*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

10 Ekim 2013 Perşembe

saygılar, saygıyla...



İçten ‘merhaba’ ile başlayalım, herkese, daim sevgiyle bir kez daha merhaba… 

Uzun zaman oldu yazmayalı, ister tembellik ister üşengeçlik deyin eyvallah ama, bir de içten gelmesi de lazım deyin…  
Sevgili okur, bu kadar selam sabahtan sonra asıl mevzuya geçelim ki vaktinizi yememiş olalım, sonra sizden de okkalı bir sitem nasibimize düşmesin…

Ahkam kesmek değildir niyetim , hiçbir zaman olmadığı gibi haddim de değil…
İslamın beş şartı var, altıncısı olsaydı ‘haddini bilmek’ yedincisi olsa ‘haddini bildirmek’ olurmuş …

Yaşadıklarımızdır bizi biz yapan, yaşamadıklarımız değil; hayallerimizi ayrı tutarak söylüyorum bunu. Kısa bir süre önce yaşadıklarımla daha ne kadar  şey öğreneceğimizi ya da öğrendiklerimizin pratiğini yapmış oldum. Konu mankenlerine bilhassa teşekkür(!) etmeden geçersem ayıp etmiş olurum, saygısızlık etmeyeyim sevinsinler…
Saygı denen şeyin esamesi okunmaz oldu aslında…

Önceki gün şehrin  bilinen, marka olduğunu iddia eden bir pidecisinde alışkın olmadığımız tavırla karşılatık sevgili arkadaşımla… Yediğimiz yemeğin ardında ikram diye getirilen çaya öyle bir bedel ödettiler ki, “ha bu da bana ders olsun” dedirtti... Yediğinizi içtiğini gösteren  adisyon denen kağıda baktığımda , anladım ki ikramlar artık bedelliymiş de benim haberim yokmuş… Ankara’da işletmeciler müşterileri de işletmeye başladılar, deyiverdik sevgili arkadaşımla.  Ben Ankara’yı yazayım siz dünyanın hangi noktasındaysanız orayı daha iyi bilirsiniz … Belki de siz de aynı şeyleri yaşıyorsunuz ama “boşveeeerrr” deyip geçiyorsunuz.
Ben geçemedim, benim arkadaşım da geçmedi tepkimizi adabınca koyuverdik, doğuştan rahatsız bir tarafımız var işte…

Buraya kadar güzel de , bundan sonrası evlere şenlik… Tepkimize verilen “yediğiniz az ise çayı parayla içersiniz efenim,” gibi yüksek zeka ve istisnai ticaret ahlakı örneği saygı dolu (!)cevaba mı yanalım yoksa çay görünümlü bulaşık suyuna reva görülmemize mi, yoksa ödediğimiz “boğazda” çay pahasına mı bilemedik… Hala da bilmiş değiliz ya…

Müessesenin güzide patronuna da durumu yazılı bildirdik, hakkını yememek adına belirteyim ertesi gün aradı,  özür diledi ama yine de uygulamalarının doğruluğunda ısrar etti. Ne diyelim size kalan müşterilerinizle hayatta mutluluklar, tabii ne kadar kalırsa, kimse akılsız değil, uyanmak biraz zaman alır hepsi o kadar. Müşteriye saygı giderek yok oluyor, acele edin kalanına da yetişemezsiniz…  


Madem yaşıyoruz yine karşılaşırız ahmağına, aptalına, ukalasına tekmili birden saygısızına…

Bilmediğimi bildiğime inanarak , lüzum gördüğüm eğitimleri almaya pek hevesliyimdir..
Bulmuşken kaçırmayayım, hocaları da iyiymiş öğrenelim üç beş kelime de cahilliğimizi defedelim düşüncesiyle gittim. İyi de yapmışım , bilgiden zarar gelir mi , ee bilgisine göre, deyip geçelim..
Konu ilginç, eğiticiler donanımlı gözüküyor ,teknolojik olarak her şey sağlanmış, ortam gayet iyi, katılımcılar yerlerinde, her şey âlâ…

Eğitim başlıyor, bilgiler ardı ardına geliyor , hoopp katılımcılardan biri iki de bir söz kesip bir şeyler söylüyor… Hoca beyefendi adam, efendim deyip eğitilemeyen eğitilene cevap veriyor .. Konuya dönüp anlatmaya başlıyor hooop bir daha aynı şeyler… Kim konuşsa bir laf sokma, bir yerme , yanlış çıkarma çabası,hadsizlikte sınırsızlık sorma gitsin.Haspam zekikızı zeki yani…  Hocanın konsantrasyon giderek düşmeye, sabrı azalmaya başladı haliyle… Ya biz diğer katılımcılara,bütün işi gücü bir kenara bırakıp, hevesle  öğrenmeye gelenlere  ne oluyor?   Ne olacak hocadan farkımız yok, “tövbe ya rabbi”lerimiz havada uçuşuyor…  Sabır bu ya en sonunda tükenir taş olsa çatlar orta yerinden, bilinmez had bildirilir hadsize…
Ne bilene saygı var , ne bilgiye ne de bilmek isteyene…
Hayatın dokunduğumuz her noktasında saygı göremez olduk, gösteriyor muyuz peki, kendi adıma gösteriyorum, gösteriyor isem saygı görmek  bin kere hakkımdır, hakkınızdır.

Devlet Tiyatroları'nın iki oyununu Kösem Sultan ve Teneke’yi bu hafta izledik, iki cümle etmeliyim; detaylı ve yetkin yorumu dostum Murat’ın iki güzel yazısında bu blogda bulabilirsiniz…

Kösem Sultan, gayet başarılı bir prodüksiyon olmuş; sahne, kostüm, dekor, ışık vs gayet hoş. İki buçuk saate yakın süren prodüksiyondan aklımızda kalan tek cümle var mı, yok … Prodüksiyon olarak kalmış.
Yaşar Kemal’in eserinden sahneye konulan Teneke ise harika bir tiyatro oyunu olmuş, hikaye , oyunculuk, sahne vs. ile uzun süre akıllarda kalacak sahnede kalacağı gibi … Teneke sonunda ise aklımızda çok şey kaldı…   

Emeğe saygı ama, seyirciye de saygı…

Saygılar,saygıyla...


 murat altunkaynak/10 ekim 2013-ankara /  (fotograf: bedri rahmi koyu/göcek/m.altunkaynak)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder