*toplamda "105" ayrı ülkeden günlük ortalama "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

30 Ekim 2013 Çarşamba

kınamak, bumerangdır aslında, illa ki döner … kınadığını yapmadan da ölmezmiş insan…



Değer yargılarımız vardır bilirsiniz …

Toplumsal değer yargıları, sizi doğurup büyüten toplumun, yüzyıllara yayılan süreçte gelişen bazıları değişen bazıları da inatla aynı kalan temel değerler (din,ahlak, örf,görgü  vs)  bütünüdür.

Sizi siz yapandır bir bakıma; yeğdiniz yemekten tutun da nasıl gezip tozacağınıza kadar ne varsa hemen her şeyi dizayn etmeyi ister ve yapar da…

Siz farkında olsanız da olmasanız da hayatınızı yönlendirir…
Sizin yerinize karar verir; nerede yaşayacağınıza, neye inanıp neyi reddedeceğinize, nelere gülüp nelere üzüleceğinize…
Ve yine sizin yerinize karar verir kimi seveceğinize, kiminle evlenip ve onunla ne kadar yaşayacağınıza mutlu olup olmadığınızı umursamadan.
Teslim olmuşsunuzdur, teslimiyetin farkında olmamanız da normaldir. 
Toplusal değerler, öyle bir ustalıkla yapar ki bunu aldığınız hava kadar içtiğiniz su kadar normal gelir…
Ona inanmış çoğunluklara, tadımlık da olsa, numaradan da olsa “kişisel değerlerini” oluşturmasına, kendi yargılarını ilave etmesine fırsat da verir. (Hakkını yememiş olalım…)

Toplusal değer yargıların gölgesinde, yönlendirmesinde, sınırlamasında ya da ne derseniz deyin artık, oluşan kişiliklerimizle diğer insanlardan farkımız yoktur. Farkımız, kendi oluşturduğumuz düşüncelerimizle hayat bulur.
İstenen ve beklenen, öteden beri gelenlerle kişisel özellikleri harmanlayıp daha iyisini ortaya koymakken, çoğunlukla bu böyle olmaz…

Çok az sayıda kişi istenene ulaşabiliyor,  kafa yormaya ve dirençlere karşı koymaya gücü yetenler…

Kendimizi eleştirmeye, özeleştiri yapmaya cesaretimiz yok.

Başkasını yargılamak, eleştirmek o yüzden çok kolay ve cazip geliyor.

Bunu, toplumsal ve kişisel değer yargılarımızla yapıyoruz doğal olarak…

Ancak altını çizerek ifade etmeliyim ki yapılan hiç de doğal değil…

Yıllarca sizin hayatınızda akraba amca/dayı/hala/teyze kimliğinden öte yer almamışlar gün geliyor hayatınızda yaptığınız bir değişiklikte ya da  incitildiğinizde  hatırlarına geliyorsunuz…Birden küçük tanrıcıklar oluveriyorlar kararınızı eleştirip, kınayıp, yargılayıp kararını veriyorlar: katli vacibtir”….

Bu kadarıyla tatmin oluyorlar mı,  olmuyorlar infazını da gerçekleştiriyorlar… Sizi uçurumdan atıveriyor, üstünüze de toprağı döküyorlar yürekleri sızlamadan….

Siz anlıyorlar mı sanıyorsunuz,
tabii ki hayır…
yaptıkları sadece kendini tatmin etmek.
Sizin duygularınızı, yaşadıklarınızı, acılarınızı, sevinçlerinizi asla önemsemiyorlar… Emin olun, zerre kadar önemsemiyorlar.

Sizi önemseyenler, klasik ama pek geçerli söylemle, iyi günde olduğu gibi kötü günde de yanınızdadır.
Belki her gününüzde, her ananızda değil ama çoğunlukla sizinledir; anneniz gibi, babanız gibi, kardeşleriniz gibi… Canınızdan olanlar yani… “Omuzum burada, buraya yasla başını ağlayacaksan ağla, ben varım” diyenlerdir. 
Onlar sizi hep önemser, hep sever ve daima iyiliğinizi isterler, can-ı gönülden her şartta, durumda... 

Diğerleri yani; haddini bilmezler, küçük tanrıcıklar üzüntünüzü, sıkıntınızı paylaşır gibi gözükenler, aslında kendilerini düşünürler anlamazlar sizi,  kınarlar en acımasız duygu(suzluk)larıyla…
İncindiğinize içten içe de sevindiklerini söyleyebiliriz
         “çok şükür benim başıma gelmedi.” derler siz duymasanız da…

Ya öyle mi! 

Ama kınamak, bumerangdır aslında, illa ki yapana döner…

Kınadığını yapmadan da ölmezmiş insan, hatırlatmış olalım…         
                                                                     

murat altunkaynak/30 ekim 2013/ ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder