*türkçe'nin yaşadığı "107" ayrı ülkeden günlük "500" tekil ziyaretin yapıldığı yedigünyazıları'ndasınız...
*okurların, ülke / şehir dağılımını sağ alttaki küçük dünyayı tıklayarak görebilirsiniz...
*her cümle "5846" sayılı fikir ve sanat eserleri yasası korumasındadır...
*
fotoğrafları "ekseriyetle" büyütebilirsiniz / murat örem...

12 Nisan 2013 Cuma

örsan öymen / örsan k.öymen ; güzel babaların güpgüzel çocukları...ve muhteşem bir yazı...


Değerli okur....

Değerli yedigünyazıları okurları....

Burayı dikkatli takip edenleriniz bilir, bir çok yazıda onur duyarak evlatlarımdan bahsettim ....



Evlatlarım dünyanın en güzel evlatları benim için tıpkı çoğunuz gibi...



İyi bir baba mıyım bilmiyorum ama iyi bir baba olmak için gönülden çabaladığımı ve bu  çabamı fark ettiklerini çocuklarımdan da çok duyduğumu biliyorum...



İnsan baba veya anne olmak için karı veya koca da olmak zorunda en azından hayatının bir döneminde....



Karı kocalık ayrı bir zanaat...

Siz dünyanın en bulunmaz hint kumaşı da olabilirsiniz kendinizce ama karşınızdaki size şilebezi  hatta bulaşık bezi muamelesi yapabilir yıllar boyunca...

Bunu istemeyerek de yapabilir...

Kötü bir insan olmadığı halde de yapabilir...



Veya karşınızdaki dünyanın en nadide çin vazolarından biridir de siz ona küllük muamelesi yapmış olabilirsiniz....

Bu da mümkündür....

Bu da sizin beş para etmez adam olduğunuzu göstermez...



Şu hayatta bir şeyler ters gidiyorsa mutlaka birden fazla taraf vardır mesul olan....



Neyse , bunlar derin konular...

Zaman zaman hepsine aklım erip dilim dönüp klavyem elverdiğince değinmeye çalıştığımı yine bilir içinizdeki daimi okurlar...



Tekrarlayayım....

Ben 45 yaşında bir babayım...

İki erkek evladım var...

Gözümün nuru olan...

Büyük laflar etmeyi sevmem ama çocuklarımı doğdukları andan itibaren yalnızca ihtiyaçları karşılanması gereken küçük insanlar olarak görmediğim için evlatlarım benim hem çocuğumdur hem de en yakın arkadaşlarım taaa  üç beş yaşlarından itibaren bu yana...



Bu yüzden Umur yani büyük oğlum üniversite dolayısıyla 3 saatlik uzaklıktaki bir şehre gittiğinde ve her zaman gelip gitme imkanı olduğunda bile en yakın arkadaşımın özlemi canıma okur benim...

Hala ve daima....



Arda daha lisede olduğu için çok şükür yanımızdadır daha...

Elbette onun da uzaklara gideceği zamanlar gelecektir ...

O zaman onun (da) özlemi okuyacaktır canıma....



Umur büyük oğlum(uz)dur...

Tam adıyla Umur Örsan’dır adı...

Arda küçük oğlum(uz)dur...

Tam adıyla Arda Erhan’dır adı...

19 ve 15’tir yaşları...

Umur’un ilk adını bir filmden yola çıkarak annesi koymuştur...

Umur’un Örsan olan ikinci adını çocukluk yıllarımda bile büyük bir mutlulukla yazılarını okuduğum Örsan Öymen’den yola çıkarak ben koymuşumdur....



Arda’nın ilk adını annesi koymuştur...

Arda’nın Erhan olan adını bir çok yazımda sevgimle özlemimle isminden bahsettiğim tiyatrocu Erhan Dayım’dan yola çıkarak ben koymuşumdur...



Dün gece bizim evde küçük bir ayar verme operasyonu vardı...

Arda yani iki numaralı oğlumuz hepimizin hayatının bir döneminde yaptığı gibi derslerle olan muhabbetsizliğinde ısrarla duvara çarpmaya devam ettiği için tecrübelerimi paylaşmaya çalıştım onunla...



Dereden tepeden konuşurken farklı örnekler vermeye çalıştım...

Şu internet denen deryanın kullanmayı bilmezseniz nasıl rezil bir bataklığa döndüğünü anlatmaya çalıştım döne döne....



Sonra bugün son yılların en düzgün haber, akıl fikir ve izan sahibi olan internet sitesi t24’te  örsan k. öymen imzalı şu yazı çıktı karşıma...



Birinci oğlumun ikinci adı olan Örsan’ın esbabı mucibesi olan güzel insan Örsan Öymen’in aynı adı taşıyan oğlu Örsan K. Öymen sanki dün akşamki sohbette bizim evimizde gibiydi...



Ürperdim okurken...

Sanki cümleler , kelimeler bile aynıydı....



Aşağıdaki yazıyı t24’ten kopyalayarak aldım...

Gözünüz ağrımadan, bahane üretmeden, teşaşüre gitmeden, cep telefonunuza bik bik basmadan , yan yattı çamura battı demeden, bahane üretmeden  okuyun aşağıdaki  yazıyı...



Okutun okutun okutun okutun  aşağıdaki yazıyı...



Yazıcıdan çıktı alıp hala aklı fikri çalışmaya devam eden dostlarınızla paylaşın....

Bir de şu t24’ü ekleyin sık okunanlar listesine  bilgisayarınızın...



Ferhan Şensoy cümlesiyle bitireyim ben de bu ön yazıyı artık çünkü yazının güzeli aşağıda  ;

“İngilizce bilmeden hepinize  ay lav yu....”



( murat örem / 12 nisan 2013 / ankara...)





...........................

( aşağıdaki   yazı türkiyenin son yıllarındaki en düzgün haber/akıl fikir / izan sahibi internet sitesi t24’ten alınmıştır...doğan akın’ın t24’te  emekleri vardır...yazının sahibi örsan k. öymen’dir...)



......

Türkiye’de kahvehane kültürü diye bir mevhum vardır. Bazı insanlar saatlerce kahvehanede oturur, orada insanlarla sohbet eder, dedikodu yapar, kendisini anlatır, lakırdı yapar, taraftar bulmaya çalışır, kağıt oynar, zaman öldürür.



Kahvehane kültüründe üretmek veya yaratmak yoktur. Orada zaman boşa akar gider.



Kahvehane kültüründe, bu dünyada bir iz bırakmak, olayların akışını değiştirmek, topluma bir yarar sağlamak veya bir insanla özel bir duyguyu veya düşünceyi yaşamak ve geliştirmek gibi anlayışlar yoktur.



Burada kişi kendisini bir anlamda hiçliğe bırakmıştır.



Son 7-8 yılda dünya ile birlikte Türkiye’de de moda olan “Facebook” ve “Twitter” gibi sözde “sosyal paylaşım siteleri” de bizim bu kahvehane kültürünün modern bir versiyonu haline dönüştüler. İnsanlar ekran karşısında, internet ortamında, sohbet ediyorlar, dedikodu yapıyorlar, kendilerini anlatıyorlar, lakırdı yapıyorlar, taraftar arıyorlar.



Ortada elle tutulur hemen hemen hiçbir şey yok.

Boşa giden zaman.

İnsanlar ekranın karşısına amip gibi, zombi gibi yapışmışlar, boşa zaman harcıyorlar.



Üstelik kahvehane kültüründen farklı olarak karşılarında gerçek bir insan da yok. Sadece ekran var.



Kafalar ve beyinler artık ekran olmuş.

Duygular ekran olmuş, düşünceler ekran olmuş, insanlar ekran olmuş.

Yaratacak ve yaşayacak gücü ve cesareti olmayan herkes ekranların esiri ve müptelası olmuş.



“Facebook” ve “Twitter”, teknolojinin getirdiği yabancılaşmanın ve yüzeyselleşmenin en iyi örneklerinden bir tanesi aslında. Düşünün ki, “sosyal paylaşım” kavramı bile bu sitelerle özdeşleşmiş durumda! Oysa kahvehanede sosyal paylaşım ne kadarsa, işte orada da o kadar!



Elbette “Facebook”u ve “Twitter”ı yararlı amaçlar için kullananlar da var. Örneğin bir sivil toplum örgütü etkinliğini duyurmak için kullananlar, bir haberi, yazıyı veya kitabı paylaşmak için kullananlar, bir düşünceyi paylaşmak için kullananlar, felsefeyi, bilimi ve sanatı paylaşmak ve yaymak için kullananlar, sosyal adalet doğrultusunda reform yapmak veya devrim yapmak için kullananlar, siyasal bir eylemi duyurmak için kullananlar vs. Ancak araştırmalara göre bunların sayısı yok denecek kadar az.



Büyük çoğunluk “Facebook” ve “Twitter” ile birlikte amipe ve zombiye dönüşmüş durumda. Bu insanlara, hiçbir işe yaramayan toplumun parazitleri de diyebiliriz! Acı ama gerçek!



“Facebook”taki “arkadaşlık” kavramıysa tam traji-komik bir olay. Arkadaşlık kavramı ekrana sıkıştırılmış cümlelere ve fotoğraflara indirgenmiş halde. Arkadaşlık ekranla birlikte sanal hale dönüşmüş durumda. Var mı, yok mu belli değil.



“Twitter”daki “takipçi” kavramına ne demeli? Bu da ayrı bir komedi.



Sen kimsin de senin takipçin olacağım? Che Guevara mısın, Lenin misin, Mao musun, Marx mısın, Mustafa Kemal misin, Gandi misin, Mandela mısın, Martin Luther King misin, kimsin?



Senin her gün ne yaptığın beni neden ilgilendirsin?

 Sen çok mu önemlisin?



Elbette herkes kendisinin çok önemli olduğunu sanıyor. Daha doğrusu herkes önemli olmak istiyor.

İçi boş şişmiş bir egonun beslediği bir tür narsizm de diyebiliriz buna. “Facebook” ve “Twitter” insanların kendilerini önemli sanmalarını sağlıyor. Tam bir aldatmaca!



 Birileri de insanların bu psikolojik zaafları üzerinden zengin oluyor!



“Şu kadar arkadaşım var, şu kadar takipçim var” diye övünmek de işin başka bir boyutu. Gerçek yaşamda senin kaç gerçek arkadaşın var, gerçek yaşamda senin kaç takipçin var? Asıl konu bu.



Bunların sayısı 5-10 kişi bile olsa, bu gerçek insanlar, 2000 sahte insandan daha değerlidir. Ancak insanlar sahteleşince, arkadaşları ve takipçileri de haliyle sahte oluyor.



İnsanlar “Facebook” ve “Twitter”da yalnızlıklarından kurtulduklarını sanıyorlar, oysa yalnız oldukları için “Facebook”a ve “Twitter”a sarılıyorlar. Yalnızlık “Facebook”u ve “Twitter”ı tetikliyor, “Facebook” ve “Twitter” da yalnızlığı tetikliyor. Kısır bir döngü.



Türkiye, bu “Facebook” ve “Twitter” saçmalığının dünyadaki en büyük kurbanlarından bir tanesi.



“Facebook” kullanıcıları içinde Türkiye yüzü aşkın ülke içinde dünyada ilk onda. “Twitter” kullanıcıları içinde de dünyada ilk yirmide. Bazıları da bununla övünmeye çalışıyor! Oysa bu toplumsal çöküşün göstergesinden başka bir şey değil! Bu amipleşme ve zombileşme sürecinin göstergesinden başka bir şey değil! Bu hem toplumdan hem de doğadan yabancılaşmanın ve uzaklaşmanın göstergesinden başka bir şey değil!



Bu gerçek sosyal paylaşımın çöküşünün göstergesinden başka bir şey değil!



ABD’de “Pear Analytics” adlı bir araştırma kurumun çalışmasına göre, “Twitter” mesajlarının % 40’ı “önemsiz laf salatasından” oluşuyor! Bunu %37 ile “karşılıklı sohbet” kategorisi izliyor! Daha sonra bunu %9 ile “bir duyuruyu / bilgiyi / sohbeti iletmek” , %6 ile “kendi promosyonunu yapmak”, %4 ile “spam”, %4 ile “haber paylaşmak” izliyor!



Böyle bir tablodan uygarlık çıkar mı?



Böyle bir tablodan çıksa çıksa amipleşmiş ve zombileşmiş bir topluluk çıkar!



Üstelik bu siteleri kullananların büyük çoğunluğu gençler! İşi gücü olmayan emekliler değil!



Geleceğimiz bu amiplere ve zombilere emanet!



Dünyada “Facebook” kullananların %72’si 13-34 yaş arası grup. Bu %72 içindeki %52 ise 13-25 yaş arası grubu oluşturuyor. Yani toplam kullanıcıların yaklaşık yarısı 13-25 yaş grubu arasında. 13 yaş altı çocuklar için “Facebook”a üye olmak zaten kanunen yasak, ancak buna rağmen milyonlarca çocuk da “Facebook”a üye olmak için çırpınıyor. 13 yaşın altında oldukları için her gün 20bin kişinin “Facebook” üyeliği iptal ediliyor!



“Twitter” için de benzer bir durum söz konusu: Bir araştırmaya göre kullanıcıların %62’si 12-34 yaş arası grup. Hatta başka araştırmalara göre bu yaş grubundaki oran %80’in üzerinde.



Kendine güvenen ve yaratıcı bir gençlik yerine, “Facebook” ve “Twitter” modasının kurbanı olmuş bir gençlik!



Etken bir gençlik yerine, edilgen bir gençlik!



Sonuç:

Çocukluğumuz ekranlarda,

gençliğimiz ekranlarda,

ruhumuz ekranlarda,

geleceğimiz ekranlarda!



Doğaya çıkmak, topluma inmek, gerçek yüzleri, gerçek cıvıltıları görüp yaşamak yerine, sıkışmışız yapay ve yalnız bir ekranın içine! *



*İngilizce’de “face” sözcüğü “yüz”, “twitter” sözcüğü de “cıvıltı” anlamına geliyor.

örsan k. öymen....( t24)





( yukarıdaki yazı türkiyenin son yıllarındaki en düzgün haber/akıl fikir / izan sahibi internet sitesi t24’ten alınmıştır...doğan akın’ın t24’te tarifsiz emekleri vardır...yazının sahibi örsan k. öymen’dir...kendisine içten saygı ve selamlar iletilmektedir...murat örem...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder