*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

8 Kasım 2013 Cuma

Güven, az gelmez her şeye yeter





Birçoğunuz bana katılırsınız, yaşamın en güzel yılları öğrencilikle geçer… Neredeyse on beş yıl öğrenci kimliğiyle dolaşabilirsiniz,  belirlenmiş sürede bitirirsiniz ,çok çalışkansanız tabii… Duruma göre ,“benden bu kadar, iş bulayım artık kendime ” deyip daha az,  ya da “böyle pek keyifli canım” der sınav tekrarlarıyla çok daha uzun yılları aynı kimlikle geçirip uğurlarsınız.

Formlardaki meslek hanesine “öğrenci” yazmak ne gurur verirdi ya…

Lise yıllarımızda okul arkadaşlarımız arasında herhangi bir ayrım yoktu… Ayrıdan anladığımız bildiğimiz matematikte bir işlem, kimyada analiz, Türkçedeyse  hecelere bölmekti… Başka da anlamı yoktu…

Birlikte ders gördüğümüz kız arkadaşlarımızla tenefüs saatlerinde de birlikte zaman geçirebilirdik… Kimsenin de aklına bugün sanıldığı gibi yanlış bir şeyler gelmiyordu; çok çok muzipçe yapılacak şaka ve onun şanslı  kurbanını seçmek düşünülürdü. "Hey gidi günler" diye başlayıp anı olarak anlatılacaklardı her biri. Yanlışı (!) yapan sonucuna katlanırdı elbette,bildiğin kısasa kısas  yani  

          Öğretmenlerimiz de çoğu zaman bizimleydiler ; “ bunlar  kızlı oğlanlı bir araya geliyorlar, başlarında duralım da  şimdiden zihinlerini bulandırmasınlar ” demiyorlardı, jandarmalık yapmıyorlar; üstelik annebabaları “hocam, eti senin kemiği benim” demişken…

           Birlikte öğrenirdik pi sayısının 3,14 olduğunu , itilaf devletlerinin adlarını,  Huzur romanını Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığını,  şiirde hece ölçüsünü, resimde perspektifi, müzikte do majörü,  mi minörü.. Aynı şekilde birlikte eğlenirdik, kantinden alınan simitle çayı birlikte yerdik…

           Hiçbir şey olmadı, olmasından ne ailemiz ne de öğretmenlerimiz korktu …
Ana babanın narin filizini okulda öğretmen öyle bir bilgiyle, maharetle, sevgiyle , şefkatle  büyütüyordu ki  endişeye zerre kadar yer yoktu.
         Birkaçıyla  hâlâ görüşüyor olmaktan mutlu olduğum,  emekleri hakikaten ödenmez abide şahsiyetler öğretmenlerime  şükranlarımı  sunuyorum …
  
           Bütün emeğe rağmen kötüyü yapacak varsa, nasılsa bir fırsatını bulup yapacaktı, kim engel olabilirdi ?..Hem yapana da hiç şahit olmadık, bilmedik, görmedik..

            Güven duyuluyordu gençlere , ve duyulan güven hiç suistimal edilmiyordu, tıpkı bugünkü gibi…

             Gençler, ona güvenenleri hayal kırıklığına uğratmıyor emin olun…

            Aksi olsaydı eğer. her fırsatta saygıyla andığımız  Mustafa Kemal Atatürk,  geleceği, damarlarında asil kan akan gençliğe emanet eder miydi? 

           (murat altunkaynak/ 08 kasım 2013 ) 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder