambridge Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalarını yürütür....

1951 yılında  yurduna dönerek İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak göreve başlayan Gürsey  1953 yılında doçentlik derecesini alır. 1957-60 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde çeşitli üniversitelerde araştırmalar yaptıktan sonra  Ankara'ya geçerek  ODTÜ'de Teorik Fizik Bölümü'nde profesör olarak göreve başlar.

1974 yılına kadar çeşitli aralıklarla ABD'de konuk öğretim üyesi olarak dersler veren Feza Gürsey, ODTÜ'den ayrılarak Yale Üniversitesi'ne geçer. 1977 yılından aramızdan ayrıldığı  1992 yılına kadar 15 yıl boyunca Yale Üniversitesi’nde kimyasal termodinamiğin kurucusu Josiah Willard Gibbs adına kurulan kürsüde profesör olarak görev yapar Feza Gürsey Hoca...

Bilime olan katkılarının yanı sıra, bir başka efsane hoca Profesör Mustafa İnan gibi divan edebiyatı da dahil olmak üzere, şiire, edebiyata yakın olan Feza Gürsey’le ilgili çok etkileyici  yazıyı, matematikçi Profesör Ali Nesin yazmıştır...

Ali Nesin , Matematik ve Oyun kitabında şöyle anlatmıştır  Feza Gürsey Hoca’yı  yaşadıklarından da yola çıkarak ;

“ 1980 yazıydı. Feza Gürsey ve ailesi Fransa’ya geldiler.
Eşi Suha Hanım’ı ve kendisini ilk o zaman gördüm.
Oğlu Yusuf Gürsey‘le bir yaz önce Türkiye’de tanışmıştım.
Feza Bey, Fransa’nın ve dünyanın en gözde bilim merkezlerinden biri olan Collège de France’ta ders vermeye gelmişti. Derslerine gittim. Salon tıklım tıklım doluydu. İlgi çok yüksekti.
(...) Son derece akıcı bir Fransızcayla ve saygı uyandıran bir dinginlikle konuşuyordu. (...) Anlattıklarını herkesin anladığından, anlayabileceğinden en küçük bir kuşku duymuyordu. “Gördüğünüz gibi pek de zor değilmiş” der gibiydi. (...)

Dersten sonra birlikteydik. Konuşmasının anladığım bölümlerinden, yani matematikle ilgili bölümlerinden sorular sordum. Sanki bir meslektaşıymışım gibi başladı anlatmaya. “Ağzından bal akıyor” denir ya, işte öyleydi, ağzından gerçekten bal akıyordu.

Daha da önemlisi beni ciddiye alıyordu.
Ciddiye alınıyordum...
Bir bilim adamı olarak ciddiye alınıyordum...

Feza Bey acaba o gün bana gerçekten neler öğrettiğinin, neler verdiğinin ayrımında mıydı? Yale Üniversitesi’ne doktora için başvurdum. Kabul edildim.
Feza Bey sayesinde kabul edildiğimi sonradan öğrendim.
(..) Matematik bölümü Feza Bey’e sormuş:– Ali nasıldır?. Feza Bey nerden bilsin matematikte nasıl olduğumu? Gene de, – Çok iyidir, demiş, bence kabul etmelisiniz.– Ama okul notları pek iyi değil, demişler. Fransa’da ABD’deki gibi bol not verilmez. Notları Fransa için çok iyi. Kabul edin pişman olmayacaksınız. (..) Feza Bey’e güvenip beni matematik bölümüne kabul etmişlerdi. (..)
Feza Bey üzerine ne anlatayım? (...) ABD’deki evinin bir Türk yurdu haline geldiğini, Türk öğrencilerinin sorunlarına karıkoca nasıl çözüm bulmak için uğraştıklarını anlatmalıyım. Eşimle evlendiğimiz dönemde  geceleri evlerinde ailecek düzenledikleri kutlamada Asaf Halet Çelebi‘nin “Maria” şiirini nasıl duyarak okuduğunu atlamamalıyım. Gece geç saatlere dek evinde biz gençlerle oturduğunu, yaşıtlarıymışız gibi sohbet ettiğini, bizlerle oyunlar oynayıp bir çocuk gibi eğlendiğini söylemeliyim.

Ya elinde kâğıt kalem, koltuğunda hesaplara daldığı anlar?
Feza Bey eşsiz bir insandı. Feza Bey sayfalara sığmaz....”

Ankara’da yaşayan okurlar ;
Altınpark’taki  bilim merkezinin adı anlamlı  bir kadirbilirlikle  yıllardır Feza Gürsey Bilim Merkezi’dir ve hala hem çocuklara hem büyüklere hizmet vermeye devam etmektedir...

Farkındasınız değil mi ?

( murat örem / 03 nisan 2014 / ankara...)


2 Nisan 2014 Çarşamba

sabahattin ali ; öldürülüşünün 66. yılında da senin meskenin, her daim okurlarının gönlüdür....




“ etrafın seni sıktığı zaman kitap oku…
ben şimdiye kadar
her şeyden çok , kitaplarımı severdim.

bundan sonra
her şeyden çok
seni seveceğim
ve kitapları beraber seveceğiz...

şiirlerimde de gördün ki, kitaplara rağmen çok ıstırap çektim.
çünkü candan bir insanım yoktu.
sen benim yarım kalan tarafımı ikmâl edeceksin.”





         “Hayat , ne fazla gülmek, ne de yasa girmektir
Geleneği çiğnemek, talihi devirmektir
Dünyayı parmağının ucunda çevirmektir
Yaşamak yatağından seller gibi taşmaktır.

İnsan ki gelir geçer, dünyada nefes gibi
Ne büyük ızdıraptır yaşamak herkes gibi
Yükseksen tatlı bir ses, olamaz bu ses gibi
Yaşamak kartal gibi göklerde dolaşmaktır.

Yaradan her mahluktan farklı yarattı bizi
Zaman bir avuç toprak yapsa da cismimizi
Kainat hayretlerle anmalı ismimizi
Yaşamak asırları bir hamlede aşmaktır.”